3882F084-4E60-4558-B2B4-D1D3198CFE4D

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

1970’lerin sonlarını hatırlayanlar 1979 yılında İran Şahlık sisteminin yıkılıp yerine Humeyni rejimi kurulduğunda belli kesimler ki özelikle sol’a bulaşan kesimlerdi bunlar ağız birliği edercesine “Humeyni rejimi çağdışıdır. Gidicidir, gitti ha gidecek“ diye yazdı çizdi. Üzerinde 40 sene geçmesine karşın bir yere gittikleri yok. ABD veya başka bir dış güç müdahale etmediği müddetçede daha uzun bir süre ülke yönetimine egemen olacaklardır.

Aynı çevreler aynı mantığı şu an Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu İhvanı Müslim iktidarı için “yıkıldı, ha yıkılacak“ deyip duruyorlar. Büyük yanılıyorlar. Çünkü Türkiye’de İhvanı Müslim devleti ele geçirmiş bulunmaktadır. Mevcut iç dinamiklerle onu iktidarda düşürmek mümkün değildir. Seçimlede gitmeyeceklerdir. Göstermelik seçimler olsada sandıklar açılmadan önce oy dağılımı çoktan yapılmıştır. Sonuç çoktan belirlenmiştir. Kazara muhalefet seçimle çoğunluğu elde etsede devlet onlara teslim edilmeyecektir. Bugünden sonra İhvanı Müslim iktidarı ancak bir askeri darbe veya iç savaşla al aşağı edilebilir. Bunun içinde iç dinamikler yoktur. Eskiden ana muhalefetin dayandığı bir odak vardı. O da Türk ordusuydu. Bugün Türk ordusunun yerinde yeller esmektedir. Ordu fonksiyonunu kaybetmiş durumdadır. CHP’nin ordu üstünde artık yaptırımcı gücü kalmamıştır. Zaten Türk ordusu şu an kimliksiz bir konumdadır. Kendi içinde paramparçadır.

Ordu içindeki bazı kesimler 15 Temmuz 2016 tarihinde kendilerini korumaya kalkışmasıyla tasfiye edildiler. İşin ehli, ideolojik, uzman, teknikten anlayan ordu subayların ezici çoğunluğu tasfiye edildi. Kimi işkenceli sorgulardan geçti, kimi soluğu yurtdışında aldı, kimide sessizliğe büründü. Ordu içinde geriye kalan ya Avrasyacı-Ergenekoncu, ya da MHP subaylardır. AKP (İhvanı Müslim) iktidarı bunlarıda peyderpey tasfiye etmeye çalışmaktadır. Bunların yerine varsa kendi adamlarını, onlar yoksa kendilerine karşı olmayan ama kimseninde adamı olmayanları göreve getirmektedirler. Böylece orduyada hakim olmaya çalışıyorlar.

Orduya hakimiyet bir yana AKP iktidari MİT, Polis teşkilatı, yargı, Diyanet başta olmak üzere devlet bürokrasisini ele geçirmiştir. Yanı sıra SADAT adı altında militer bir güç oluşturmuştur. İddiaya göre 80 bin kişilik bir ordu olup, direk Erdoğan’a bağlıdır. Bu militer güç ideolojiktir, cihatçıdır. İktidar için ölümüne savaşan militan bir güçtür. Yanı sıra İhvanı Müslim iktidarı Türkiye’nin tüm ekonomik kaynaklarını kontrol etmektedir. Bu konumda olan bir yapı seçimlede olsa rızasıyla iktidardan vaz geçmez. Elindeki mekanizmaları harekete geçirir. Her halükarda devleti kimseye kaptırmaz. Bunu engeleyecek bir iç dinamikte ortalıkta görünmediğine göre nasıl oluyorda “AKP iktidarı gitti ha gidecek“ deniliyor? Subjektif bir niyet olmanın ötesinde bunun bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Kuşkusuz CHP’nin tabansal bir gücü vardır. Toplumun %20’ne yakın bir desteğide var. Laik bir kesimdir. Giyinmesi, yemesi, içmesi İhvancı Müslim kesimden farklıdır. Kolay kolay kendine yönelen baskılara teslim olmaz ama iktidarı alma gücünede kavuşmaz. İttifak güçleriyle ortaklaşa seçimle çoğunluk kazansalarda kendilerine devlet teslim edilmez. Almak içinde savaşmazlar. Çünkü savaşacak güçleri yoktur. Bunun için bir hazırlıklarıda yoktur. Ellerinde ordu vardı, onuda kaybettiler.

