CA10CF22-8F3D-449D-85FE-F1DE20F404E1

Teslim Töre

Kendi payıma benim CHP’den hiç umudum olmadı, şimdi de yoktur. Ama bir ara, CHP’nin tabanının tavanını geride bırakıp öne çıkmış olduğu süreçte biraz umutlanmıştım. Sözünü etmiş olduğum süreç yerel seçimler, özellikle de İstanbul BB seçimi süreci idi. İBB seçimlerinde merkez geride kalmış, yerel yöneticiler özellikle de İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu il yönetimi ile birlikte. İBB adayı Ekrem İmamoğlu ve “her şey çok güzel olacak” sloganının mucidi 14 yaşındaki bir çocukla birlikte seçimin öncülüğünü ele geçirdiler. Seçim aynı minval üzere, aynı öncüler sayesinde zaferle sonuçlandı. CHP’yi toplumun önemli bir kesiminin gözünde eski CHP olmaktan çıkartıp, değişen bir CHP konumuna sürükleyen olgu İstanbul’da kazanılmış olan bu yerel seçim olmuştu. Söz konusu yerel seçimin hiçbir sürecinde genel başkan ve genel merkezin herhangi belirleyici bir katkısı olmamıştı.

Bu süreçte Kılıçdaroğlu dahil, CHP’nin yöneticileri: “Dersim dedi, Kürt dedi, Kürdistan dedi, Kürt sorunu var onu biz çözeceğiz dedi” anlayacağınız ağzına almadığı konularda dedi de dedi. Hatta yarı kulis yarı duyumlarda Kürt sorununun çözümü üzerine raporlar hazırlandığı bile dillendirildi.
Bu durum genel başkan ve genel merkezi çok rahatsız etmişti fakat, görünüşte kabul etmiş gibi yapıyorlardı. Ama sonunda HDP’li Sırrı Süreyya Önder’in deyimi ile “turpun büyüğü heybenin diğer gözünden çıktı”. Seçim kazanılıp, mazbata alındıktan sonra kazanılmış olan seçime lider arandı. Seçimin gerçek lideri olan Canan Kaftancıoğlu’na çok acele tarafından Erdoğan yönetimince dava açıldı. Aynı minval üzere seçim zaferine muzaffer bir de lider bulundu: Kılıçdaroğlu.

Seçimi kazanan lider olarak Kemal Kılıçdaroğlu öne çıkartıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’na inanılmaz övgüler dizildi. Hatta kimisi M. Kemal fevkinde bir lider olarak niteledi. CHP’nin bütün kazanımları Kılıçdaroğlu’nun marifeti olarak nitelendi. Bu kadar övgüden Kılıçdaroğlu’na bir misyonun yüklendiği kendini gösteriyordu. Ama ne olduğu pek belli değildi. Sonradan anlaşıldı. CHP’lilere: Orduyu ve Diyaneti eleştirmeyin tamimi yayınladı. Orduyu, Diyaneti eleştirmeyin diyen Kılıçdaroğlu’na methiyeler dizen diğer CHP’liler neyse de, eski bir dostum, yoldaşım, hala ön ismi ile andığım Yıldırım’ın: “Ben DEV GENÇ kökenliyim, DEV GENÇ geleneğinden geliyorum” diyerek Orduyu, Diyaneti eleştirmeyin diye tamim yayınlayan Kılıçdaroğlu’na methiyeler dizmesi, başkasını bilmiyorum ama bana çok dokundu.
Hani Pir Sultan’ın: “şu ellerin taşı bana hiç değmez illa dostun gülü yaralar beni” dediği gibi…

