(IV). BÖLÜM: SAİT’LER KOMPLOSUNUN GERÇEK YÜZÜ

Fecri Dost


90530A5B-F718-4D4E-A3DB-E0364C159047

Fecri DOST

İLİŞKİLER

Hürrüyet Gazetesinin Haberi

TEMPO, Taner’in Barzani ile yaptığı “alışılmadık” ve “tarihi” olarak nitelendirilecek ziyaretin bilgilerine ulaştı. Sonuçları “tutanaklandırılmayan” bu ziyaretin öyküsü şöyle:


“Neden Dışişleri değil de MİT”


– MİT Müsteşarı Emre Taner, beraberinde MİT’in iki daire başkanı bulunduğu halde ‘olağan’ güzergâhı takip ederek 20 Ekim’de Türkiye’den Kuzey Irak’a hareket etti. Anti espiyonaj ve uluslar arası operasyonel ilişkiden sorumlu iki daire başkanı aynen Taner gibi Türkiye-Kuzey Irak yönetimi ve Amerika arasındaki ilişkilere vakıf kişilerdi.
    

Barzani, buluşma noktasında Taneri sıcak biçimde karşıladı. Değil sıcak karşılama bu buluşma bile teamüllerin dışındaydı. Çünkü MİT müsteşarlarının Barzani gibi siyasi bir liderle doğrudan görüşmesi, devlet usullerine pek uygun değildi. Bu ziyareti Dışişleri Bakanlığı mensupları da yapabilecekken, acaba neden MİT devreye girmişti?  

Dışişleri mensupları Barzani’yle temas etse, ilişki devletlerarası resmi düzeye taşınmış olacaktı. Ancak MİT,’devlet güvencesi’ taşıyan ama ‘gayrı resmi’ adlandırılan ilişki biçimlerini kullanabiliyordu. MİT’te halan ‘gayrı resmi ilişkilerden’ sorumlu özel bir masa bulunuyor. MİT müsteşarının Barzani ile yabancı topraklarda görüşmesi doğal mıdır? Tabii ki hayır; …Taner, mesleki kariyeri boyunca yedi kez Barzani’yle görüşmüştü ve aralarında bir diyalog oluşmuştu.

        Özetle Kürt tarafının talebi Kürt Oluşumunun Tanınması, Çifte vatandaşlık, Öğrenci Alışverişi, Kürt Harp Okulu (İddiaya göre Azerbaycan da olduğu gibi Kuzey Irak’taki Harp Akademisini de Türk Silahlı Kuvvetleri Kuracak).

        Türk tarafının, tek maddelik talebi şöyleydi:

         Kuzey Irak’taki Kürt otoritesi, Türkiye ile işbirliği içinde PKK’yı yok etmek üzere hareket edecek. Barzani PKK karşıtı işbirliğini “PKK tümüyle silah bırakıp yok oluncaya kadar götüreceklerini “ ilan edecek. Bu ilan uluslararası toplumu muhatap alacak. Barzani de Türkiye’nin bu talebine sıcak yaklaştı…”

         “Hürriyetin yazı başlığı “Neden Dışişleri değil de MİT”, son tümcesi; “Barzani Türkiye’nin bu talebine sıcak yaklaştı”. Tümcesine dek tüm görüşme içeriği tek taraflı bir yaptırım için geçerli. Kürtler için geçerliliği yok, Barzani’nin teslimiyetçiliği söz konusu… Haberde “Barzani Türkiye’nin bu talebine sıcak yaklaştı” ifadesini doğrularsak; “Barzani MİT’in bu talebine sıcak yaklaştı” olacaktır. Zira “tutanaklandırılmayan” bu görüşme pratikte ancak Barzani yüklemleri için geçerli. Nitekim haber yazıda bu görüşme için şöyle deniliyor: “Dışişleri mensupları Barzani’yle temas etse, ilişki devletlerarası resmi düzeye taşınmış olacaktı”. Barzani’ye devlet düzeyi görüşme yakıştırılmazken aynı, günlerde Barzani ABD Başkanı tarafından Beyaz Saray’da “Başkan” olarak karşılanıyor. Barzani ile “kedi fare oyunu” oynanıyor. ABD başkanı gibi dünya lideri bir başkanın yükseltici desteğine Mesut Barzani’nin bu alt sevideki görüşmelere devamı ile riske etmesi aşiret ezberi geleneğinin sürdürülmesi, yeteneksizliğin bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

