Teslim Töre Yazdı: AĞUSTOS ZAFERİ HAYAL OLDU AMA…


CA10CF22-8F3D-449D-85FE-F1DE20F404E1

Teslim Töre

Erdoğan Mustafa Kemal’den geriye ne kalmışsa tümünü tarihten ve toplumun hafıza kayıt bölümünden tümü ile silmeye çalışırken Mustafa Kemal’in yaptığının tersine Kürtlerle CHP’yi yan yana getirmeyi başardı. Belki Ata da olmak isterdi ama Türk atası olmaya fazla hevesi yoktu, o nedenle ona fazla heveslenmedi, o daha çok Arap İslam atası olmayı hedeflemişti. Bu amacından dolayı “her türden milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” diyerek bir ideolojik yapı hazırlamaya çalıştı, ama fazla işe yaramadı. O nedenle o da olmadı, hem Araplar istemedi, hem de ilk dönemlerde bazı Araplar Erdoğan’ın posterlerini ve Türk bayrağını taşıyarak tezahüratta bulundularsa da Erdoğan’ın Arap Atalığı konusunda genel bir Arap isteği oluşmadı. O nedenle de söz konusu arzusuna kavuşamadı. Önceleri “ayaklarının altına almış olduğu” Türk milliyetçiliğini ayaklarının altından çıkartıp, başının üstüne koyup, Türk milliyetçiliğinin hamisi olan Devlet Bahçeli ile kol kola girerek geriye dönüş yapmış olsa da dönüşü faşist bir bulamaca bulanmış olmaktan öteye bir işe yarmadı. Erdoğan’ın bulanmış olduğu faşizm bulamacı, Erdoğan’ın beynini meşgul eden dincilikle buluşunca korkunç bir kafa karışıklığı içine düştü.

Söz konuşa kafa yapısı ile “Ağustos zaferleri” yaratmaya çalıştı. Bu zaferleri Irak sınırından başlayıp, Suriye sınır boyunca uzanan Kürt koridoru üzerinde yapmayı, oradan da Doğu Akdeniz’e kadar varan coğrafya üzerinde gerçekleştirmeyi planlamıştı. Tabi ki planlamakla da kalmadı, bu komik görüşünü bütün bir dünya alemle de paylaştı. Erdoğan’ın belirlemiş olduğu Ağustos Zafer bayramlarını gerçekleştirmeyi planladığı güzergaha dikkatle bakılınca sözünü etmiş olduğu Irak sınırı ile Suriye Türkiye sınır boyuna ABD-Koalisyon Ortakları Ve ABD’nin “müttefikimiz” dediği Kürt güçleri konuşlanış durumda. Erdoğan “kendi planımı uygularım” dedikçe ABD “bu bize uymaz” diyor. Koalisyon güçleri “kabul edilemez” diye ret ediyor. Kürtler ise Erdoğan Türkiye’sinin varlığını bile kabul etmiyor. Dolayısı ile söz konusu alanda Erdoğan’ın Ağustos zaferini gerçekleştireceği bir alan kalmıyor. Doğu Akdeniz bölgesinde ise: “alan almış satan satmış” denir ya işte öyle. Akdeniz’e kıyısı olan olmaya bir çok ülke denizden çıkacak olan her şeyi kendi arasında paylaşmış durumda. Bilvesile “Ağustos zaferine” herhangi bir mecal bırakmamışlar.

Böylece somut pratikte görüldüğü gibi Erdoğan’ın “Ağustos zaferi” hiç gelmeyecek bir bahara kalmış durumda. Erdoğan Mustafa Kemal’den kalma 30 Ağustos vb. gibi zaferlere benzer zaferler oluşturamadı ama Mustafa Kemal’in bırakmış olduğu Dersim Kürt katliam ve soykırımından geriye kalan Kürt katliam ve soykırımlarını tamamlamaya çalıştı. Dersim soykırımı üzerine Sur, Cizre, Yüksekova, Şırnak vb. gibi Kürt il ve ilçelerinde katliam ve soykırımları ekleyerek, tamamlamayı sağladı. Bunlarla birlikte CHP tarihinde hiç olmamış, olması da olası gibi durmayan bir başka şeyi başardı. O da Kürtler’le CHP’yi kendine karşı, hatta sadece kendine karşı da değil, demokrasi düşmanlığına, faşizme karşı da bir araya getirebildi. Erdoğan 17 yıllık iktidarı süresince Kürt düşmanlığını kullanarak CHP’yi yanında tutabildi. Ama Erdoğan diktatörlüğünün zorlaması ile toplumsal ilerleme sürecinde oluşmaya başlayan toplumsal doku ve dengeler kendi lehine bozulunca toplumda oluşan değişim dinamizmi CHP’nin yönetimini de aşarak tabanın tavanı aşmasına neden oldu.

