1C038FD2-254A-434D-97A9-4A1EBD3FE404ABD başkanı Trump Japonya’da G-20 zirvesinde Türkiye’nin ve Erdoğan’ın Kürdlere bakışı hakkında şunları söylemişti: “ işin açıkçası herkesin bildiği gibi Erdoğan’ın Kürtlerle bir problemi var. Sınırda 65 bin kişilik bir ordusu vardı ve İŞİD’ karşı bize yardım eden, bizimle birlikte savaşan Kürdleri haritadan silecekti. Onu aradım ve bunu yapamazsın, yapmamasını rica ettim. Sanırım Kürdler onun veya Türkiye’nin doğal düşmanı. Ve o, bunu yapmadı. Bu yüzden bir ilişkimiz var.”

Trump’ın bu açıklaması kendi içinde çok önemli bir durumu tarif etmektedir. Burada; “Kürdleri haritadan silme” gibi bir tarifle Erdoğan’ın nasıl bir Kürd düşmanı ve nasıl bir soykırım niyeti taşıdığını çok net bir şekilde dile getirmiştir.

Türk devletinin soykırıma dayalı Kürd düşmanlığı konusu Kürd tarafı olarak bizler hep söylüyoruz. Ancak bu düzeyde bir değerlendirme resmi olarak ABD gibi bir devlet başkanı tarafından yapılıyor olması bir ilktir, ve önemlidir.

Her ne kadar Trump: “Erdoğan beni dinledi, o bunu yapmadı” dese de tam tersine o bundan hiç bir zaman vazgeçmedi ve vazgeçme gibi bir niyet içinde de olmadı. Sadece siyasal dengeler el vermediğinden yapmak istediği işkal ve soykırım girişimlerini beklemeye aldığı, ertelediği gerçeğidir. Trump bunu ne kadar anlamış, ya da anlamamış bilemiyoruz ama Nitekim, Trump’ın bu sözlerinin mürekkebi daha korumadan, bu son alevlendirilen güvenlik bölge meselesi ile, Türk tarafının kuru sıkı gürültülerle tutuşturduğu Rojava’yı işkal ve katliam paranoyasını yeniden güncellemesi Trump’ın: “vaz geçitti” ya da vaz geçmedi söylemine yeterince açıklayıcı gelmiştir.

Bir diğer önemli mesele de, Trump Erdoğan’ın soykırımcı girişimini ifşa ederken, durum itibarıyla çok ağır bir insanlık suçunu teşkil eden ve her platformda lanetlenmesi gereken bir yaklaşımı, düşmanlık kavramı üzerinden yumuşatıp sıradan, normal bir davranış şekline büründürmesi açıktır ki, bu konudaki hassasiyetlerde ortaya çıkan aşınma ve etik zafiyetlerin kendi başına ayrıca değerlendirmeye muhtaç konulardır. Bu yaklaşım onun bulunduğu temsiliyetin ciddiyetine karşı sorunlu olduğu kadar, gelecek açısından da kaygı uyandırmaktadır. Aynı zamanda günümüzün dünyasının devlet ve yönetenlerin ne duruma düştüğüne işaret etmektedir. Uluslarasın güçler ilişkide gidişatın nasıl bir yönde seyir ettiğini ve insanlığın etik olarak nasıl bir tehlike altında olduğunu anlamak açısından önemlidir. Bu tür basitleştirici yaklaşımlar, insanlık dışı katliam ve soykırım uygulamaların sürüp gitmesinde ayrıca cesaretlendirici bir öğe olarak katkı sunmaktadır.