Yıldırım Kaya ile ÖDP Parti Meclisi üyesi idik, bu vesile ile çok içten bir ilişkiye sahiptik. Kaç kere olduğunu şimdi hatırlamıyorum beni evine davet eti. Dünya güzeli kızı Çilem’le tanıştım. İsmini Çilem koymuşlardı, torunumun ismi de Çilem’di. O nedenle bir ailenin çocuğunun ismini neden Çilem koyduğunun bilincinde olarak Çilem’le de yoldaş olduk. Anlayacağınız, Yıldırım’la sadece yoldaş değil, aile dostu da olmuştuk. Biliyordum ki; Çilem’e çekmiş olduğu çileleri o sefil Kılıçdaroğlu’nun “eleştirmeyin eleştiriniz varsa bile ‘kol kırılır yen içinde kalır’ cinsinden olsun” diye eleştiri yasağı koyduğu Ordu çektirmişti. Ordunun 12 Mart, 12 Eylül gibi cuntaları sola karşı yapılmıştı. Söz konusu dönemde Yıldırım Kaya da devrimci solcu olduğu için baskıları Yıldırım’a yapmış, çileyi de Yıldırım’ın kızı olan Çilem’e çektirmişti. O nedenle ismini Çilem koymuşlardı. Yıldırım’la bu eski yakınlığımızdan dolayı “illa dostun gülü yaralar beni” diyorum.

Eski DEV GENÇ’li, Eski DEV YOL’cu, Eski ÖDP’li, Eğitim SEN’in kurucusu ve genel başkanın CHP’li olması yetmiyormuş gibi bir de “Orduyu, Diyaneti” eleştirmeyin diye tamim yayınlayan Kılıçdaroğlu’na olmadık yağlar çekip uşakça bir tavır göstermesi sadece beni değil bütün devrimcileri, eski yoldaşlarını derinden yaraladığından eminim. DEV GENÇ Türkiye ve hatta gidip gördüğüm ülkeleri kastederek söylüyorum belki de dünya devrim sürecinin yüz akı bir gençlik örgütü idi. Türkiye’yi köy köy dolaşıp, en ücra köylere gidip köylülere sosyalizmi anlatan bir yapıydı DEV GENÇ. Kılıçdaroğlu’nun eleştirmeyin diye tamim çıkartmış olduğu o Ordu ki 12 Eylül faşist cuntasını yaptıkları zaman ABD Ankara Büyük Elçisi’nin “bizim çocuklar” diyerek nasıl ABD emperyalizminin uşakları olduğuna övgüler dizdiği generallerin yönetmiş olduğu bir ordu. O Ordu ki 12 Mart, 12 Eylül faşist cuntaları ile: Yıldırım’ın “kökeninden geliyorum” dediği DEV GENÇ’i, yine Yıldırım’ın kökeni olan, DEV YOL’u bütün Türkiye solu ve sosyalistlerini imha ederek Erdoğan’ın yolunu açan Ordu. Bu Orduyu “eleştirmeyin” diyen Kılıçdaroğlu’na yukarıda belirtmiş olduğum geleneklerden gelen Yıldırım yağ çekip, yaltaklık ediyor.

Yıllar önce Yıldırım Kaya da dahil binlerce devrimcinin hayatını koyduğu bir devrim mücadelesi vardı. Bu uğurda kimimiz canından, kimimiz malından mülkünden, sağlığından, kimimiz aile varlığından oldu. Sonradan gördük ki kimisi de Yıldırım Kaya gibi; kişiliğini, kimliğini, soyunu sopunu inkar eden Kemal Kılıçdaroğlu kadar adi bir derbederin yağdanlığı olmuş. Kemal Kılıçdaroğlu sadece kimliğini, kişiliğini inkar eden sefil bir kişilik değil, “ben sosyal demokratım” deyip, sosyal demokrasinin varlık nedeni olan: eleştiri, öz eleştiriyi partililerine yasaklayarak, sahte sosyal demokrat konumuna da düşen bir kişiliktir. Eleştiri, öz eleştiri Sosyal Demokrasinin olmazsa olmazıdır. Bu nedenle Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin Başkanı Williy Brandt, Yahudi mezarlığına gidip diz çökerek öz eleştiri yapmıştı. Demek istenen “eleştiri, öz eleştiri” Kılıçdaroğlu’nun sandığı gibi bir hakaret değil yanlışı ya da eksik olanı düzeltme girişimidir. Türkiye’de bu bağlamda eleştirilecek en önemli kurumların başında Ordu ve Diyanet gelmektedir.

