CA10CF22-8F3D-449D-85FE-F1DE20F404E1

Teslim Töre

Samimi okurlarımın yazılarıma yön vermesini severek karşılamış, elimden geldiğince sorularına yanıt vermeye çalışmışımdır. Bundan önceki yazımı aynı okurumun sormuş olduğu soruya yanıt olarak yazmıştım. Bu sefer de “Ortadoğu’daki dengelerin değişim nedenini” sormuş. Bu yazıyı da bu konuda sormuş olduğu soruya yanıt aramak için yazıyorum. Gerçi bu güne kadar Ortadoğu ile ilgili, özellikle de Rojava devrimi bilvesile Kürt sorunu ile ilgili çok yazı yazdım. Bu yazı belki bu konularda yazdıklarımın zelberi olacaktır ama yine de yazmam gerekiyor.

Sevgili okurum sorusunu bayağı geniş bir yelpazede ele alarak sormuş, hatta içine “bölgeyi kan gölüne çevirecek nükleer” bir savaştan bile söz etmiş. Tabi ki ben bu konudaki görüşüne katılmıyorum. Evet bölgede sorunlar alabildiğine karışık bu doğru, ama “nükleer bir savaşa” yol açacak kadar genişleyeceğini sanmıyorum. Sanmıyorum çünkü artık bir nükleer savaşın düğmesinde uzanacak tek el yoktur, nükleer silah taşıyan her ülkenin yetkili makamının parmağı atom bombasına ne kadar yaklaşırsa diğer parmakların da aynı anda atom düğmesine o kadar yaklaşacağı bir dünyada yaşıyoruz. Nükleer silahların bu kadar çoğalması, iletişim teknolojisinin dünyayı bir ağ gibi sarması Birinci, İkinci Cihan savaşından sonra Üçüncü dünya savaşını bilinemeyen bir tarihe erteledi, hatta olanaksız kıldı. Bir nükleer savaşın olasılığına katılmamamın birinci nedeni bu. İkinci nedeni ise: İran’ın Rusya sınırına yakın olması, bu nedenle Rusya devlet başkanı Putin’inde en az Trump kadar nükleer silahın düğmesine yakın durmasıdır. Üçüncü neden ise: İran’ın üzerinde bir nükleer savaş çıkartacak bir stratejik konuma sahip olmamasıdır.

Çin, Rusya, İran gibi dünyanın birçok bölgesi ve ülkesinde Donkişot’un yaptığı gibi Trump da kapitalizmin doğal iktisadi yapısına savaş açmış durumda. Kapitalizmi yaratan ana öğe rekabettir, hatta kapitalizmin rekabetin bir ürünü olduğu bile söylenebilir. Kapitalizm, gelişmiş kapitalist ülkenin gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkeye “kendi imgesini verme” sürecini aşıp, imge yerine bağımlılık ve yarı bağımlılık ilkesini dayattıktan ve acımasız bir rekabeti başlattıktan sonra rekabetçi kapitalizm burjuva demokrasisi ile birlikte bir dünya sistemi olarak inkişaf etti. Rekabet beraberinde sermaye birikimini, sermaye birikimi ise tekelciliği yani tekelci kapitalizmi üretti.

Tekelcilik sermaye ihracı ile birlikte merkantilizmin aşılıp, geri kalmış ülkelere sermaye ihracı ve ithal ikameli yani montaj sanayinin yaratılmasını sağladı. Sermaye ihracı süreç içerisinde oluşturulan tekel evlikleri ile büyük konzernlerin oluşturularak, ulus ötesi sermayenin yani globalizmin oluşumuna neden oldu. Globalizmin oluşması Sovyetler Birliği ve sosyalist bloğun yıkılması ile kapitalizm bir tek bir dünya sistemine, adeta bir imparatorluğa büyüdü. Liberalleşti, kendi eseri olan ulusal çitleri ve ulusal pazarları aşmaya başladı. Söz konusu süreçte sermaye ulus ötesi bir nitelik kazanırken ulusal pazarları aşarak tek bir dünya pazarı yaratmayı hedefledi. Bütün bunlar kapitalist iktisadın doğal yasaları yani kapitalizmi yaratan yasalardır. Bütün bu yasaların başında da rekabet gelmektedir. Trump kapitalizmi kapitalizm yapan rekabeti kaldırıyor yerine rekabetin düşmanı olan “yaptırımları” koyuyor. Liberal kapitalizm globalleştikçe Çin gibi bir üçüncü dünya ülkesini ABD gibi birinci dünya ülkesinin düzeyine çıkartı. Kapitalizmin bu rekabeti Çin ve Çin gibi birçok geri kalmış ülkeyi birçok gelişmiş emperyalist ülke konumuna tırmandırdı.

