90530A5B-F718-4D4E-A3DB-E0364C159047

Fecri DOST

‘‘…iki şeye anlam veremedim: 1- bu kanlı Mezopotamya’nın esareti niçin bu kadar sonsuz, derin ve köklüdür?, Niçin Mezopotamya insanı her zaman gaddar darbelerle yıkılıyor?, Esaret niçin bu kadar sonsuzdur burada? Anlamadığım 2. şey de şu: Bu kadim ve mukaddes diyar, niçin bu kadar kin ve nefretle yoğrulmuş? Dicle ve Fırat havzasında yaşayan Kürt’ler, neredeyse hepsi aynı esaretin zincirleriyle bağlı olmalarına rağmen, niçin bu kadar birbirlerine düşman, niçin birbirlerine karşı bu kadar acımasız?’’

Kürdistan cografyası son yüz yıldır bir kaosu yaşıyor. Ulusal bilinç ve birlik olmamasından kaynaklı, bölgesel başkaldırılar kısa zaman içinde başarısız kaldı ve bastırıldı. Güney’de Barzani ailesi öncülüğüyle gelişen isyanda bölgesel isyanlardan biri olmuştur. Barzani ailesi her nekadar Birleşik Bağımsız Kürdistan söylemini arasıra kulandıysada, bu sadece söylemde kaldı ve bununla diğer parçalardaki Kürt’lerin hizmetine katmayı hedefledi. Barzani ailesinin tasavvur ettiği Kürdistan’ı başından beri Bahdinan bölgesiyle sınırlı tuttu. Türkiye ve İrana’a bulaşmamak ve ordaki örgütleri boşa çıkartmak karşılığında onların desteğini hep aradı. Bu durum elbetteki Mesut Barzani’yle başlamadı. Mesut Barzani, babası Mustafa Barzani’nin bu siyasetini aynen devam ettirdi.

Barzani ailesinin Kuzey Kürtlerinin özgürlüğüne yönelik bügüne kadar tek bir eylemi olmamıştır. 70 yıllık tarihleri boyunca Türkiye ile tek bir defa karşı karşıya gelmemişlerdir. KDP, Kuzey Kürdistan’da PKK’den önce gerilla savaşı başlatmak isteyen Saidleri, çok gaddarca bir komployla katlettmiştir. Hemde bunu TC ve İsrail ajanlarının istemiyle yapmıştır. NATO, Türkiyede gelişebilecek bir komünist Kürt gerilla savaşından kaygı duyuyordu. Potensiyali yakından görüyor ve Sovyetlerin bunu altan alta örgütlediğini düşünüyordu. Dr Şıvan’ın kömünist kimliği ve Kuzeyde gerilla savaşı başlatma hazırlıkları onu vahşice katledilmesine neden oldu. KDP’nin Dr Şıvana yaptığı işkenceye bizaat TC ve İsrail ajanları katılmış, onu Sovyetlerle bağını sorgulamış ve işkencelerden sonra onu infaz etmişlerdir.

KDP, kendini hiç bir zaman Kürdistan halkının gücüne dayandırmadı. Kürdistan’ın ulusal çıkarlarını taa baştan  beri ailenin bireysel kaygılarına kurban etti. KDP hala “bir güce sırtını dayamadan Kürdistan olmaz” mantığıyla işbirlikçiliğini meşrulaştırıyor. Barzani ailesi Ankara’da haftalık toplantı gerçekleştiriyor. Şu anda AKP ve KDP kaderlerini birleştirmiş durumdalar. Rojava’nın yanısıra, hem Güney’de hamde Kuzey’de TC’nin önünü açmak istiyor. KDP Peşmergeleri nasıl 90’lı yıllarda Türk askerlerinin önüne girip Qandil ve diğer yerlere saldırmışa, bügünde yine TC’nin önüne vermiş durumda. Dikkat edin KDP’liler ABD’nin başını çektiği Uluslar arası koalisyonun kürtler üzerindeki ambargoyu kırmak için yaptığı her hamleye saldırıyor-boşa çıkarıyor. Kürtler’i kendi kabuğuna çekmek ve düşünemez, hemle yapamaz, TC’yi zorluyamaz bir pozisyonuna sıkıştırmak istiyor.

