3882F084-4E60-4558-B2B4-D1D3198CFE4D

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Türk egemenlik sistemi 19 Ağustos 2019 tarihinde seçimle iş başına gelmiş Diyarbakır, Van ve Mardin Belediyelerine kayyum atadı. Tepkiler sürüyor. Sorun tepkiler ötesinde seyrediyor. Bunun nedeni kavranılmadan kayyumların amacı anlaşılamaz. Bunu da ancak Kürd-Türk ilişkilerinde aramak gerekir. Bundan soyut değerlendirmeler sonuç olarak Türk egemenlik sistemine yarar. Zaten olan biten de budur. Çünkü Kürd-Türk ilişkisi masaya yatırılmadan kayyumlar mevcut hükümet veya İçişleri Bakanın tasarrufuna bağlanılırsa, hukuksuzluk, demokrasi azlığı, insan hakları ihlali gibi gerekçelere bağlanılırsa sonuç o olur. Bu konu da sistem tarafından HDP’ye atadığı yöneticiler özel bir rol üslenmiş bulunuyor. Mevcut Kürd-Türk ilişkisi yadsınarak “kardeşler arasında yaşanan bir olumsuzluk“ olarak lanse edilmesi ibreti alemliktir. Bununlada kalınmıyor. Kürd milleti ile dalga geçercesine önlerine “ortak vatan“a sahiplenme konuluyor. Daha ötesi kuruluşundan bugüne Kürd milletine soykırım dahil her türlü uygulamayı reva göre cumhuriyetin koruculuğu görev olarak önlerine konuluyor. Cumhuriyetin önüne “demokratik“ kelimesinin konulması bu gerçeği yok saymıyor. Bunu ancak Türk egemenlik sisteminin özel görevlileri yapar. İşin gerçeğide budur zaten. Amaç Kürdleri Türkleştirmektir.

İster Türk hükümetinin, ister İçişleri Bakanının, ister Türk devlet aklının bir uygulaması deyin uygulanılan kayyum Türk egemenlik sistemi ile Kürd milleti arasındaki var olan ilişkinin sonucudur. Nedir bu ilişki? Sömürgeci-sömürge ilişkisidir. Kürdistan’ın Türk devleti tarafından işgalidir. Kürd millet egemenliğin gasp edilmesidir. Bundan öte Kürdlerin millet ve ülke olarak yok sayılmasıdır. Mazallah bunun tersini dile getirmek ölümlerden ölüm seç ile karşılanmak kaçınılmazdır. Çünkü Kürd/Kürdistan’nın varlığının dile getirilmesi ve hatta hak talebi Türk egemenlik sistem sahiplerini çileden çıkmasına yetiyor artıyor bile. Çünkü Kürd/Kürdistan realitesinin ifade edilmesi Türk egemenlik sistem sahipleri tarafından “baka sorunu“ yani var olma, yok olma ile bakılır. Bu nedenle Kürdler lehine olan her kazanım anından yok edilmelidir politika edinilir. Şu an uygulamaya konulan kayyumların nedeni budur. Burada hukuksuzluk, insan hakları ihlali, suç, ayıp, günah aramak mevcut Kürd-Türk ilişkisini görmemek demektir. Görülmediği içinde mevcut HDP yönetimi Türk egemenlik sistemin korucusu ve kolayıcısı CHP’den medet umaktadır. Kürd hareketi CHP’nin yedeğine düşürmenin politikası esas alınmaktadır. Bu nedenle HDP’nin sorumlu düzeyindekilerin ilk koştukları kapı CHP olmaktadır. CHP’de rolünü çok iyi oynamaktadır. Bir taraftan Kürdlere sahte gülücükler atarken, diğer yandan mevcut hükümet ile iktidar kavgasında Kürdlere figüran rolü biçmektedir. Bu rol paylaşımı sistemin aklının çizdiği yol haritası gereğidir. Bu çizilen yolda yürümek Kürd hareketinin dinamiklerini Türk egemenlik sistemin çıkarı gereği tasfiye etmektir. Bunun daha ötesi yoktur. Bu yol yüründüğü müddetçe kazanan Türk sitemi, kaybeden Kürd milleti olacaktır.

