CA10CF22-8F3D-449D-85FE-F1DE20F404E1

Teslim Töre

Erdoğan ve kurt bozması Devlet Bahçeli “suya düşenin yılana sarıldığı” halk deyiminde olduğu gibi çaresizlik içerisinde iki kör yılan gibi birbirlerine sarıldılar. İki halk ve insanlık düşmanı Devlet Bahçeli’nin evinde buluşup, çöküşlerine çare ararken çare olarak İyi partililere yeniden yuvaya dönme çağırısı yapmakta buldular. Tabi ki karşılık olarak, Meral Akşener’den “siz milliyetçi değil adam bile olamazsınız” babında kesin bir restle karşılaştılar. Daha önceleri Erdoğan aynı çağrıyı parti kurmaya çalışan Ali Babacan’a yapmıştı. “Ne yapacaksan gel partide yap” demişti. Ali Babacan’dan da rest cevabı almıştı.

Hani Nasreddin Hoca’nın bir salatalık yeme hikayesi vardır. Hoca salatalıkları soyarak yemiş, kabuklarının da üzerine işemiş, sonra tekrar acıkmış dönüp soyduğu kabukları yemek istemiş. Yemek için üzerlerine sidik bulaşmamış olanları aramış. Ararken “buna değmiş şuna değmemiş” diye tasnif yaparak yemeye devam etmiş. Sonunda bir de bakmış ki geride hiçbir salatalık kabuğu kalmamak kaydı ile hepsini yemiş. Erdoğan’la Devlet Bahçeli eski yol arkadaşlarının çok önemli bir bölümünü hiç acımadan partiden attılar. Atmanın da ötesinde “hain” ilan edercesine Erdoğan “bu trenden inen bir daha binemez “diyerek trenden indi kabul ettiklerine en ufak bir siyasi hayat hakkı tanımadı. Devlet Bahçeli ise: “millet değil illet, zillet” diyerek en adi ithamlarda bulundu. Bu yaptıklarından sonra da her iki kör yılan dara düşüp, zorda kalınca Hoca’nın salatalık kabuklarına işediği gibi partilerinden dışladıkları, dışlamakla da kalmayıp, lanetledikleri eski yoldaşlarına “yuvaya dönün” çağrısını yaptılar. Bunun bir çaresizlik olduğuna kuşku yoktur. Evet bu bir çaresizlik, ama sadece çaresizlik değil çaresizliği çare sanacak kadar içine düşülmüş olan bir gaflettir de.

Diğer bir çare sanılan çaresizlik ise son günlerde Erdoğan Türkiye’sinin ABD ile Kuzey Suriye’de “güvenli bölge” üzerinde yapmış olduğu pazarlık ve son günde “vardık” dedikleri “mutabakattır”. Söz konusu olgu: “iki cambazın bir ipte oynaması” olayıdır. ABD’nin Kuzey Suriye ve özelikle de oradaki Kürtler üzerinde açık açık kendi hesapları var. Söz konusu hesabın ne olduğu, nereye kadar devam edeceği nerede ne zaman biteceği şu an itibarı ile net olarak belli değil. Şu an için belli olmamasına rağmen geleceğe yönelik bir hesabının olduğu kuşku götürmez. Irak’ın Kuzeyinde Barzani’yi saymazsak, (Barzani’yi diyorum, Güney Kürt halkı demiyorum) ABD’nin bugüne kadar hiçbir halka insani bir katkı yaptığı duyulmamış, görülmemiştir. Bu bağlamda bakıldığı zaman Kuzey Suriye’de ne yapar bilemiyorum. Ama mevcut ortamda ABD’nin Kuzey Suriye’ye Kuzey Suriye’nin ise ABD’ye hayati düzlemde gereksinim duyduğu tartışma götürmez. Bu bağlamda sorun kimin kimi daha iyi değerlendireceği sorunudur.