Barzani ailesi ve KDP, halkın kaderini kendi çıkarına bağlamış durumda. Pazarlıyamadığımız Kürdistan olmaz olsun diyorlar. Somut olarak, Kürdistan işgalcilerine karşı ne siyasi nede silahlı bir mücadele içinde değiller. Kürdistan kelimesi onlara sadece dolar, yatırım, pazar, petrol…. kavramlarını anımsatıyor. Güney Kürdistanda Türk devletinin ekonomik sosyal ve kültürel işgali hayatın her alanın da görmek mümkündür. Kısacası güney yönetimi Ankara’nın valisi konumunda ve güney Kürdistan’da Ankara’nın sömürüsü altında olan bir il olarak belirtirsek haksızlık yapmış olmayız.

Bu kısa belirlemeleri yaptıktan sonra, Said’ler komplosu ili ilgili  yazılanlara  başlamadan önce, said’leri tanıyalım.

SAİDLER KİMDİR VE NE İSTİYORLARDI? 

3B8726C2-5A60-4FCD-9D92-F868D333E56ESAİD ELÇİ

Said Elçi 1925 yılında Bingöl’ün Zeynep köyünde dünyaya geldi. Elçi ailesinin önde gelenlerinden Züfer Bey’in oğludur. Said Elçi ilkokulu Bingöl’de bitirdikten sonra, babasının onay vermemesine rağmen ortaokulu okumak üzere Erzurum’a gitme teşebbüsünde bulunur. Ancak babasının haber alması üzerine kasasına saklandığı kamyondan çıkarılarak Erzurum’a gitmesi engellenir. Okumaya çok meraklı olan Said Elçi’nin okul macerası böylelikle son bulur. O dönem Kurdistan’da okuryazar oranının %1 olduğu göz önünde bulundurulursa Said Elçi’nin ilkokulu bitirmesi de bir şanstır.

İleriki yıllarda (1950’lerde) Said Elçi İstanbul’a giderek Asar-ı İlmiyye kütüphanesinde çalışmaya başlar. Kütüphanedeki çalışma yılları Said Elçi’nin okuma açlığını gidermesi için iyi bir fırsat olur. Bu arada kendi kabiliyet ve imkânlarıyla muhasebeciliği de öğrenir. Bir taraftan muhasebecilik mesleğini icra edip geçimini sağlarken diğer taraftan da İstanbul’daki Kürt aydınları ve üniversite öğrencileriyle diyalogunu geliştirir. O dönemin Kürt aydınlarından Ziya Şerefhanoğlu’nun yurtsever milliyetçi düşüncelerinden etkilenir.

Said Elçi 1954’te Bingöl’de DP il başkanlığı yaparken Cumhurbaşkanı Celal Bayar seçim gezisi nedeniyle Bingöl’e uğrar. Said Elçi kürsüye çıkarak ateşli bir konuşma yapar. Kürsüden indikten sonra Celal Bayar Said Elçi’yi tebrik ederek hangi üniversiteyi bitirdiğini sorar. Said elçi de Cumhurbaşkanına şu cevabı verir: “Sen benim memleketimde kaç tane üniversite yaptın ki ben üniversite bitireyim. Anamın çorbası ile ancak ilkokulu bitirebilmişim”. Cumhurbaşkanı Celal Bayar beklemediği bu tepkinin karşısında şaşkınlık geçirir ve bundan sonra Said Elçi’yi “kindar Kürt” olarak tanımlar. 1959’da yapılan 49’lar operasyonunda, Celal Bayar kindar Kürdün de aralarında olup olmadığını merak edip sorar.

Said Elçi 49’lar davasının en önemli tutuklularından biriydi. Tüberküloz hastası olmasına rağmen çağdışı zindan koşullarında onurlu tavrından hiç taviz vermedi. Zindanda kan kustuğu ve sıtma hastalığına yakalandığı bir sırada zindanı denetlemeye gelen Türk general Kemal Binatlı’dan bir battaniye ister. Kemal Binatlı battaniye vermediği gibi hepiniz burada öleceksiniz diye tehdit eder. Said Elçi hemen paşaya dönerek: “Paşa, paşa merak etme dün gece Azrail buraya geldi, sizin zulmünüzü Azrail’e anlattım ve Azrail de bana söz verdi, zulmünüz sürdüğü müddetçe canımı almayacaktır.” der. 129 gün kaldığı hücrede sağlığı el vermediği halde gösterdiği dirençle herkesin takdirini kazandı. Ayrıca 49’lar Davası’nda yaptığı ateşli savunmalar kulaktan kulağa yayılarak, onu Kürt direnişçiler arasında farklı bir konuma getirdi.

