Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Yürütme Kurulu Üyesi Aldar Xelil ‘Türk devletinin tüm kurumları ve Erdoğan bizi sürekli tehdit ediyor. Buna rağmen bizler bugüne kadar Türkiye’ye karşı en ufak bir tehdit ya da saldırıda bulunmadık.

 

B4911649-F2EE-43B0-9A44-A6516F712C6F

Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Yürütme Kurulu Üyesi Aldar Xelil ‘Türk devletinin tüm kurumları ve Erdoğan bizi sürekli tehdit ediyor. Buna rağmen bizler bugüne kadar Türkiye’ye karşı en ufak bir tehdit ya da saldırıda bulunmadık. Onlara böyle yaparsanız biz de şöyle yaparız demedik. Türkiye Kuzey ve Doğu Suriye’deki devrimi engellemek için siyasi, diplomatik ve askeri tüm seçenekleri kullanıyor .Diyalog ve çözüme olduğu kadar değerlerimize sahip çıkmaya ve halkımızı korumaya da hazırız.Koalisyonun Türkiyenin tehditlerine karşı bize karşı sorumlulukları vardır.Ardar Xelil’le son günlerde Rojeva sınırına yapılan askeri yığınak, , Türkiye-ABD görüşmeleri, Türkiye’nin ‘Güvenli bölge’ girişimlerini,Şam ile ilişkileri,koalisyon güçlerinin kendilerine bir güvence verip vermediğini sorduk Xelil sorularımızı yanıtladı.

Türkiye’nin sınıra askeri yığınak yapması bir işgal hareketine dönüşme durumuna karşı öncelikle Rojava yönetiminin tutumu nasıl olacak ve doğuracağı sonuçlar neler olur?

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1924-37 yılları arasında Suriye Fransızların boyunduruğu altındaydı. Suriye onlara aitmiş gibi gösteriliyordu. O dönemde bile Fransızlar Suriye Cumuriyeti’nin temellerini atarken de Halep devletini, Şam devletini, Alevi devletini, Dürzî devletini oluşturdular ve Kürtlerin yaşadığı bölgede de bir Kürt yönetimi oluşturmak istediler. O dönemde de Türk devleti yine müdahalede bulundu ve Suriye’de Kürtlerin herhangi bir statüye sahip olmasına izin vermedi.

Yani bu yaklaşım Cumhuriyet öncesi yıllardan bu güne evrilmiş bir stratejimidir ?

Evet.Stratejileri ne şekilde olursa olsun Kürtler kendilerine ait bir statüye kavuşamasın, herhangi bir şeyleri olmasın diye tarih boyunca daima kendine bir hedef olarak belirlemiştir. Şu an olduğu gibi o dönemde de Kürtler Türkiye’ye karşı herhangi bir olumsuz yaklaşım içerisinde değillerdi. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti ilk günden bu güne kadar politikasını Kürtlerin hiçbir yerde ve hiçbir şekilde herhangi bir şey elde etmemesi ve gelişme sağlamaması temelleri üzerinde kurmuştur. Biz demokratik bir devrim yürütüyoruz, demokratik bir sistem inşa ediyoruz. Bizler halkların kardeşliğini tesis etmeye çabalıyoruz. Projemiz Kürt, Arap, Asuri-Süryani, Keldani, Türkmen, Ermeni vb halklarla birlikte barış içinde yaşama projesidir ve bizler hep beraber bu yönetimin içerisinde aktif yer alıyoruz.