Kuzey Kürdistan’daki şehir katliamları, Efrin işgali ve orada Kürdlere yapılan soykırım, yine Güney kürdistan işgal operasyonu hepsi benzer şekilde uluslararası güçlerin düşmanlık kavramı ve güvenlik çıkar ilişkileri gibi riyakarlığa dayanarak gerçekleşmiş ve sonuç almıştır. Yine Rojava ’da istediğini koparamayan Türk devleti, kayyumlar politikasını yeniden güncelleyerek yürürlüğe koyması bu evrensel değerlerdeki aşınma politikasıyla bağlantılıdır. Aynı ağırlıkta olmasa da benzer uygulamalar dünyanın değişik coğrafyalarında benzer uygulamalar yaşanıyor. Rusya’nın Kırım örneği gibi örnekler çoğaltılabilir. Burada bir halkın fiziki varlığı dahil bütün değerleri, benliğiyle birlikte ağır bir şekilde hedeflenmesi bu yermibirinci yüzyılın da en temel sorunu olarak gündem oturması belli ki, bu yüzyılın da en büyük çıkmazı bu olacaktır.

Bu son yıllarda küresel bazda deyim yerindeyse, gücü yeten yetene bir dünyaya doğru everilen bir kıyımcılık yaşanmaktadır. İrili, ufaklı neredeyse bütün devletler: devletin genel çıkar ve güvenliği adına her istediğini yapmakta evrensel insan hak ve özgürlükler meselesini, hukuku, adaleti kendine göre yontarak kural kaide tanımaz gibi bilmezlik kötülüğü söz konusudur.

Uluslararası güç ilişkisinde yaşanan karmaşa ve belirsizlik hali, güç dengelerinde de bir belirsizliğe yol açmaktadır. Bu güç karmaşasının en yalın halini Süriye krizi bağlamında bölgede yaşanan gelişmelerden görmek mümkündür.

Süriye’ de kim kiminle ne kadar iş tutuyor yada tutmuyor kestirilmemektedir. Kimin eli kimin cebinde beli değil. Her kes Süriye’ de aldıklarıyla ve kaptıklarıyla kendisi için bir mevzi olarak görüp değerlendirmektedir. Hiç bir aktör, taraf sorunun çözümüne odaklanmamaktadır. Her biri bir tarafa çekip, çekiştirerek sorunu kalıcı hale getirmeye ve zamana oynamaya hatta mevcut olan konumlanmasıyla kendi varlığını kalıcılaştırmaya çalışıyor.

Rusya Süriye krizini kendisi için bir ranta, rüşvete çevirmiştir. İdlib üzerinden Türkiye’yi semirterek her istediğini almaktadır. Rusya İdlib’i, Türkiye Kürdleri, İran Esad rejimini, Amerika İran’ı bahane ederek, oradaki krizden beslenmeye çalışıyor. Herkes elde ettiklerini korumaya ve fırsat buldukça daha fazlasına uzanmaya çalışıyor. Süriye mevzusunda yaşanan bu karmaşa güç ilişkilerini ve dengelerini de benzer nitelikte karmaşıklaştırmıştır. Bütün taraflar birbirleriyle ucu açık hem çatışma hem bir uzlaşı içinde bir dengesizlik ve belirsizlik hali içindedir. Her ne kadar ABD Rusya dengesi diğer bölgesel aktörlerin ileri ve geri çıkışlarının limitini belirliyorsa da, bölgesel aktörlerin de oyun bozuculuğu da benzer nitelikte ABD, Rusya dengesi etkilemektedir. Bu gel gitler dalgası ve karşılıklı güç etkileşimi içindeki çatışma hali sürüp gidecektir. Dolaysıyla: ”bu bununla bu kadar anlaştı” diye iddialı bir kesinlikte bulunmak mümkün değil.

Güvenli bölge konusunda “ABD Türkiye anlaştı” demek ne kadar doğru? Kısmı bir uzlaşma var gibi ama ortada somut ve çözüm içeren bir mevzu bulunmamaktadır. Menbiç benzeri bir yol haritası veya çözümü gibi, buna çözüm denilecekse tabi var. Türkiye ABD ile çatışmak yerine, sorunlu da olsa uzlaşarak Suriye’de kalıcı olmaya çalışıyor.