Söz konusu rekabet kapitalizmi kendi sonuna doğru eviriltebilir insanlığı farklı bir toplumsal sistemle yüz yüze getirebilirdi. Ama Trump iktisadın bu doğal yasasına karşı koyarak, rekabetin yerine, rekabetin karşıtı “yaptırımları” koyarak kapitalizmi bir nevi ters yüz etmeye girişti. Trump’ın açmış olduğu ticaret savaşı ÇİN’e, Rusya’ya, İran’a değil kapitalizme karşı bir savaştır. O nedenle Trump’ın bu ülkelere açtığı savaş daha çok kapitalizm, özellikle de ABD’nin ulus ötesi sermayesi açılmış bir savaş niteliğindedir. Trump Başkan olduğunun ilk zamanlarında Çin gibi ülkelere taşınmış olan ABD sermayesinin tekrardan yurda yani ABD’ye dönmesini istemişti. Söz konusu etmiş olduğu sermaye sahipleri “tamam getiririz ama çalışanları ile beraber” demişlerdi. Çünkü Çin’de bir işçiyi aylık 20 dolara çalıştırıyorlar. ABD’de aynı işçi 3000 dolara çalışıyor. Çinli işçinin ürettiğini de ABD’li işçinin ürettiğini de aynı fiyata satıyorlar. Böylesine kar sağlayan bir sermayeyi Trump ya da başka bir başkan engelleyebilir mi? Bu hem eşyanın tabiatına aykırı hem de kapitalizmin. Bu nedenle Trump, Çin ve İran gibi ülkelerde onlara karşı değil ABD kapitalizmine karşı savaşır konuma gelmiştir.

Trump ABD sermayesine açmış olduğu bu savaşla çağın en komik Donkişot’u konumuna düşmüştür. O nedenle de Çin ve İran’dan çok ABD’nin ulus ötesi sermayesi Trump’a karşı mücadele edecektir. Zaten ediyor da. Yakın bir gelecekte ya seçimle ya da başka yöntemlerle ABD’nin global sermayesi Putin Donkişot’ unu şöyle yada böyle bertaraf edecektir. Trump ABD’nin egemen sermayesi olan ulus ötesi sermayesinin bir temsilcisi olarak değil, Putin’in de desteği ile ABD’nin ulus ötekileşememiş Rasist sermayesinin temsilcisi olarak başkan seçilmiştir. O nedenle geldiği gibi de gidecek ya da giderilecektir.