         Barzaniler, (ABD desteği ile de olsa) resmi devlet düzeyinde, Türkiye devletinin Dış İşleri Bakanı veya yetkilileriyle görüşme olanağına sahipken, bu çok önemli konuda, aşiret geleneğinden hareketle, alt seviyede “tutanaklandırılmayan” gizli ve kanlı pazarlıklara, girişmesi, çözüm araması, karşı tek yönlü tekliflere “sıcak bakması”  ile teslimiyetçiliği sürdürüyor. Bu ilkel tutum; ne Irak Devletinin, ne Kürt halkının bağımsızlığı ile bağdaşır. Anlaşılan o ki Mesut Barzani’nin aşiret ağası ve mollası ezberi, Onun devlet adamı olmaya, devlet düzeyinde görüşmeleri sürdürme olanağına el vermiyor.

         Türklerin ve Kürtlerin birlikte kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, 20 milyon olduğu söylenen Kürt vatandaşlarının en ufak bir hak talebini şiddetle basarken,  Kürt’lerin  bir küçük aşiret mollasını liderliğini korumaya alması, bu tip gizli görüşmeler yapması,  elbetteki hiçbir zaman hiçbir Kürdün faydasına hayrına değildir.

        Kürt coğrafyasını bölüşen “Kürt karşıtı” ve Ortadoğu da çıkar arayan devletler, Kürt liderliğini bilinçli yetmiş seksen yıldan bu yana Mollalığın ipoteğinde tutuyorlar. “Kürtlere yaşam hakkı tanımayan” bu ülkelerin kendi derin güçleri yoluyla sağladıkları bu destek ve korumanın bedeli; Ülkelerinde kurulan her türlü Kürt partilerine adamlarını sokma, yönetimi elde tutma, işine gelmeyenleri birbirine düşürme, öldürtme, değişik oyunlarla yok etme politikasını rahatlıkla sürdürdüğü ve istedikleri kılıfa büründürdükleri görülüyor. Av. Faik Bucak, Dr. Şıvan ve iki arkadaşı, Sait Elçi, Bego bu olayda ilk akla gelendir.

         Bu gizli görüşmeler devam ettikçe, bu devletlerin arası ilişkinin iyi olmasına bakılmadan dönen dolapların, çark dişlileri arasında sıkıştırılan Kürt halkının kanı akmaya, hile, iftira, adına ölüm tanzimli, şeriat fetvalı, yapanı-yaptıranı, suçlu-suçsuzu belirsiz şekilde devam edecek.

       “Dr Şıvan ve arkadaşlarının partisinin yok edilmesi, bu densiz ilişkilerin, ne ilk ne de son komplodur. Barzani’nin bu kıyımları, Mollalığını kullanarak “şeriat hükmü” diye ilahi bir nitelik kazandırdıktan sonra; “Türkiye KDP sine teslim ettik” veya “kritik dönemdi” diyerek ABD ile yapılan “Sol düşünceyi yok etme” (Balyoz Hareketi) antlaşması zorunluluğu iması ile Kürt insanının kanı ile beslenen liderliğini “teslimiyetçilik” gerçeğinde soyutlayamaz.

         “Dr. Şıvan’ın kendi el yazısı ile itiraf belgesi ve ifadesi” sahtekârlığının benzeri vahşete, gereksiz katliama, insanlık tarihinin hiçbir döneminde rastlamak olası değil. Böylesi yetenekli yürekli birlikte çalışan, kendisine sığınan bir devrimciyi arkadan hançerleme, ulusal kurtuluş, ya da yurtseverlikle bağdaşmayan bir iç ihanettir.