Söz konusu süreçte CHP tabanı müthiş bir dönüşüm yaşayarak, tabir yerindeyse “başlar ayak ayaklar baş olma” konumuna geldi. Özelikle de yerel seçimlerde HDP’nin son derece isabetli seçim stratejisi CHP’nin tabanında oluşmuş olan gelişim ve dönüşüm hareketini beklenmeyen bir alt üst oluşa dönüştürdü. Bu alt üst oluş sadece CHP’de değil, bütün olarak sistemde bir gelişime neden oldu. Devri Erdoğan’a kadar CHP bir statüko partisi olarak kalmıştı. Ne kendisi demokratik bir parti olma eğiliminde oldu, ne de kurmakla övündüğü T. Cumhuriyeti devletini demokratikleştirme gibi bir pozisyona girdi. CHP başta Kürt düşmanlığı, devamında kendi solundaki yapılanmalardan dolayı hep sağa kayma, sağda kalma, devleti destekleme pozisyonunda oldu. Yaşamış olduğu bu sol korkusu ve Kürt düşmanlığı nedeni ile bu her iki kesime de zarar vermesi nedeni ile hep yapılan askeri cuntaların destekçisi oldu. Sola ve Kürtlere baskı yapacağını bildiği bütün cuntaları açık açık olmasa bile el altından destekleme pozisyonunu sürdürdü. Ne zaman ki Erdoğan diktatörlüğü, CHP’nin sahiplendiği devletin bütün alt yapısını yok etmeye başladı, CHP o zaman demokrasiyi savunmaya, “adalet” yürüyüşleri yapmaya başladı.

Evet Erdoğan “Ağustos zaferi” ya da zaferleri yapamadı, yapamayacak bir pozisyona düştü, ama CHP’nin statükoculuk konumundan koparak demokratikleşmesine ve dolayısı ile de bir asra yakın zamandır düşmanlık yapmakta olduğu Kürtlerle yan yana gelerek, Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadeleye başlamasına neden oldu. CHP’nin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman değişmemiş olan Kürt düşmanlığı ve statükocu yapısından kopmaya başlaması ancak devri Erdoğan’dan sonra olmaya başladı. Ve tabi ki bu da devri Erdoğan’ın sona doğru hızla ilerlemesine neden oldu. CHP’nin demokratlaşması, Kürt düşmanlığından vazgeçmesi, aynı zamanda Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokrasi yolunda mesafe kat etmesine de katkı yaptı. Yaptı çünkü doğanın etki-tepki yasası her konuda olduğu gibi bu konuda da işlemeye devam etti ve işlemeye devam ediyor.

Erdoğan Türkiye’ye çok büyük kötülükler yaptı, ülkeyi olmadık olumsuzluklara sürükledi. Ama CHP ile Kürtlerin arasında bir asra yakın zamandır var olan düşmanlığa son vermekle Türkiye’nin toplumsal ilerleme sürecine son derece önemli katkılarda bulunmuş oldu. Erdoğan diktatörlüğü bir yanda Türkiye toplumsal ilerleme sürecine önemli katkılar yaparken aynı zamanda bu bağlamda diktatörlüğün tepe taklak bir vaziyette kendi sonu olan tarihin çöplüğüne doğru yuvarlanmaya başlamasına da ivme kazandırdı.
CHP demokratikleşip, Türkiye’nin en önemeli sorunu olan Kürt sorununu “ben çözerim” noktasına geldikten sonra Türkiye’nin hala Erdoğan zulmü altında olmasına rağmen gelecek açısından saylağa çıkmış olmasına net olarak işaret ediyor. Erdoğan diktatörlüğü iç doku ve dengelerde deprem mahiyetinde bir gelişim yaşayınca eşyanın doğası gereği söz konusu toplumsal deprem dış dinamizme de sirayet ederek, dış politikada da bir son bahar yaprak dökümü yaşanmaya başladı.

Erdoğan diktatörlüğü iç dinamizmde dokusal dengelerde müthiş bir sarsılma ve denge bozulması yaşarken, eşyanın doğası gereği dış dinamizmde de diplomasinin rayları bozuldu, bütün raylar birbirine karıştı. En başta da Mustafa Kemal’in “yurtta sulh cihanda sulh” dış politikası perspektifi ile birbirinden uzak tutulan Rusya ile ABD’nin diplomasi rayları aynı şekilde uzak bir mesafede durulmaya çalışılan İslam Arap dünyası Erdoğan’ın Arap İslam dünyasına müptelalığı nedeni ile “yurtta savaş cihanda savaş” politikası doğrultusunda birbirine karıştırıldı. Erdoğan Türkiye’si her iki süper güç nezdinde son derece büyük prestij kaybına uğrayarak, özgül konumunu kaybedip, dondurma yedirilen bir savaş araç ve gereçlerinin tedarikçisi konumuna indirgendi. Dolaysıyla her iki süper gücün oyuncağı haline geldi.

Erdoğan 17 yılda Türkiye’yi büyük çıkmazlara soktu, iç ve dış itibarını sıfırladı. Sadece Suriye politikası iflas etmedi, bir bütün olarak diplomasi ilişkileri bütün işlevini kaybetti. Bu güne kadar eline geçen bütün olanakları hovardaca harcadı. İdlip, El Bab, Cerablus, Afrin konusunda Rusya’nın oyununa geldi. Ama hala söz konusu oyundan kurtulabilmiş değil. Bütün argümanlarını bitirmiş olmasına rağmen hala kendini ve bu güne kadar aldatmış olduğu yandaşı avutmak için: “güvenli bölge’de kendi A-B-C planının olduğunu, onu uygulamaya koyacağını” temcit pilavı gibi tekrarlayarak avunmanın yollarını arıyor. “Güvenli bölge” konusunda ABD’nin kendisini avutmak için bir yöntem uyguladığını, aslında söz konusu alanda yapabileceği hiçbir şeyin kalmadığını bile bile hala A-B-C planlarından bahsediyor. Neyse Erdoğan’ın zaferlerinin hayal olduğu Türkiye Erdoğan’dan kurtulmanın eşiğine geldiği sürece girmiş bulunuyor.

Teslim TÖRE
8 Eylül 2019