Peki başka bir yok yok mudur? Kuşkusuz vardır. Kürd hareketin Kürdistani bir politikaya sahip olmasıdır. Türk egemenlik sistemi ile her alanda bir kopuş sağlanmasıdır. Şu an ve hatta daha çok önceleri yapması gerekenin yapılmasıdır. Nedir bu? İlk etapta TBMM’ndeki vekillerin mazbatalarını geri verip Diyarbakır’a çekilmesidir. Revaçta olan tanımlama ile sine i millete dönmesidir. Yurtiçi ve yurtdışında geniş çaplı gösterilerle dünya kamuoyunun dikkatini çekmesidir. Bunu uzun süreli bir kampanya şeklinde sürdürmesidir. Bu politika dünyada yankısını bulur. Türk cenahta ise daha radikalleştirmeyi getirir. Dahada saldırganlaştırır. Soykırım yapmaya kadar işi götürür. Türkiye ve Kürdistan’da bir insanlık dramı yaşanır. İşte ancak o koşullarda BM devreye girer ve Kürd-Türk ilişkileri masaya yatırılır. Fakat bugün bunun pek koşulları yoktur. Kürd siyasal önderliğin politikasızlığı bir yana ABD’nin başını çektiği Batı sistemi bugünkü süreçte Kürdistan’ın Kuzeyi’nin Kürdlerinin sorunları ile uğraşmak istememeside işin bir başka gerçekliğidir. Çünkü onların kendine göre bir plan-projeleri mevcuttur. Onu uygulamaktadırlar. Şu an ki öncelikleri Türkleri idare etmek, İran Molla rejimini tasfiye üzeri kurulu bir politika yürütmektedirler. Bu koşullarda Türk egemenlik sistemine karşı topyekün bir Kürd kalkışması Batı sisteminin desteğini alamaz. Alamadığı gibi yenilmeye mahkumdur.

Kuşkusuz Türk egemenlik sistemin bu son kayyum uygulamasına karşı Kürdlerin ölçülü ve makul bir tepki göstermesi yerindedir. Kürdistan halkını duyarlı kılmak ve dünya kamuoyunun dikkatini buraya çekmek açısından bu çok önemlidir. Bunun ötesi Kürdistan halkını bir bütün olarak sokağa çıkarmak, sisteme ezdirmek demektir. Bunu Kürdistan halkı görüyor. Zaten HDP yönetimin tüm çağrılarına rağmen halk sokağa inmedi. Bunun iki nedeni var. Birincisi HDP’nin politikasızlığı; ikincisi, ortada bırakılacağı endişesi. Uzun süredir edindiği tecrübelerden çıkarılan bir sonuçtur, bu.

Türk egemenlik sistemi tüm bunları bildiği için sokağa çıkan Kürdlere çok fütursuzca saldırmaktadır. Ne kadar zarar verirsem yanıma kar kalır hesabını yapmaktadır. Bu aynı zamanda Türk egemenlik sisteminin korkusununda bir tezahürüdür. Genel gelişmelerden sonunu görüyor. Yugoslavyalaşmaktan, Iraklaşmaktan, Suriyeleşmekten kurtulamayacağını görüyor. Bu nedenle dahada saldırganlaşacaktır. Sistem giderek dahada katılaşacaktır. Kimi bunu AKP-MHP koalisyonun politikası olarak okuyor. Bu doğru değildir. Radikalleşen sadece AKP-MHP değil, bir bütün olarak Türd egemenlik sistemin kendisidir. Ki mevcut AKP-MHP ve artı kızılelmacıların ittifakı Türk derin aklının politikasıdır. Bu ittifak giderek sisteme egemen olacaktır. Diğer kesimlere düşen görev mırın-kırın etselerde mevcut devlet politikasını destekleme olacaktır. Bugünde olan biten budur.

Türk egemenlik sitem kanatlarının bir bütününün ortak korkuları var. Sistem olarak var olma, yok olma korkularıdır, bu. Bu nedenle iktidar ve muhalefetiyle devletin bekası için elele, milli cephede politikası vaz geçilmez politikaları olacaktır. Özleri aynıdır. Yoktur birbirlerinden bir farkları. Bu nedenle Kürdler sistem kanatları arasında boşuna müttefik aramasınlar. Ararlarsa mevcut durumda görüldüğü gibi sistemin bir figüranı olmaktan öte bir misyonları olmaz. Bu da sisteme kan verir. Türk egemenlik sistemine kan verme Kürdlerin işi değildir. Bir görevi var Kürdlerin. O da Türk egemenlik sistemini çözmektir. Bunu kolaylaştırmaktır. Çözmeye çalışan uluslararası güçlere yardımcı olmaktır. O cenahta yerini almaktır. Çünkü Kürdlere alan açacak olan o cenahtır. Bunun somut örneği ortada. Rojava örneği ortadadır.