1963’te 21 Mayıs olayları nedeniyle ilan edilen sıkıyönetim idaresi, Ziya Şerefhanoğlu ile birlikte çıkaracakları Rêya Rast dergisi girişimini engelledi ve Said Elçi 22 arkadaşıyla birlikte tekrar tutuklandı.

1964’te hapisten çıktıktan sonra Diyarbakır’a yerleşen Elçi, bir taraftan muhasebecilik yaparken diğer taraftan da yeni politik faaliyetlerini hızlandırdı.1938 kırılma noktasından sonra, ilk kez ciddi anlamda illegal Kurdistani bir parti kurma hazırlıklarına başladı. Parti kurma fikrinde, doktor Nurettin Zaza ve Şeyh Said’in katibi Fehmi Bilal’dan etkilendiği söylenir. Elçi, parti kurma fikrini bazı Kürt aydınlarına götürür ve ona verilen cevapta: “Said sen aklını mı kaçırdın, bize diyorsun illegal Kurdistani bir parti kuralım!” Said söz konusu aydınlara bu tavrı üzerine verdiği cevapta: “Ben Diyarbakır’ın hamallarıyla da olsa bu partiyi kuracağım” diye kararlılığını gösterir.

Nihayet 11 Temmuz 1965 günü Diyarbakır’daki Gazi Köşkü’nde beş arkadaşı ile beraber toplanarak Türkiye Kurdistan Demokrat Partisi’ni kurarlar. İlk başta parti kurma fikrine tam hazır olmayan avukat Faik Bucak’a yeniden gidilir. Tüm parti kurucuları ve Fehmi Bilal’ında ısrarlarıyla Faik Bucak ikna edilerek parti genel başkanlığına getirilir. Faik Bucak’ın avukat olması, tecrübeleri ve entelektüel yapısı parti genel başkanlığına getirilmesi için yeterli sebeplerdi. Ne var ki Faik Bucak’ın genel başkanlığı ancak 11 ay sürebildi. Aşiret içi çatışmayla başlayan trajik olaylardan sonra, derin devletin de sinsice müdahil olduğu bir takım gelişmeler sonucu Faik Bucak 4 Temmuz 1966 günü silahlı saldırıya uğradı. Yaralı bir şekilde Urfa Devlet Hastanesine kaldırılan ve yapılan ilk müdahaleden sonra hayati tehlikeyi atlatan Faik Bucak, ertesi günün sabahı hastane odasında beklenmedik bir şekilde hayata veda etti. Faik Bucak’ın şehit edilmesinden sonra partinin liderliğini Said Elçi üstlenir. Bir taraftan parti örgütlenmesi hızlandırılırken diğer tarafta 1967’de “Doğu Mitingleri” adı altında Kürdistan’ın birçok il ve ilçesinde on binlerin katıldığı kitlesel gösteriler düzenlenir. Bu mitinglerin en ateşli hatibi yine Said Elçi olur. Miting alanlarında yaptığı konuşmalarla usta bir hatip olduğunu ispatlamanın yanında Kürt milletinin gönlünde de taht kurar. Bu mitinglerden sonra, Said Elçi’nin ismi Kürtler arasında dilden dile dolaşır.

19 Ocak 1968 günü TKDP’ye karşı geniş bir operasyon başlattı. Said Elçi ile beraber 16 TKDP yöneticisi ve üyesi gözaltına alındı. soruşturmanın sonucunda 11 tutuklu ve 5’i de tutuksuz olmak üzere 16 kişilik ünlü TKDP Antalya Davası başladı. Olay mahalli Diyarbakır ve çevresi olmasına rağmen güvenlik gerekçesiyle dava Antalya’ya taşındı. Antalya ağır ceza mahkemesinde yapılan duruşmalarda Said Elçi, davasını ve partisini hararetli bir şekilde savunur. Said’in uzun ve etkili konuşmasına tahammül edemeyen mahkeme başkanı “yeter Said yeter artık bizi de etkilemeye başladın” der. Said de hemen mahkeme başkanına dönerek “bu sözünü de zapta geçir hakim bey” der.

Said Elçi 49’lar davasından beri tanıştığı doktor Said Kırmızıtoprak (doktor Şivan) o dönemde Isparta da doktor olarak çalışmakta olup Said elçi ve arkadaşlarını sık sık ziyaret eder ve iyi bir dayanışma örneği gösterir. Said Elçi’nin ateşli ve uzun bir savunma yaptığı duruşmada da Dr. Şivan dinleyiciler arasında bulunmaktadır. Duruşmanın sonucunda Said Elçi’ye yaklaşarak “Said ağabey, sen bizim onurumuz ve şerefimizsin” diye seslenir.

