90530A5B-F718-4D4E-A3DB-E0364C159047

Fecri DOST

Ekonomi siyasilerin ağzından çıkacak sözlere endekslenip rakamlar bir aşağı bir yukarı çıkarken, toplum cinnet geçiriyor. İnsanlar birbirlerine tahammül edemez olmuş, toplumda sınıflaşma başlamış, üst ve alt sınıf arasındaki uçurum büyümüş durumda. Her gün onlarca iş yaşanıyor. Her gün onlarca kadın tecavüze uyuyor katlediliyor. Taciz tecavüz had safhada. Bu yazıyı okumaya başlayanlar iç karartıcı bir tablo sunmaya çalıştığımı düşünecekler fakat ben toplumdaki gerçekleri yansıtmaya çalışıyorum. Ülkedeki istihdam seviyelerindeki düşüş, açıklanan rakamlarla birebir örtüşmezken, işsizliğin toplumda ve piyasalarda ne kadar sıkıntı yarattığını yaşayarak gözlemleyebiliyoruz. İnsanlar ihtiyaçlarını gideremedikleri için stresli ve öfkeli durumdayken, piyaslarda da aynı öfkenin izlerini görüyorsunuz. Piyasalarda sıcak para akışkanlığında yaşanan sıkıntılarla birlikte, doların ateşinin yükselmesi, Merkez Bankası’nın faizlere müdahalesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları piyasaları allak bullak ediyor. Sağlıkta yaşanan skandal ve verilen hizmetlerin birer birer geri alınması da dar gelirli vatandaşlarda yeni sıkıntıları doğurdu. Emeklilerin ağzından ateş çıkarken, düşük asgari ücrete mahkum çalışanlarda kırk takla atarak geçinmenin zorluğunu yaşıyor. Ülkenin tepesindekiler ne kadar parlak tablo çizmeye çalışırlarsa çalışsınlar gerçekler insanların gözüne parmağını sokarcasına ortada duruyor ve yaşanıyor.

Eğer bir ülkenin en zenginlerinden biri çocuklarının geleceğinden endişe ediyorsa, diğerlerinin çocuklarının geleceğinden söz etmek ne derece doğru olur siz düşünün. Üstelik eğitim kalitesinde bu kadar düşme ve karmaşa yaşanırken. Toplum cinnet geçiriyor dedik ya bu gerçeği sizlerde görüyor ve hatta birebir şahit oluyorsunuzdur. Erkeklerin kadına uyguladıkları şiddetin boyutu giderek artıyor. Darp etmenin ötesine çoktan geçti. Bedeni parçalara ayrılmış kadın cesetleri toplanır oldu. Hırsızlık diz boyu. Müslümanlıkta başkasının malına canına kast edilmez ve bu ülke müslüman bir ülke. Ne düşünüyorsunuz?  Üstelik dini ve milli değerler herkesin ağzına pelesenk olmuşken. İnançlar ortaya dökülüp üzerinden çıkarlar sağlanmaya çalışılırken.Başkalarının malına el uzatmak o kadar kolay oldu ki. Enteresan yöntemler geliştiren hırsızlar her yolu mübah görüyorlar. Diyarbakır Mardin ve Van belediyelerine atanan kayyumların belediyeleri hortumlaması ve belediye paralarını başta ülkenin cumhurbaşkanı ve bakanlarına hediye adı altında nasıl çarçur edildiğini görüyorsunuz. Toplum cinnet geçiriyor… mecliste vekiller birbirini yiyor… sokakta millet birbirini yiyor… cinnet.. cinnet.

 

  Kürt sorununun çözümsüzlüğü Türkiyeyi zehirliyor 

 

2014 de çözüm sürecinin bitirilmesi ve akabinde gelen sözde 15 Temmuz askeri darbeden sonra baskıyı en fazla gören topluluklardan biri Kürtler oldu. Ama seslerini yeterince duyuramıyorlar. İradelerini hem Ankara’ya hem de yerel yönetimlere yansıtmak için yaptıkları seçimler hiçe sayılıyor. Tutuklu milletvekili ve belediye başkanlarının sayısı o katliamlarla dolu 90’lı yılları bile geride bıraktı. Öyleki, sadece Reyhanlı’da yakınlarını kaybedenleri polisin darp ettikten sonra söylediği, ‘Sizi HDP’li sandık’ sözü, Kürtlere karşı uygulanan zülüm ün vehametini anlatmaktadır. Ama bu ve buna benzer sözlerin hak ettiği tepkiyi görmemesi ise tek kelimeyle korkunçtu. Kürtseniz şiddet hayatınızın normalleri arasına girmiş demektir. Kürtlere yapılan bu haksızlık ve zülüme sessiz kalan Türkiye toplumunun tutumu ise ayrı bir trajedi. Oysaki ya hep birlikte kurtulabiliriz, ya da hiçbirimiz gerçeği unutuluyor.