Peki Türkiye’nin bunca tehdidi,bunca öfkesi niye…

Ülkemiz ve bölgemiz zaten çok karışık bir durum içinde. Bizler de bölgemizde demokratik bir yönetim oluşturduk. DAIŞ’e karşı savaştık ve insanlığı DAIŞtehlikesinden kurtardık. İlk günden beri bizler ne kimseyi tehdit ettik nede kimseye de tehdit olduk. Ama dikkat ederseniz Türk devletinin tüm kurumları ve Erdoğan bizi sürekli tehdit ediyorlar. Buna rağmen bizler bugüne kadar Türkiye’ye karşı en ufak bir tehdit ya da saldırıda bulunmadık. Onlara böyle yaparsanız biz de şöyle yaparız demedik. Suriye sınırları dahilinde kendi ülkemizde barış ve huzur içinde halkların kardeşliği temelinde demokratik bir sistemi, ortak bir yaşamı inşa edip yaşamak istiyoruz. Bizler demokratik bir Suriye kurmak istiyoruz. Peki, bunun neyi Erdoğan ve hükümetine zarar veriyor? Eğer mesele onların saldırı ve imha niyetinden kaynaklanmıyorsa mesele nedir o zaman? Aslında bizlerle Türk devleti arasında güvenli bölgeye en fazla ihtiyaç duyan bizleriz ki bizi Erdoğan’ın saldırılarından koruyabilsin. Bu bizim için gerekli aslında. Erdoğan’ın her canı sıkıldığında, her kafası bozulduğunda, kendi iç sorunları olduğunda ya da parti içi sorunlar baş gösterdiğinde mevcut sorunlarını aşma adına bizlere saldırma kararı veriyor. Ekonomisi kırılma yaşıyor yine bize saldırma kararı alıyor. Bizleri, ülkemizi adeta sorunlarını aşmaya çalıştığı bir alan olarak görüyor. Hergün bizi tehdit etmeye devam ediyor, topraklarımızı işgal ediyor, zaten Afrin’i işgal etmiş durumda. Yine aynı işgali Cerablus’ta, Ezaz’da, Bab’da ve daha birçok yerde gerçekleştirdi. Bununla yetinmeyip diğer bölgeleri de tehdit ederek işgal edeceğini söylüyor. Bu kabul edilemez. Bu yaklaşım insanlık ölçülerine, insan haklarına, uluslararası ve devletlerarası hukuka aykırıdır. Birbirine komşu olan iki devletin ilişkilerine ters ve Suriyelilerin hakkına tecavüzdür. Buna rağmen elimizden geldiğince barışçıl yollarla, diyalog yöntemiyle sorunları çözmeye öncelik veriyoruz, savaş ve şiddet yerine bu tür sorunları barışçıl yöntemlerle nasıl çözüme kavuşturabiliriz diye çabalıyoruz .Gerçekten çözüm bulma peşindeyiz.

Rejimle her hanki bir temas durumunuz var mı ?

Şam yönetimiyle bir çözüm arayışındayız. Suriye ile, Şam ile ittifak yapmak istiyoruz, çünkü burası da Suriye topraklarının bir parçası ve Şam’ı kim yönetiyorsa onlarla anlaşmaya varmak istiyoruz, bu birincisi. İkincisi ise Ruslarla da ilişki içindeyiz, bunu saklamıyoruz. Mevcut sorunları çözme adına Rusya’nın da arabuluculuk yapmasını istiyoruz.

venli bölge konusunda Turkiye ne istiyor siz ne istiyorsunuz.Bu son görüşmelerde bir ilerleme oldumu?