Değerlendirme bazında ABD’nin daha avantajlı olduğu kesin. Nedeni gayet basit: ABD güçlü, dünyanın en büyük süper gücü, Kuzey Suriye’nin ise: Suriye yönetimi ile Erdoğan Türkiye’si arasında kimin ne zaman nasıl bir operasyonla ortadan kaldırmayı bekler gibi bir konumda olması gerçeğidir. Kuzey Suriye’nin mevcut konumu ile yaşayabilmesi için mutlak manada ABD’ye kesin gereksinimi var. Rusya Kuzey Suriye için bu güne kadar her hangi bir olumlu tavır göstermedi. Hatta Afrin’i Erdoğan’a Rusya hibe etti. Tabi ki ABD ile birlikte ABD’nin koalisyon ortaklarının da Kuzey Suriye’ye yakın durduğunu belirtmek gerek.

Anlayacağınız, şu anda Kuzey Suriye’nin koruması tamamen Emperyalistlere emanet. Peki Kuzey Suriye‘nin yapabileceği başka bir şey var mı? Kesinlikle hayır. Yapabileceği tek şey mevcut partnerleri ile nereye kadar gidebilecekse oraya kadar gidebilmesidir. Global kapitalizm çok zor günler yaşıyor, daha doğrusu her geçen gün tarihsel ve toplumsal sürecini doldurarak tarihin çöplüğüne doğru ilerliyor. Bu gidişle Rojava devrimine gereksinim duyacak bir konuma gelir mi? Birçok insana fazla olası gibi görülmese de bence gereksinim duyacak gibi. Çünkü Globalizm korkunç bir çöküş süreci yaşıyor. Globalizmin yaşamakta olduğu bu çöküş süreci en çok da Erdoğan Türkiye’sini etkiliyor. ABD Erdoğan Türkiye’sini Kuzey Suriye’de bir “güvenli bölge” oluşturma sürecine çekmeye çalışırken iki amaca uygun bir yöntem izliyor. Yöntemlerden birisi: Türkiye’yi daha fazla Suriye bataklığına çekmek, diğeri: kendisinin egemen olduğu alanda Türkiye’yi oyalamak.

Erdoğan’ın “dağıtacağım” dediği alan tümü ile ABD ve koalisyon ortaklarının denetiminde olan bir coğrafyadır. ABD egemen olduğu söz konusu coğrafya da yanına sadece Erdoğan Türkiye’sini değil, koalisyon ortaklarını bile istemez, istemiyor. ABD hiçbir gereksinimi yokken durup, dururken Erdoğan Türkiye’sini neden denetimi altındaki alana ortak etsin? ABD’lilerin “önemli bir neden yokken kilotuma neden kirpi sokayım” dediği gibi bir ortam var. Bütün bunlar ABD’nin Erdoğan Türkiye’sini hem oyalamak, hem de kendi denetiminde daha fazla Suriye bataklığına çekmek amacı ile sözüm ona anlaşma yapmış olduğuna net olarak işaret ediyor.

Tabi ki ABD bölgede sadece Suriye ile ilgilenmiyor, İran da ABD’nin ilgi alanı içinde. Evet İran’ı Irak’a yaptığı gibi girip işgal edemiyor. Ama uygulamış olduğu ambargo ile başta Kürtler olmak üzere İran halkını isyana teşvik ediyor. ABD’nin bu taktiği şimdilik fazlaca isabetli görülmese de ABD hala umutvar olarak uygulamaya devam ediyor. İran ABD’nin sandığı kadar “kolay lokma” değil, zaten olmadığını da gösterdi, ama İran’ın önemli bir kısmının Kürt olması, İran yönetiminin şoven politika uygulayarak, Kürtleri nefret boyutunda yıldırması ABD’yi bir yerde patlak yaratırım diyerek umutlandırıyor. O nedenle de baskı uygulamaktan vazgeçmiyor. Amacı Suriye ve Irak’ta olduğu gibi İran Kürtlerinden de bir parçayı kopartmaktır. Şimdilik fazla umutlu gözükmese de “olmaz” denecek bir ortam da yoktur.