Ordu hiçbirisi halk için halkın yararına olmayan birçok cunta yaptı. Yapmış olduğu bütün cuntaları ABD emperyalizminin emri ile yaptı. Devri Erdoğan’a kadar her gelen iktidarın üzerinde vesayet kurdu ve Demokles’in kılıcı gibi sallandı durdu. Yaptığı tek şey: Türkiye’ye demokrasinin, adaletin, hukukun üstünlüğünün gelmesini engellemek olmuştu. Ne zaman ki kendisi gibi bir anti demokratik, hukuk dışı, adalet düşmanı Erdoğan hükümeti geldi, orduyu da “Ergenekon, Balyoz, Casusluk” gibi davalarla yargıladı, cunta yapma olanaklarını elinden aldı, Ordu Erdoğan hükümeti ile uyum içinde çalışmaya başladı. Bu yaşayarak da gördüklerimiz, odunun ulusun emrinde değil, emperyalizmin emrinde bir ordu olduğunu bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermiştir. Ordunun eleştirilmemesi, eleştirilecek yanının “kol kırılıp yen içinde kalması” misali yapılması ordunun bugüne kadar yaptıkları ile sergilediği, ABD elçisinin açık açık “bizim çocuklar” diyerek teşhir etmiş olduğu tüzel kişiliğini devam ettirmesi anlamına gelecektir. Ordunun böyle kalması belki Kılıçdaroğlu’nun dönek, ödlek, yoz tüzel ve özel kişiliği ile çakışacaktır, ama Türkiye toplumunun yapısal özelliği ile asla bağdaşmaz.

Bu nedenle mutlak manada ordunun eleştirilerek, işbirlikçilik konumundan çıkıp, ulusal ordu konumuna gelmesinin sağlanması gerekir. Diyanet de böyledir. Diyanet mevcut haliyle sadece Sünni inancına hizmet veriyor. Türkiye’nin tüm inançlarını temsil etmiyor. Bu yapısal özelliğinden dolayı başta Aleviler olmak üzere Diyanet Türkiye’de yaşayan birçok inanç için gereksiz bir devlet kurumu niteliği taşıyor. O nedenle birçok insan tarafından gereksiz bir kurum olarak da niteleniyor. Görüldüğü gibi Türkiye’de en çok eleştirilen ve eleştirilmesi gereken Diyanet ve Ordu olmak üzere iki kurum var, onlara da Kılıçdaroğlu yayınlamış olduğu tamimle yasak getiriyor. Bilimsel hiçbir gerekçesi olmayan bu ucube tamime “yanlış anlaşılır” gibi bilim ve mantık dışı bir gerekçe üretiliyor. Kılıçdaroğlu dönek ve kendi soyunun sopunun inkarcısı olarak yeniden CHP’nin başına geçmiş gibi gözüküyor, ama CHP’yi nereye sürükleyeceği pek belli gibi durmuyor.

Neyse, yazdıklarımdan yanlış bir sonuç çıkartılmasın. Ben Yıldırım Kaya’nın CHP’de çalışmasına karşı değilim, sadece Kemal Kılıçdaroğlu gibi silik bir kişiliğe yağcılık ve yaltaklık yapmasına karşıyım. Bununla birlikte Ordu ve Diyanet’i “eleştirmeyin” diye tamim yayınlayan Kılıçdaroğlu’na karşı Yıldırım’ın takınmış olduğu tavır ve tarzını eleştirdim. Değilse, geçmişte devrimci saflarda olan birçok devrimci “dönüştüreceğim” gerekçesi ile CHP’ye katılıp sonra da kendisi “dönüşmüş” olan çok insan gördük. O nedenle bu tarz olgulara tanık olmak fazla şaşırtıcı gelmiyor. Hem Yıldırım Kaya ile çok ileri bir samimiyetimin olması, hem de kendisine hiç layık görmediğim bir kulvarda görüntü vermesi beni bu satırları yazmaya zorladı diyebilirim. Yine de Yıldırım Kaya olup biteni kendine layık görüyorsa, söyleyebileceğim ve yapabileceğim fazla bir şey yoktur, “yolu açık olsun” demekten başka. Sıra CHP’ye gelince CHP bugüne kadar olduğu gibi bu sefer de CHP’nin kendisine düşmüş olan bu fırsatı değerlendirebileceğini sanmıyorum.

TeslimTÖRE
17Ağustos2019