ABD’nin Türkiye’den farklı olarak güvenli bölge konusunda Kürdleri güvence altına almayı düşünmektedir. ABD Türkiye arasında Kürtler konusundaki anlaşmazlık Menbiç’te olduğu gibi, bu güvenli bölge tartışmalarında da bir muamması olarak kalacaktır.

ABD Türkiye arasında “anlaşma” diye dile getirilenlerin hepsi muğlak ve belirsiz ifadeler içermektedir.

Bu görüşmelerden somutluk kazanan sonuçlardan birsi Türkiye’nin, ya da başka herhangi bir gücün kendi başına Rojava ‘ya işgale yeltenemeyeceği buna Amerika’nın müsaade etmeyeceği anlaşılmasıdır. Belli ki, Amerika Suriye’de kalıcı olmaya odaklı ve elde tutuğu mevziyi korumak kararındadır.

Amerika, Kürdleri ve DSG yapılanmasını Süriye bağlamında bölgesel ve uluslararası denklem içinde beklenenin de ötesinde bir önemseme gerçeği içinde tutmaktadır. Amerika Süriye denkleminde İran ve Rusya karşısında kalıcılığı belirdikçe Kürd ilişkilerine daha fazla değer biçme zorunda kaldığı bu güvenlik meselesine bakarak daha iyi anlamak mümkündür. Kürdlerin coğrafik yapısı ve politik savaşçı realitesi bütün taraflarının dikkatini celp etmiştir. Bunun Amerika için önemin ötesinde stratejik bir değeri vardır.

Türkiye Rojava’ daki gelişmeleri engelleyemeyeceğini anlamış bulunuyor. ABD ile çatışarak ortaya çıkacak gelişmelerin daha büyük sonuçlarının olacağını kendi Beka Sorunu nu çok daha ciddi ortaya çıkaracağını çok iyi biliyor.

Türkiye yönetiminde baş gösteren Atlantikçiler ve Avrasyacılar arasındaki sorun da tam olarak bu meseleyle ilgili fikir ayrılıklarına dayanıyor ve yanlış bir adım Türkiye’nin komşu devletler gibi yıkılma sürecini hızlandıracağı söyleniyor.

  ABD mevcut haliyle Türkiye ilişkilerinde de S- 400 krizine rağmen Türkiye ilişkilerini Erdoğan iktidarıyla sınırlamak istemediği, haliyle gözeden çıkarma gibi bir niyet içinde olmadığı bunu göze alamadığı konusunda bir duruşu muhafaza etmek istemektedir.

ABD’nin Türkiye’ye yanaşması ve güvenli bölge meselesinde uzlaşı yönündeki arabulucu girişimleriyle birlikte Kürtlerle Türkleri buluşturma isteği bu son çalışmalarda ortaya koymuştur.

Kürdler güvenli bölge tartışmaları ekseninde meşrutiyet ve statüleri kabul anlamında ileri bir adım gibi görülebilir. Zaten bu yönde tespitler, tartışmalar ve değerlendirmeler yaygınca yakılmaktadır.

Açık ki, ABD’ nin mevcut siyasetiyle ne Türkiye, ne de Kürdler ’den vazgeçmek istemediği birinden birine bir tercihte bulunmak istememektedir. Birinden birini tercihten öte iki tarafı da memnun etmenin arayışı içindedir. ABD Türkiye güvenlik bölge konulu görüşmelerinde NATO askeri yetkililerinin bulunması, aynı zamanda Türkiye NATO ilişkilerinin de masaya yatırıldığı ve bu konuda S- 400’lerin ve Türkiye Rusya ilişkilerinin sorgulandığı söylenmektedir.

Bu da bölgenin siyasal denklemi içinde Amerika’nın bir çıkmazı olarak duracak ve ilişkilerde zorlayıcı bir faktör olarak mevcut sorunların çözümü kapsamında sıkıntı yaratmaya devam edecek gibi görünmektedir.

Kürdler zamana yayılan bu çıkmazla birlikte adeta toplayıcılık ve avcılık yaparak biriktirdiklerini harmanlayarak yol almayı sürdüreceklerdir.