         Molla Barzaniler, birçok komplo gibi “Saitler Komplosu”nun senaryosu, hasta, cani ruhlu, beceriksiz ellere teslim etmekle dönemin en büyük hatasını karşısında şaşkına dönmüştür. Dr. Şıvan ve arkadaşlarının o zaman ki tutuk evi müdürü olan ve yargıdan saklamak, kaçırmak için de hiç kimseyle görüştürmeyen Mesut Barzani, bugün bunun hesabını veremiyor. Bir lidere yakışmayan sorumsuz, çelişkili beyanları, birbirini tutmayan açıklamaların altında eziliyor, küçülüyor; “Jirek” ortaya çıkardı, KDP yargıladı, yok TKDP yargıladı, deyip duruyor. Kısaca ne söyleyeceğini bilemiyor. Çünkü dayandığı ilkel aşiret ezberi savsatalı “düzmece” belgelerin bilimin belirleyici gerçeğinden kaçıramayacağı bilincinde değil henüz.

       Beceriksiz “komplo mimarlarının“, bu düzmeceleri, kamu gündeminde ısıttıkça etrafa yaydığı pis kokular, iki Sait’in ölümü ile yetinmeyen “Saitler Komplosunu” yüklenicilerinin “Dr. Şıvan ille ki katildir” ısrarı; “Dr. Şıvan’ın kendi itirafı ve ifadesi” denilen belgelerin İncelenmesini zorunlu kılmış. Kırk bir sahifelik bu inceleme BİLİRKİŞİ RAPORU: Dr. Şıvan’a ait dedikleri sözde belgelerin “itiraf ve ifadenin” Dr. Şıvan’a ait olmadığı kesinleşmiştir.

        Böylesi bir iftira ve yalanı kendi halkından biri için tertip eden birinin normal olduğu nasıl düşünülmezse, bunu gözünü kırpmadan onaylayan bir liderin varlığı da düşünülemez Bu olumsuzluklara halkımızın çok veciz ve yerinde sözler etmiştir. “Rehberi karga olanın burnu pislikten çıkmaz”. Bu bulunçsuzluk, sahtekârlıklar dünyadaki tüm yoksul halklarla birlikte Kürtlerin de, süren kaderi, düzeltilmez kamburu olmakta devam ediyor. Bu salt kürdün değil, Türk, Arap, Acem gibi dünyalı insan olmanın bir ayıbıdır.

        Barzani liderliği, bütün bu olumsuzlukları kucaklamaya devam ediyor. Mesut Barzani komplonun üçlü silahşorlarını yanına almış, Irak Bağımsız demokratik devletinin temellerini atıyor. Duyumlara bakılırsa; Şerafettin, Şakir ve Derweşe “Saitler Komplosu”nda ki başarılarının diyeti olarak önemli ihale işlerini vermiş. Bu üç silahşor, Irak’ı inşa ederken, yetenekli Kürt-Arap-Acem halk çocuklarının başına çorap örmeye umarım vakitleri kalmaz. Türkiye’deki yakınları, ilişki kurduğu güçlerin bu olaydaki çabasını değerlendirdiği “bakan olmasının tek nedeni” saymalarını anlamakta zorlanmıştım. Olayın derinine indikçe beklenmeyen durumlarla karşılaştım. Bir düşünsenize, Irak Kürtlerinin bağımsızlığını “savaş nedeni” sayan, kabul eden “milli” Ecevit hükümeti ve ırkçı erkin, Kürtçülükten yargılanması devam eden birini bakan yapmalarının başka ne açıklaması olabilir?

         Bu becerisi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’nin bakan yaptığı müridi seyide Barzani Irak Hükümetinde niçin yer vermesin ki?

       Doğrusunu söylemek gerekirse, bu üçlünün, tüme yakın Kürt medyası ve aydınlarını, Komplo düzmecelerine ikna yolundaki başarıları aşağılanacak bir olay.

Şakir Epözdemir ve Çelişkileri

       44D72F4F-5DE5-4E5E-8355-0980FD3D1322  Şakir, 7/4/ 2006 tarihinde Cemal Yılmaz ile yaptığı söyleşide şu incileri arka arkaya diziyor:

– “Aslında ben tarafsız değilim” tümcesi ile başlar. İkinci tümce:

– “Meseleyi anlatırken hiçbir tarafı kollamıyorum. Kırmızı çizgim yoktur”.