ABD; Türkiye, İran, Irak, Suriye gibi bölge devletlerinin hem çıbanbaşı hem de en zayıf halkasının Kürtler, Kürt sorunu olduğunu çok iyi biliyor. Bildiği için Suriye ve Irak’ta devlet diye bir yapı bırakmadı, dağıttı ya da dağıldı. Böyle giderse Türkiye ile İran da dağılmaya gebe durumda. Apo’nun demokratik ulus kuramı olmasaydı belki şimdiye kadar Türkiye ve İran da hayli örselenmiş olurlardı. Apo’nun demokratik ulus kuramı İran ve Türkiye’de çok hakim. Aslında Suriye’de egemen bir ideoloji idi demokratik ulus ideolojisi. Ama Suriye Şam yönetimi söz konusu kuramı kabule yanaşmadı, o nedenle Suriye bugünkü konuma sürüklendi. Neyse Veysel’in “olan oldu” dediği gibi diyerek geçelim bu konuyu.

Erdoğan Türkiye’si ABD ile tümüyle ABD’nin denetiminde olan Suriye’nin Kuzeyinde batağa sürüklenme ve oyalanma sürecine girerken ana muhalefet partisi CHP de farklı bir yöntem izleyecekmiş gibi bir süreç başlatmayı açıkladı. Öyle bir süreç ki ; “tencere yuvarlanır kapağını bulur” (diğerini yazmayayım) halk deyiminde olduğu gibi bir süreç. CHP’li ulusal şovenler 17 yıldır kendi tencere kapakları olarak AKP iktidarını buldukları gibi şimdi de Suriye’de kendi kapaklarını aramaya koyuldular. Yaptıkları açıklamaya göre: Suriye Şam yönetimi ile koşulsuz ilişkiye geçecekler, PYD, YPG, Kuzey Suriye demokrasi güçleri gibi ilerici, devrimci, laik, toplumcu güçlerinin içinde olmadığı diğer tüm güçlerle birlikte bir masa etrafında toplanarak Suriye sorununu çözmeyi planlıyorlar. CHP’nin “kapağı” olarak belirlenmiş olan güçler kimlerden müteşekkil olacaklar? El Nusra, Taliban, IŞİD, Ahrarı Şam vb. gibi şeriatçı cihatçı örgütlerden oluşan bir masa etrafı yapılar olacaktır.

CHP ile HDP’nin yakınlaşmasının Türkiye faşizmi ve gericiliğine darbe vurduğunu somut olarak gören ben ve benim gibiler CHP’nin bütün pisliklerine göz yumarak CHP ile HDP’nin daha yakın durması yönünde gayret gösterirken CHP Suriye’de “yuvarlanarak” tenceresine “kapak” aramaya başladı. CHP’nin Suriye’de Şam yönetimi ile aynı masaya oturtarak Suriye sorununu çözmeyi planladığı şeriatçı güçler hem maddi, hem de manevi bakından yok olmaya yüz tutmuş, Suriye Şam yönetimi ile bir masaya oturacak güçleri kalmamıştır. Suriye sahasında Suriye’nin sorununun çözümü için Suriye Şam yönetimi ile masaya oturacak tek güç kalmıştır o da CHP’nin masa başından uzak tutmak istediği Kuzey Suriye güçleridir. PYD’dir, YPG’dir, Demokratik Suriye Güçleri’dir. Eğer Suriye Şam yönetimi anlaşma ve müzakere yolunu seçmezse Suriye’den kopacak, farklı bir merkez yaratacak olan tek güç CHP’nin peşinen dışladığı Suriye demokrasi yani Kuzey Suriye güçleridir.

Suriye’de işlerin çok karışık olduğu kesin. Suriye sahasında çok karışık denklemlerin birbirleri ile alabildiğine rekabet içinde olmaları da kaçınılmaz. Suriye sahasında karşı karşıya olan hiçbir denklemin kendine has her hangi bir net planı programı da yoktur. Suriye sahası şu haliyle her kafadan ayrı bir sesin çıktığı tam bir kurbağalar gölünü andırıyor. Erdoğan Türkiye’sinin bu kurbağalar gölü içinde kaybolma ya da ABD’nin bilerek ve isteyerek kaybetme ihtimali çok yüksek. Bakıp göreceğiz.

TeslimTÖRE
10 Ağustos 2019