ABD’nin desteği ile Kürdistan’ın Güneybatısı (Rojava) Kürdleri PYD/YPG önderliğinde büyük kazanımlar elde etti. Adım adım bir statüye kavuşmaya çalışmaktadır. Bu kazanımlar sömürgecilerimizi korkutmaktadır. Bunların başından Türkiye devleti gelmektedir. Rojava’da Kürdlerin iktidarlaşmasını kendi yok oluşunu görmektedir. Bu nedenle iktidar ve muhalefetiyle ne pahasına olursa olsun Kürd iktidarlaşmasını tasfiye etmek için çok uğraştılar. “Fırat’ın Doğusuna girip, yakıp yıkacağız“ deyip görlediler. Bu konuda önemli hazırlıklarda yaptılar. Yüzbinlerce askeri sınıra yığdılar. Fakat önlerinde bir engel vardı. ABD engeli. ABD, “böylesi bir girişim yaparsanız engeleriz“ yani sizi vururuz dedi. Türkler bu tehdidi alınca oturup konuştular. Yakıp, yıkmaktan aşağı konuşmayan Türklerin balonu birden söndü. ABD ağızlarına bir parmak bal sürdü. Gerçi bal zehirli ama olsun aptal kamuoyunu dindirmek için hükümet ve iktidarıyla “ABD dediklerimize geldi“ deyip paçayı kurtarmaya çalıştılar. Oysa ABD Türkiye-Suriye sınırı boyunca dar bir sınırda tel örgü çekti. “Burayı aşamasın“ dedi. Aşamayacaklar. Böylelikle Rojava Kürdistan’ın güvenliği sağlanmış oldu. Kürdler kazandı, Türkler kaybetti. Türklerin kaybı bununla sınırlı kalmadı. Başka alanlarada sıçradı. İdlip’te büyük kaybedeceklerdir. Sonuç olarak Türkiye’nin Suriye ve Rojava politikası hezimetle sonlanacaktır. Bu arada Hatay’ıda kaybederse kimse şaşırmasın.

İşin buraya varılacağını siyaseten anlayan, gelişmeleri gören ve bu konuda öngörülerde bulunan her sağ duyulu insan için süpriz değildir. Fakat dünyada ve bölgemizdeki gelişmeleri kavramayan kimi devlet, siyasi çevre ve aktörler bilinçli veya bilinçsizce gelişmeleri tersinden anladılar ve servis etmektende kendilerini alıkoymadılar. Bunu sömürgecilerimiz bilinçli olarak yaptı ama sömürgecilerimizin şahsında “kardeşlik, dostluk ve stratejik müttefiklik“ keşfeden kimi Kürd çevreleri ve bunların şahsında “vatanperverlik“ keşfeden kimi geri zekalı kişi ve çevrelerde bunu politika edindiler. Sömürgecilerimizi anlamak mümkündür ama onların dümen suyunda siyaset yapan Kürdleri anlamak akılkarı işi değildir.

Sömürgecilerimiz ABD’nin başını çektiği Batı sisteminin bölgemize müdahalesini kendi yok oluşlarını gördükleri ve kendi ömürlerini biraz daha uzatmak için çaresizce olsada geri dönülmez bir yola girdiler. Bunun en bariz örneği Türkiyedir. Sistem olarak Batı sistemine bağlı Türkiye birden bire Batı karşıtı bir siyaset izledi. Avrasyacı siyaseti gün be gün izlemeye başladı. Nedeni ABD’nin başını çektiği Batı sisteminin Kürdlere bir statü vereceğini görmelerinin sonucuydu. Yoksa Türkiye’nin Batı sistemi ile bir çelişkisi yoktu. Kimi Kürd siyasi çevreleri bunu bile anlamadılar. “ABD gidicidir, kalıcı olan sömürgecilerimizdir, onlarla iyi geçinmek gerekir“ politikasını oluşturdular. Buna uygun olarak safını belirlediler. Bu politika Kürdlere kaybettirdi. Türkiye nefes aldı. Fakat bu bile Türkiye’yi kurtarmaya yetmiyor. Dünya devi ABD’nin bir yere gittiği yok. Daha işin başındayız. Adım adım bölgeye kendi müttefikleriyle alanı genişletmektedir. Müttefikleri Kürd millici Kürdler olmaktadır. Sömürgecilerimizle uzlaşan Kürdleri zaman zaman operasyon çektiği ortadadır. Başta Kerkük olmak üzere sorunlu bölgelere çekilen operasyon gibi. Aslına bakılırsa bu operasyon Türklere çekildi ama Hewler iktidarı şahsında. Şimdi Türklere bir operasyon daha çekiliyor. Suriye ve Rojava’da. Bunuda Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya getirerek yapmaktadır.