– “Burada normal olmayan ve anlamakta zorluk çektiğim nokta; hiç kimsenin Dr. Şıvan’ı Sait Elçi’yi katletmesinden dolayı eleştirmemesidir”.

– “Kak İdris Barzani bana; Dr. Şıvan’ın casus ve komünist olduğunu ve bu çirkin olayı para karşılığında yaptığını söyledi”.

– Dr. Şıvan’ bütün arkadaşları huzurunda “Sait Elçi’nin ölümüne karar vermekle kendi ölüm kararını imzaladın, sen sadece kendi ölüm kararını imzalamakla kalmadın doktor! Sen iki siyasi hareketi, yani hem bizim hem de kendi siyasi hareketini boğdun demiştim”.

– “Tarafsızım diyenler dâhil kimse Dr. Şıvan’ın Sait Elçi ve arkadaşının infaz kararını eleştirmiyor”.

– “Antiprantez, benim babam da Sait Elçi’nin peşinde gezseydi ben gözümü kırpmadan babamı da öldürürdüm” dediğinde Çeko, Brusk, Soro, Zendo Kurdo ve birkaç arkadaşı yanında oturuyorlardı”.

– “Dr. Şıvan Sait Elçi ve arkadaşlarını hiç acımadan infaz ettiriyor, bu çirkin olayı karar defterine geçiriyor, arkadaşlarının imzalarını bu defterin altına derç ediyor…”

– “Dr. Şıvan, Ben ve Çeko Sait Elçi’nin ölüm kararını verdik ve Tilki Selim’le Mahmut Qutmus’la infaz ettik” dedi.

– “Sait Elçi, Dr. Şıvanla anlaştıktan sonra bizi programdan çıkardı ve deyim yerinde ise Sait Elçi, Dr. Şıvan’ın resmen tuzağına düştü. O artık yeni bir kadro ve modern yönteme çalışacaktı. ‘Müşterek savunma’ için teklif ettiğimde ben kimseyle müşterek savunma yapmam” dedi.

– Sait Elçi Dr. Şıvan’la anlaştıktan sonra bir tek amacı vardı; oda bir an evvel ceza evinden kurtulmak. Bu gerçeği ilk savunmasında görmek mümkün. Ben parti çalışmalarından söz ederken de bana “Ben buradan kurtulursam gidip dört tane çoban bulsam, o çobanlarla çalışır sizlerle çalışmam”. Bana Kürtçe “4 heb Şıvan” diyordu. Sait Elçi dört çoban yerine Dr. Şıvan’ı bulmuştu bundan dolayı bizden vazgeçmişti.


Şakir’in 2006 model düzmeceleri bunlar. Şakir, bunlarla da yakayı ele veriyor. Açık üzerine açık veriyor. “Aslında ben tarafsız değilim” diye söyleşiye başlayan Şakir, bir sonraki tümcede; “Meseleyi anlatırken hiçbir tarafı kollamıyorum”. Çelişkisini sergiliyor. “Kırmızı çizgim yoktur.” Söylemi ile de, birlik güçlerden algılama, devlet politikasının “kırmızı çizgilerini” ima ediyor. İki Sait’i yeterince tanımayan kişilerin, Onlarla ilgili olasımlar hakkında düşünce beyanı, yakıştırma, düzmece tutarsızlıkları öncelikle ahlaki değil. Şakir’in Dr. Şıvan’ı yeterince tanımadığını gözlüyorum. Doktorla ilgili yakıştırma, komplo düzmeceleri tekrarladıkça doğru dediklerinin tersleri görüntüleniyor. Şakir, Dr. İçin “kendisi bana şunu söyledi, bunu söyledi” demesi boşuna. Barzanilerin ağzından da ifa etse: “Kak İdris Barzani bana, DR. Şıvan’ın casus ve komünist olduğunu ve bu çirkin olayı para karşılığında yaptığını söyledi” dese de kimse inanmaz. Şakir’in algılayamadığı, Dr. Sait, ne yaptığını, toplumun sosyal gereksinimi bilen, bilinçli, inançlı, dengeli devrimci kişiliği kamuoyunda pekiştirdikten sonra Irak’a gidiyor. Barzaniler dahil çok kişi bunu biliyor. Karşıt olanlar bu düzmecelere suskun kalıyorsa, Doktorun yetenek, cesaret, inanırlığı ve yürekliliğini bildikleri için saldırıya kişilik yapıları el vermiyor. Şakir “Dr. Şıvan, Ben ve Çeko Sait Elçi’nin ölüm kararını verdik ve Tilki Selim’le Mahmut Qutmus’u infaz ettik dedi”, diye belirtiyor. Derweş aynı tümceye “infaz ettirdi” diye ekliyor. Biri etti diğeri ettirdi diyor. Ya inceliğin ayırdın da değiller, ya da kendi düzmeceleri için önemsemiyorlar!