Hapishanedeki süreç iki Said’i birbirine yaklaştırır. 1969’da Antalya davası tutukluları tahliye olduktan sonra Dr Şivan, Said Elçi’ye bir öneri getirir; Güney Kurdistan’da Mele Mıstefa Barzani önderliğinde gelişen Kürt kurtuluş hareketine bir doktor olarak katkı sunmak, TKDP’nin de gelecekteki mücadelesi için bir alt yapı oluşturma amacıyla güneye gitmek istediğini söyler. Said Elçi, Dr. Şivan’ın bu önerisine olumlu cevap verir. Dr. Şivan

IKDP, Behdinan bölgesindeki Bamerni mıntıkasında onlara bir karargah tesis eder. Dr Şivan gençliğinin verdiği dinamizm ve enerjiyle bir taraftan güneydeki devrim kuvvetlerine doktorluk hizmetlerini sürdürürken diğer taraftan da kuzeyden etrafına önemli bir kadro biriktirir.

Dr Şivan kısa süre içinde Behdinan bölgesindeki IKDP yöneticilerine kendini sevdirir. Çünkü doktorun arkasında kuzeyden güçlü bir lojistik destek var. Dr. Şivan’ın talep ettiği tıbbi malzeme ve benzeri gereçler yeterince karşılanmakta, bu gereçler de güneydeki devrim kuvvetlerinin ihtiyaçları için büyük önem taşımaktadır. Bu realite Şıvan’nın politik yetenekleriyle birleşince, popülaritesinin güçlenmemesi için bir neden kalmamaktadır..

Said Elçi ve bazı arkadaşları kendini ele vermez bazı parti yönetici ve üyeleri tutuklanır. Said Elçi bir süre sonra Mıhemedê Begê adlı parti üyesini de yanına alarak Nusaybin’den Suriye’ye geçer. Suriye’de Cigerxwin, Hemîdê Haci Derwêş, Kenanê Egîd gibi Kürt yurtseverlerine misafir olur. Bir süre sonra da Suriye’den Zaxo’ya geçer. Zaxoya geçmekteki amacı; Türkiye’de ağırlaşan politik ortamdan yani tutuklanmaktan kurtulmaktır.

724AA315-9DC7-433B-B5D6-D386AE454696DR. SAİT KIRMIZITOPRAK 

Sait Kırmızıtoprak, 1935 Nazimiye Civarik Köyü doğumlu. 1938 zulmünde, topluca katledilen 54 aile bireyleri arasından kıl payı kurtuldu. Civarik İlkokulu’nu 1950’de bitirdi. İlkokul çağında beliren üst nitelikli özellikleri ile o yıl Nazimiye-Tunceli yöresinde en çok sözü edilen öğrenci oldu. Ortaokula Tunceli merkezi Kalan’da başladı. Ertesi yıl girdiği devlet yatılı sınavını kazandı. Orta ve lise öğrenimini Balıkesir’de bitirdi. İzmir Tıp Fakültesine girdi, bir yıl sonra da kaydını İstanbul Tıp Fakültesine aldırttı.   

1959’da, Asım Eren’in TBMM’ye; Irak’ta Kürtlerin iki Türkmen’i öldürdüğü bu olaya karşılık verilmesi istemli önerge verilmesi üzerine İstanbul’da Okuyan Kürt Gençleri adına merkezi otoriteye çekilen telgrafların öncülüğünü yaptı. Aynı yıl Kürt-Komünist operasyonunun da (49’lar Davası) Harbiye zindanına atıldı. Burada Kürtlerin birlikte hareketinin yüreği oldu. “27 Mayıs 1960 Darbesinden sonra Ankara Soğukkuyu Askeri Cezaevine gönderildi. Bir buçuk yıl sonra tahliye edildi. Bu tutsaklığın ağır koşullarında, İstanbul Tıp Fakültesi’ni, 1962 yılında bitirdi.