Bütün mücadele Kürtlerin omuzuna yüklenmiş gibi bir durum var ortada. Kürt siyasi lokomotifleri cezaevinde olduğu için sesleri istenilen düzeyde çıkmıyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gülten Kışanak, Ayhan Bilgen, Ahmet Yıldırım, Sırrı Sakık vs. gibi önemli sözcüler susturuldu. Osman Baydemir’in çabası o boşluğu doldurmaya yetmedi. Bugün kayyım’lara karşı sesini yükseltmek isteyen kitlelere karşı bütün alanları ablukayla kuşatıp giriş çıkışa izin vermiyorlar. Sonra da Medyalarında ‘Diyarbakır’da teröre prim yok’ manşeti attırıyorlar. Tıpkı basın kartlarını iptal edip sonra ‘cezaevinde gazeteci yok’ kurnazlığının benzeri gibi. Başta Kürt’ler olmak üzere tüm Türkiye toplumunun üzerinde fiilen uygulanan olağanüstü hal’in sindirmişliğini yadsıyamayız ancak, üst üste yaşanan katliam, göçertme, zülüm, hukuksuzluk, yolsuzluk, rüşvet, taciz, tecavüz ve mağduriyetlere karşı yeterince seslerini yükseltememenin bir kaç sebebi daha olduğunu düşünüyorum.

Bunlardan en belirgin olanları; 1- Bütün bu süreçte Kürt halkının yalnız bırakılması, 2- din soslu milliyetçi duygular ile demokrasi, insan hakları adalet ve hukuk devleti olma arasındadaki kararsızlık, 3-Korku. Oysaki sessizlik ve korku bütün bir toplumu bitiriyor.  Kürt’lerin zülüm altında inim inim inlemesi Türkiye halklarına refah ve mutluluk getirmiyor getirmeyecekte. Bu antidemokratik yönetimin Kürtlere karşı zulmü kat kat fazla olsa bile  bütün Türkiye toplumuna Dayattığı inkarcı, asimilasyoncu, tekçi, hak-hukuk tanımazlık ve dikta rejiminin  faturası bütün Türkiye halkları ödemektedir. Bunu şu anekdotla anlatayım.

“ Aykırı profesörün öğrencilerine verdiği hayat dersi (kutudaki fare)”

Aykırı profesör elinde bir fare ve kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı.Kutunun hava almadığı açıktı. Salona dönerek: “Bu kutuya iki gün kimse dokunmayacak dokunan bu dersi geçemez!..” der ve salondan çıkıp gider.

Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Kimisi kutunun içindeki fareyi çıkarmayı düşündü ama cesaret edemedi. İki gün boyunca ders görülen sınıfta kutu öylece kaldı. Ne olacağını merak ederek iki gün geçirdiler. İki gün sonunda tekrar dersi olan profesör salona girer ve kutuya yaklaşarak kutuyu açar. Tabi ki, kutunun içindeki fare artık yaşamıyordu. Öğrencilerden birçoğu üzülmüştü.

Profesör, sınıfa dönerek farenin neden yaşamını yitirmiş olabileceğini sorar.

Sınıftan birçok farklı ses ve fikir yükselir;

*Havasızlıktan…

*Açlıktan…

*Susuzluktan…

Her öğrenci olabilecek ihtimalleri sayar.Profesör kutuyu havaya kaldırıp içini öğrencilere gösterir. Kutunun her tarafı kemirilmiş vaziyette ve minik deliklerle kaplıydı.

Ardından devam eder; “Görüyorsunuz değil mi? Fare anlaşılan bu kutudan çıkmak için epey mücadele etmiş. Bunu kutunun içindeki minik diş izlerinden ve irili ufaklı deliklerden anlıyoruz. Ancak şu var ki farenin hayatını kaybetmesi sizin dediğiniz gibi ne havasızlık ne de açlık aldı, buna sebep olan iki şey var; Kararsızlık ve Korkudur” der.

Kararsızlık, çünkü fare kutunun her yerini parçalayıp, her noktayı ayrı ayrı kemireceğine sadece tek bir köşesini ısırıp parçalasaydı ve bunda da kararlı olsaydı o deliği büyütecek ve kutudan çıkıp kurtulacaktı.

Korku, çünkü eğer siz öğrenciler benden ve notlarının düşmesinden böylesine çok korkmasaydınız, kutuyu açıp fareyi serbest bırakabilirdiniz. Ancak korkudan dolayı size yanlış gelen bir işe göz yumdunuz der.

Evet hayatta bizi başarıya götüren yolda karşılaşacağımız en azılı düşmanlardır, kararsızlık ve korku.   Başta Kürtler olmak üzere Türkiye halkları artık kararını vermeli ve korkularını yenmelidir, yenmek zorundadır.

Kararsızlıkla zaman tüketmeyelim, kafamıza tek bir şey koyalım ve o yolda ilerleyelim. Ve bu yolda size yanlış gelen şeylere göz yummayın. Kürt’ler Yarım asırdır çok ağır bedeller ödeyerek özgürlük mücadelelerini bugüne getirdiler. Kürtler ne kadar çok kazanım elde ederlerse sömürgecilerin baskıları da o oranda artacak artıyor. Bugün, hayatın her alanında Kürtlerin kazanımlarına saldırıların bu denli artmasının temel sebebi de budur.

Kürtlerin kazanım elde etmelerine çıldıran sömürgeci asimilasyoncu inkarcı ve tekçi sistem halkın iradesi ile kazanılmış belediyelere kayyum atanmasının sebebi de budur. Buna ne kadar sessiz kalınırsa saldırıların dozu da o derecede artacağınından kimsenin şüphesi olmasın. Bizi  diktatör, diktatöryal rejim değil kararsızlık ve korku  öldürecek.  Biz diyorum çünkü Kürt sorununun çözümü Türkiye’deki diğer tüm sorunlarında çözüm noktasıdır.  Eğer Kürt sorunu çözülürse Türkiye halklarının sorunları da çözülmüş olur ve omuzuna yüklenen ağır her türlü faturadan da kurtulmuş olur. Onun için göze batmaktan, ses çıkartmaktan korkmayalım!.