– “Dr. Şıvan Sait Elçi ve arkadaşlarını hiç acımadan infaz ettiriyor, bu çirkin olayı karar defterine geçiriyor, arkadaşlarının imzalarını bu defterin altına derç ediyor”. Bu kadarına pes, ayıp. Böyle olsa Ali Singari’nin Şerafettin Elçi’ye yazdığı ve yakalanarak mahkeme dosyasına giren mektubunda: mektupta Dr. Şıvan (Dr.Sait Kırmızıtoprak’ın ) öldürülmesini istiyorsunuz. O yanındaki arkadaşlarını söyleyinceye kadar öldürülmeyecektir. Bizden giderken Sait Elçi’nin yerine birini seçeceğinizi söylemiştin Şimdiye kadar niçin geçmedin? (Türkiye KDP İllegal Örgüt Davası, s. 210)

          Dr. Şıvan Şakir’in bunları söylese, Ali Singarı “Sait Elçi’yi kimin öldürdüğünü söyleyinceye kadar öldürülmeyecektir” diye sorar mı? Bu düzmecelere gerek kalmadı, Saitleri öldürdünüz barı susun!

          Bu hususta Nazmi Balkaç’ın (Soro’nun): “Partinin ikinci yetkilisi benim, benden sonra Ömer gelir. Bizim partinin, Sait Elçi ile ilgili hiçbir kararı konu olmamış ve karar defterine geçmemiş. Var diyenler şerefsizlik ediyorlar, göstersinler ben buradayım.” Şeklinde açık beyanları var. Şakir’in bu “derc ediyor” dediği defteri ortaya çıkaracağını, Soro’yu yanıltacağını umarım! Onu da bekleriz.

       Şakir, Sait Elçi hakkındaki yeni beyanı ile eski beyanları arasındaki çelişki, benim iki Sait’in dostluğu, birlikteliği deyimlerimi doğruluyor. Sait Elçi, Şakir’e, Ben buradan kurtulursam gidip dört tane çoban bulsam, o çobanlarla çalışır sizlerle çalışmam diyor. Eh pes bu kadarına. Sait Elçi bunları adam yerine koymuyor tersliyor, onlarla çalışmak istemiyor, bunlar halen iki Sait’in ilişkileri üzerine yalan, iftira, bina ediyorlar. Hiç dönüp dün ne demiştim diye yazdıklarını okumuyorlar. Anımsatalım ne denmişti: “Daha sonra anlaşıldı ki bu siyasi ve fikrililik, çelişki ve rahatsızlık 1960 başlarında başlarından beri rahmetli Elçi ve Dr. Şıvan arasında varmış”.

        Bu yalan, uydurma, iftira, yakıştırma ve de pişkinliğe, normal beden dayanmaz; utanır, arlanır, buluncu sızlar insanın.  Sait Elçi, 1969 Temmuzunda şunları söylemişti:

        “…Şerefim dahil tüm inançlarım adına seni temin ederim.. Bu memlekette eşek sürüsü kadar Kürt var. Çok Kürt tanıdığın oldu… Asimile olmuş, dağılmış, unutulanı var. Birde bunları savunanlar var. Diyeceği m şu ki bu savunanlar içinde ilk kendime inanıyorsam ikinci sakıncasız Dr. Sait’tir. Yetişmiş… yetenekli… kişilikli… tam bu dava adamı… iki gözümün nuru doktor” (H. A, İki Uçlu Yaşam, Peri Yayınları, 1998 s.150).