Dünyanın olduğu gibi Ortadoğu’nun da baş belası olan Trump kalıcı değil geçici bir konum arz ediyor. Trump gidince yaratmış ve yaratmakta olduğu sorunlarda Trump’la birlikte belli ölçüde de olsa gidecektir. O nedenle bölgenin ana sorunu bu dış güçler değil. Ortadoğu’da bölgenin ve süper güçler dengesini bozan gerçek neden yazınında başlığına koyduğum gibi “Rojava Devrimi olmuştur”. Rojava devrimi bölgeye hem yeni aktör olarak devrimi hem de bölgenin halklarının geçek iradesini taşımıştır. Suriye yolu ile bölgede yaratılmış olan bu iki irade bölgenin bütün doku ve dengelerini değiştirmiştir. Sadece bölgenin de değil, iki süper güç arasındaki dengelerle birlikte diğer uluslararası aktörlerin arasındaki ilişki ve çelişkilere de yeni bir ayar vermiştir. Tabi ki; sadece uluslararası aktörlere değil bölgenin dört sömürgeci devletine de yep yeni bir korku dünyası yaratmıştır. Suriye yönetimi ne yapacağını şaşırmış durumda, Erdoğan Türkiye’si, tam bir paranoya yaşıyor, Irak Kürdistan’ı Erdoğan yönetimi ile birlikte koşuyor, ama sonu olmayan bir yere doğru. Irak yönetimi ise şimdilik işi rölantiye almış durumda. İran şimdilik kendi derdine düşmüş gibi görünse de Rojava’ yı bir türlü unutamıyor.

Bütün bunlar ister alt alta ister yan yana konsun bölgenin ana sorununun Rojava devrimi ve devrimin yaratmış olduğu sonuçlar olduğu gerçeğidir. Bence bölgenin gerçekliği bu. Sorun bu gerçekliğin nasıl bir sonla sonuçlanacağıdır? Mevcut güçlerin Kuzey Suriye’ye bakış açılarına bakarak söyleyecek olursak: Sömürgeci dört ülke den Erdoğan Türkiye’si ; Kuzey Suriye’yi bütün sonuçları ile ortadan kaldırmayı planlıyor. Suriye Şam yönetimi de Erdoğan Türkiye’si gibi bir plana sahip olmasa da ona yakın bir niyete sahip. Irak ve İran şimdilik imha konusunda her hangi bir kararlılık taşımıyor, ama şimdilik öyle. Toptan söyleyecek olursam: dört sömürgeci ülke şöyle yada böyle Rojava devriminin imhasından yanadır. Ama mevcut konjonktürde böyle bir şanslarının olmadığını belirtmem gerek. Erdoğan Türkiye’si gidilmesi muhtemel olan erken genel seçimlerde kullanmak için Kuzey Suriye’ye bir saldırı yapma ihtimali var. Ama hiçbir sonuç alamayacağı kesin. Geriye kalan güçlerden Rusya’nın yaklaşımı net olarak bilinmese de ABD, Fransa, İngiltere, Almanya vb. güçler utangaç bir şekilde de olsa Kuzey Suriye’ye destek vermek gibi bir duruş sergiliyorlar.

Peki Kuzey Suriye özerk yönetimi kendisini utangaçça destekleyen bu koalisyon güçleri ile ne yapabilir? Bence Kuzey Suriye güçleri anlaşma önceliğini Suriye yönetimine vermelidir. Ama Suriye yönetimi suyu yokuşa sürerse bir süre daha mevcut ortamı devam ettirmek için çaba sarf etmeli. Sonrasını zamana bırakmak zorunda kalabilir. Suriye yönetimi ve Rusya Kuzey Suriye’yi Erdoğan Türkiye’si ile tehdit edebilirler. Ama Erdoğan’ın da gideceği günler fazla uzak gibi görünmüyor. Mevcut konjonktürdeki güçler manzumesine bakarak söyleyecek olursak: bugün var olan manzaranın bir süre daha devam edebileceğini söyleyebiliriz. Ama eninde sonunda Suriye’ nin geleceğini Kuzey Suriye belirleyecektir. Hatta sadece Suriye’nin değil, bölgenin geleceğini de Kuzey Suriye Özerk yönetimi belirleyecektir. Çünkü o bir devrimdir. Bölgenin ve dünyanın gereksinim duyduğu bir demokratik ulus devrimidir. Doğa ve tarih onu yaşatmak ve yaymak durumundadır. Burjuva devrimini yayıp yaşattığı gibi. Kapitalizm her yönü ile devrime gebe hale gelmiş durumda, mevcut ortamda kapitalizmin bu devrime gebe haline en isabetli yanıt demokratik ulus devrimi olacaktır.

Teslim TÖRE
2 Ağustos 2019