AKP iktidarı, bunu İhvanı Müslim iktidarı olarak anlayın giderek katılaşacaktır. Var olan kısmi haklarda gderek budaklanacaktır. Muhalefete göz açtırılmayacaktır. Hele Kürdlere karşı dahada azgınlaşacaklar. Kürdleri büyük tutuklanmalar, göçertmeler, yıkımlar, katliamlar beklemektedir. Kürdlere nefes aldırmayacaklar. Bu konuda AKP karşıtı muhalefete oralı olmayacaktır. Dahası iktidarın Kürdlere karşı izleceği sindirme politikası muhalefetin desteğinide alacaktır. Bu nedenle ağızlarda pelezeng edilen demokratik hak kazanımları Kürdler açısından sözden öte bir anlam ifade etmeyecektir. Bu durumda iktidar ve muhalefet arasındaki iktidar dalaşında Kürdler uzak durmalıdır. Fakat muhalefet Kürdleri kendi peşinde sürüklemeye çalışacaktır. Bu yolu dayatacaktır. İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Kürdistan seferinin esas amacıda budur. İktidara Kürdlere saldırı gerekçesi yaratılacaklar. Kürdler bu oyuna gelmemelidir. Muhalefetin kendilerini kullanmasına müsaade etmemelidir. Muhalefetin koruyucusu rolüne soyunmamalıdır. Geride durmalıdır. Güçlerini korumalıdır.

Bize göre Kürdistan’ın Kuzeyi’nin Kürdlerinin takınacağı en doğru tutum bu süreçte devletin ve de muhalefetin tüm zorlamalarına karşı provakasyonlara gelmemeleridir. Mümkün oldukça devletle karşı karşıya gelmekten kaçınmalarıdır. Kendi içine kapanmalı, mevcut olan dinamikleri korumalarıdır. Geleceğe hazırlanılmalıdır. ABD tarafından İran operasyonu sonrası Türkiye’ye yönelmeyi beklemelidirler.

Şu bilinmelidir. Türk egemenlik sistemi giderek dahada ırkçı, cihatçı, katliamcı katı bir sisteme evrilecektir. Mevcut olan imkanları ile Kürdler bu güç karşısında hak elde edemezler. Eldekinide koruyamazlar. Hak elde etmek veya eldekini koruma adına Kürdlerin sahaya inmesi halinde sistem tarafından silip süpürülür. Bu koşullarda sahiplenide olmaz. Sahiplenecek olan ABD’dir. O da bu süreçte İran Molla rejimi ile ilgilenmektedir. Türkiye ile karşı karşıya gelmek istememektedir. Bu nedenle Türk devletinin Kuzey Kürdlerine yönelmesine karşı sessiz kalacaktır. Büyük bir insanlık trajedisi yaşanmadıkçada bu böyle olacaktır. Bu nedenle Kuzeyli Kürdler çok dikkatli olmalı, ne devletin, ne de muhalefetin provakasyonlarına gelmemelidir.

Kimi çevreler bunu teslimiyet olarak algılayabilir. Bu doğru değildir. Mevcut durum özelde özelikle Kuzey Kürdleri için zorlu bir süreç olacaktır. Fakat genel gidişata bakıldığında genelde Kürdlerin önü açıktır. Orta Doğu ve Kürdistan’ın genelindeki gelişmeler buna işaret etmektedir. Bu olumlu gelişmeler sonuçta Kürdistan’ın Kuzeyi’nede yansıyacaktır. Fakat buna biraz zaman gerekmektedir. İşte o zamana kadar kuzey Kürdleri dinamiklerini korumayı politika edinmelidir. Düşmanda bunu görüyor. Kürdlere bu fırsatı verir mi vermez mi birlikte göreceğiz. Ama görünen odur ki bu süreçte Türk devleti Kürdlere ne kadar zarar verirsem yanıma kar kalır politikasını uygulayacaktır. İhvanı Müslim iktidarını sürdürmenin yolunu burada arayacaktır. Hitap ettiği ırkçı, cihatçı kesimin dahada radikalleşmesini böylece sağlayacaktır.

AKP iktidarı veya İhvanı Müslim’in devlet sınırları dışındaki politikası çöktü. Özelikle Suriye’deki hezimeti ortada. Orada istenmeyen misafir konumuna düştü. “Fırat’ın Doğusunu işgal ederim“ istemi hayal oldu. Sınıra çakıldı kalındı. Sınırlarını aşan işgal güçlerinide süreç içinde sınırlarına geri çekeceklerdir. İçlerine sindirselerde, sindirmeselerde bunu sinelerine çekeceklerdir. Dışa karşı savaş olanağı bulamayan İhvanı Müslim iktidarı o günden sonra savaşı devlet sınırları içine taşıyacaktır. Savaşı dahada tırmandıracaktır. Hedeftede Kürdler olacaktır. Kürdler bunu görmelidir. Sivil itiatsızlık eylemleriyle süreci az zararla atlatmayı politika edinmelidir. Devletle cepheden kapışmamalıdır. Bu süreçte Türk devletinin Kürdlere karşı uygulayacağı devlet terörüne karşı özelikle uluslararası güçler sürekli uyarılmalıdır. Bu rolü PYD/YPG üslenirse daha etkili olacağı kanaatindeyiz.

Tüm bunların yanı sıra İhvanı Müslim düşüncesi dünyada izole olmuş bir düşüncedir. Terörle eş anlamlı olarak anılmaktadır. Bugün bu düşünce Türkiye’de vücut bulmuştur. Dünyanın bu koşullarında bu kabul görülemez. Her halükarda tasfiyesine çalışılacaktır. Anlaşılan bu işte İran operasyonu sonrasına kalmıştır.

7 Eylül 2019