Dersim 38’de tüm ailesi katledildiğinde Sait Kırmızıtoprak üç yaşındaydı. Çocukluk anılarını asker-jandarma baskısı süsler. Üniversite yıllarında edindiği Marksist öğreti ile ezilen halklar sorunu üzerinde yoğunlaşınca 1959 da Kürt-Komünist diye tutuklanır (49’lar davası). Dava ve sonrası suretçe, ilişkiye girdiği Türk-Kürt sosyal çevreler, yakından izlediği TİP, DDKO Kürt gençlik hareketi, “Doğu” mitingleri vs.nin Türkiye’de kemikleşen anti-demokratik güçlerin, halkın birlikte yaşamına bilinçli engel olduğuna inanan Dr. Sait, her ne ararsan kendinde ara öz güveni ile yüzünü dağlarda özgürlük savaşımına girişen halka çevirir. Dr. Şıvan diye tanıdığımız Sait Kırmızıtoprak’ın tarih sahnesine çıkışı böyle başlar.

Dr Şıvan, halkın öz güvenine inanır ve dayanmak ister.. Bu anlayışla İ-KDP Genel sekreteri Dr. Abdurahman Qasımlo ile sıcak ilişkiler içindedir (sonra, Qasımlo’da öldürülür). Barzani ile ilişkilerini geliştirirken diğer Kürt oluşumlarını ihmal  etmez. Güney’e  gidişinin asıl nedeni, Kuzey Kürdistan’da askeri, siyasal mücadeleyi, İlkel milliyetçilik anlayışından soyutlamak, Ortadoğu’da Kürt hareketinin halkla birliğini sağlamaktır.

Dr. Şıvan, Marksizm-Leninizm’e inanır. Bu nedenle ülkesindeki anti-sömürgeci ulusal-demokratik devrimin özelliği gereği, sömürgeci ve bir avuç işbirlikçi yanında,  yadsınan, ezilen, sömürülen  tüm halkların çıkarına  ulusal  seviyede bir  birliği  savunur, halkçı temelde mücadele geliştirmeye özen gösterir. Dr. Şıvan’nın, bu özenle kurduğu (T-KDP) kısa zaman içinde umulmaz bir başarıya ulaşır. Araştırmacı yazar S.A  bunu şu cümleyle tanımlar:Kuzey Iraktaki yurtseverlerin çoğunluğu Dr Şıvan’ı olağanüstü aktivitesi nedeniyle bizzat tanımakta, adeta ona tapmaktadır“.  

71 darbesiyle de beslenen, komünistlere karşı komplonun bir parçası olarak,  yıllardır Kürt liderliğini Barzani ipoteğinde tutan devletin derin erki, (MİT)+Barzani (I-KDP)+ D. Sado- Ş. Elçi (T-DKP) eliyle kurulan komplo bu başarıyı sekteye uğratır.  Dr. Şıvan ve embriyon halindeki örgütü, fiziki olarak imha ve tasfiye eder. Bütün varlığına el konur, Parti kararları üzerinde tahrifat yapar, özel ajanda notları da  değiştirilir.. 

Sait Elçi Irak’a götürülerek öldürülür. Bu cinayeti Dr. Şıvan’a yükler. T-KDP yetkililerinden Şıvan, Çeko ve Ömer Çetin,  Sait Elçi’yi öldürtmek suçlamasıyla tutuklatılır. Tutuklulardan, Dr. Şıvan yazısına benzer hazırlanan, 4 sayfalık (ifade-itiraf) düzmecesini imzalamaları istenir. Dr. Şıvan: bu bir komplodur, bu şerefsizliği yüklenmektense ölümü yeğlerim” der, yargılanmalarını isteyince de işkence altında öldürülür.

İki ay sonra tutuklu değiştirilir. Ş. Elçi Dervişe Sado ile Irak’a gider, ağa oğlu Ömer’i, bu komployu aklama koşulu” ile bıraktırır, yerine Dersimli Brusk (Hasan) uygun görür. Bu trajik olay, adam  kayıran ilkel milliyetçiliğin, yargı dışı talihsiz bir ara kararı olur. Bütün bu işlemlerde hiç bir yargılanma yapılmaz. 

Tutukluların yüklenmediği bu düzmece: Dr. Şıvan’ın kendi el yazısı, ifadesi ve itirafı” ve imzası diye Kürt kamu oyuna “doğrusu bu diye yansıtılır. 1971 yılı sonralarında, “şeriat” gerekli – KDP kararlı diye Çeko ve Brusk’ta öldürülür…   Kimseye verilmeyen bu 4 sayfalık düzmece  komplo belgesi 3 yıl sonra ortaya çıkarıldı. 

 

Devam edecek.