        “Sait Elçi, Dr. Şıvanla anlaştıktan sonra bizi programdan çıkardı ve deyim yerinde ise Şait Elçi Dr. Şıvan’ın resmen tuzağına düştü. O artık yeni bir kadro ve modern yönteme çalışacaktı. “Müşterek savunma” için teklif ettiğimde ben kimseyle müşterek savunma yapmam dedi”, diyen de, “İki Sait Düşmandı” diyen de Şakir.

          Şakir daha önce iki Sait’in biri sağcı biri solcu, biri birine düşman olduğunu belirilmişti. Son yazılarında gerçeğin ağzını azda olsa yavaştan açmaya başladığı izleniyor. Şakir yüklendiği görevi açıklıkla şöyle özetliyor: “ben 10 yılı aşkındır Diyarbakır da ve Kürt siyaset dünyasının içinde yaşayan Türkiye Kürtlerinin durumunu kavrayan bir siyasetçi idim. Amaçlarından birisi ve en önemlisi Barzani misyonunu IKDP’yi töhmet altında bırakmamak, bütün Kürtlerin umudu olan bu hareketi Dr. Şıvan’ın olayından arındırmak idi”.

         Peki bu “arındırma” çabası, başka bir deyimle, “Barzan Misyonu” amacı olan bu düzmecelerin getirisi, yitirilen yetenekler, kirletilen beşeri içgüdü, kıyılan dürüstlük, sızlatılan bedeni bulunç (vicdan), kaybedilen insanı değerlere değer mi? Alevi Zaza da olsa “Ölen öldürülende” Kürt değil mi?

          Anlaşılan kendilerine ayrılan, kendilerinden başka hiçbir karşı görüşe yer vermeyen araştırma ve inceleme dergisi WAR’ın boş alanında ki Donkişotluğu benimsemiş ve bunu ruhuna, uhrevi dünyasına sindirmiş görünüyor. Şerafettin Elçi de “Barzani’ye hizmet Milli görevdir” diyordu. Ortak paydaları kendi soydaşlarını öldürmekte birleşiyor. Barzani’ye hizmet, Kürdü bu düzmecelerle yok etmeye dönüştü.

          Şakir Epözdemir’in, Peri yayınlarınca yayınlanan “Türkiye Kürdistan Partisi 1968/235 Antalya Savunması”nda, bu görev gereği bir yaptırımının, bir saf Kürde nasıl yansıtıldığını belirtiyor.

         Sanık Şefik İsi (mahkeme zaptı sayfa 4). Böyle bir teşekkülün kurulmasından haberim yoktur. Maznun; “Şakir Epözdemir bir gün bana bir torba içinde bir şeyler getirdi. Bunlar senin yanında kalsın dedi. Yastığın altına koydum, polisler buldu. Bunların ne olduğunu bilmem Partinin kuruluşunda da bir bilgi sahibi değilim” (sayfa 75) diyen Şefik İsi’nin tutuklanmasının nedeni ve suçu ne dersiniz?

        Şakir bu kitabında şunları yazar: Maalesef Kürt aydınlarının düşünce literatüründe “Kürt Tarihi ihanetlerle doludur.” “Kürtler haindir” hükümleri yargısızca yer almıştır. Bu deyimler günlük yaşama yerleştirilirken; kimse ajanlardan döneklerden, yabancı ve yaramaz ideoloji ve fikirlerden söz etmiyor…

       Anlaşılan sözünü ettiği bu düşünce literatüründe, üstüne savrulan bu okları genele yaymakla, hedefin nasıl değiştirileceği öğretisi var! Oysaki Kürtler öncelikle Kürt ulusal hareketi iddiasında olan bir hareketi “aşiret malı” olmaktan kurtarmalı.

DEVAM EDECEK