Çünkü Türkiye çok kötü oynadı. Boynundan büyük işlere soyundu. Dünya devleti, bu olmadı bölge devleti olduğuna kendini inandırdı. Herkesinde buna inanmasını istedi. Osmanlı hayalini diriltmeye çalıştı. Osmanlının ayak bastığı topraklar üstünde hak iddia etti. Buna uygun politikalar oluşturdu, pratik adımlar attı. Fakat ne ettiyse sonuçta döndü kendisini vuruyor. ABD’yi ve doğal olarak Kürdleri durdururum diye Rusya ve İran ile ittifaklar oluşturdu. Astana, Soçi toplantıların vaz geçilmezi olduğuna kendini inandırdı. Rusya ve İran kendilerini habire pohpohladı. ABD ile karşı karşıya getirmek için her türlü yolu kendilerine sondu. Suriye ve Rojava’nın beli kesimlerini işgaline yol verdi. ABD ve doğal olarak Kürdlerin Akdenize açılmasının yolunu tuttu. Bu süreçte ABD, Türkiye ile karşı karşıya gelmek istemedi. Hesabı farklıydı. İşim İran ile, sen şimdilik hele bekle dedi. Türkiye bunu bir zaaf olarak algıladı. ABD, Fırat’ın Batısını işgal etmeme ses çıkarmadığına göre Fıratın Doğusunu işgalinede ses çıkarmaz sonucuna vardı. Rusya ve İran’da onu heveslendirdi. Sınıra habire asker yığdı. Mikrofon karşısına çıkıp “ansızın gelebiliriz, teröristleri yok edeceğiz, Atlantik ötesi güçte bunu engelleyemez“ nutukları attı. Attı ama onunla kaldı. ABD, buyur gel hele, senin boyunun ölçüsünü bir alayım deyince bu kez kuyruklarını iki bacakları arasına kıstı durdu. İş bununla kalmadı. Türkiye bununla kalacağını sanırken bu kez Rusya, İran ve Suriye devreye girdi. “Hani Fırat’ın Doğusuna giriyordun, ABD ve Kürdleri oradan kovuyordun, bize bu sözü vermiştin, maddem bunu göze almayacaksan artık senin Suriye topraklarından at koşturmana müsaade etmeyeceğiz“ dendi ve İdlip operasyonu başladı.Onlar kozları paylaşa dursun ABD ve Kürdler kendi işine bakıyor.

Bu koşullarda Türkiye’nin Suriye ve Rojava’da bundan sonra yapabilecekleri pek fazla bir şey kalmadı. Gerileyen ve her geçen gün güç kaybedeceklerdir. Sonuç olarak Suriye ve Rojava’da sökülüp atılacaklardır. Bu da yavaş yavaş olur. Hamlelerle olur. Türkiye’nin Suriye ve Rojava’daki durumu böyle seyrederken ki sistem sahibi kesim bunu görüyor, bunu içte Kürdlere saldırarak mevzi kazanmaya çalışıyor. Diyarbakır, Van ve Mardin ve de daha gelecek uygulamalarla kayyumlar devam edecektir. Bunu önlemenin koşulları yok. Mevcut kısmi direnişler olsada ki olmalı ama bu mevziler kaybedilecektir. Fakat bu dünyanın sonu değildir. Kürdistan’ın Kuzeyi’nin Kürdlerinin sorunu ancak ABD’nin başını çektiği İran operasyonu sonrası masaya gelir. O aşamaya kadar kuzeyli Kürdler mevcut potansiyeli korumalıdırlar. Gereksiz bir çatışmaya sokup ezdirilmemelidir bu potansiyel. Çünkü içteki örgütlülük ve de uluslararası koşullar Kürdlere beklemeyi dayatmıştır. Her şeyin bir zamanı vardır. O zaman İran operasyonu sonrası ABD’nin dediği gibi “GOP kapsamı içindeki Türkiye“ye müdahaleye başladığı andır. Büyük Kürdistan’ın kurulacağının stardının verileceği andır o an.

27 Ağustos 2019