Sayın James Jeffrey burayı ziyaret etti. Türkiye ile aramızdaki sorunların çözümüne yönelik, kendisine önerilerde bulunduk. Yine güvenli bölge konusunda çözüm yöntemine dair görüşlerimizi ifade ettik. Görüşlerimiz Erdoğan ve hükümetine ulaşmıştır. Bunun dışında atılması gereken fakat atmadığımız hiçbir siyasi, barışçıl ve olumlu adım kalmadı. Tarafımızca ne varsa ifade edilmiş, gereken inisiyatif ve kararlılık belirtilmiştir. Ancak işgal amaçlı saldırıda ısrar ettiklerinde şüphesiz biz bunun tarafı değiliz ve böyle bir şey istemeyiz, fakat böyle bir durumda her kes bilmeliki var gücümüzle direneceğiz. Binlerce şehidimizin kanıyla kazandığımız kazanımlarımızı canımız pahasına koruyacağız.Meşru savunmayla kendini savunmak halkımızın en doğal hakkıdır ve saldırı durumunda da meşru savunma dışında önümüzde başka bir seçenek kalmıyor zaten. Sorunların diyalog yoluyla, barışçıl yöntemlerle çözülmesine bizler hiçbir zaman hayır demedik. Buna rağmen size saldıracağım, topraklarınızı işgal edeceğim, sizi parçalayıp ortadan kaldıracağım denirse, o zaman önümüzde direnişten başka bir şey kalmıyor. Türkiye’nin bu tehditkar tutumuna karşı koalisyon güçlerinin tutumu konusunda koalisyon yetkililerinden bir güvence verildi mi sizesorunuza ise, bu konuda bize güvence veren herhangi bir güç söz konusu değildir. Ancak bildiğiniz gibi insanlığın düşmanı olan ve büyük tahribatlara yol açmış DAIŞ’e karşı ödediğimiz ağır bedeller sonucunda koalisyon güçleriyle ortak bir çalışmamız oldu. Verilen mücadelede büyük bir aşama kaydederek DAIŞ’in ele geçirdiği tüm toprakları özgürleştirmiş olduk. Koalisyon güçleri de bu mücadeleye destek vererek önemli bir rol oynadı. Elindeki tüm topraklar özgürleştirilse de ancakDAIŞ henüz tam olarak bitmiş değildir. Yeniden kendisini toparlamak ve eyleme geçme potansiyeli halen vardır. Zaten zaman zaman Suriye’de olsun Irak’ta olsun eyleme geçtiklerini de biliyoruz. Mevcut durumda DAIŞ’in gizlenmiş, fırsat bulduğunda eyleme geçecek olan birimlerine karşı koalisyon güçleriyle birlikte birçok alanda ortak operasyonlar içerisindeyiz. Bu süreç halen devam etmekte. Şayet Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırı ve işgal hareketi gelişirse bölge tamamıyla yeni bir kaosa sürükleneceğinden DAIŞ’in bundan büyük oranda faydalanacağını kestirmek mümkün. Şu an Demokratik Özerk Yönetimin elinde binlerce DAIŞ’li tutuklu var. Bunların durumu da bu süreçten kaynaklı etkilenmiş olacak. Bu sonuçların bölge ve dünya için daha ciddi tehditler doğuracağını görmek gerekiyor. Dolayısıyla bu tür durumların yaşanmaması için koalisyon güçlerinin Türk tarafının olası bir işgal ve saldırılarına karşı durmaları noktasında sorumlulukları olmaktadır. Bu noktada koalisyon güçleri olsun, Rusya olsun rol ve sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini düşünüyoruz.

Afrin’in durumu ne olacak bir çözüm bulunması konusunda neler yapılıyor?

Zaten Afrin’i işgal ettiler. Bunun sonucunda halkımız direniyor. Şu an Şehba’da ve Afrin çevresinde bulunan halkımız varlığı için en zorlu koşullarda bulunmasına rağmen direniyor. Özgürlük savaşçıları Afrin içerisinde günlük eylemler düzenleyerek mücadele veriyor. Bizler de siyasi ve diplomasi alanında bir mücadele içerisindeyiz. Dünya genelinde önemli bir etkiye sahip olabilecek olan tüm kesimlerle, tüm güçlerle irtibat halindeyiz ve ilişkilerimiz sürüyor. Türk devletinin Afrin’deki işgali meşru değildir. Bu bir işgaldir. Zaten bölgedeki demografiyi değiştirme faaliyetlerine devam ediyor. İnsanları tutuklayarak veya kaçırarak işkence etme, fidye isteme, göçertme, tecavüz etme vb gibi insanlık dışı olan ve uluslararası hukuka ters, insan haklarına aykırı olan ne kadar kirli faaliyet ve ne kadar suç varsa hepsini Afrin’de işliyor. Bu suçları dünyanın gözü önünde işliyor. Türk devletinin asıl derdi Afrin’in kimliğini, kültürel ve sosyolojik benliğini değiştirmek. Köylerin, mahallelerin, sokakların hatta dışarıdan getirdikleri insanların da adını, soyadını değiştiriyorlar. Onların kimlik kartlarını değiştirerek doğum tarihi ve yerini Afrin yazarak bölge demografisinin değiştirilmesine resmi kılıf hazırlıyorlar. Bu konuda sahtekarlıklar yapıp Kürtleri zorla göçertiyorlar. Yani Türk devleti Suriye geneline karşı da insanlık dışı faaliyetler yürütüyor. Kürtleri yok etmek istiyor. Buna karşı devam eden mücadelemiz var ve elbette meşru direniş çerçevesinde bu sürecektir.

Güvenli bölge konusunda Türkiye ne istiyor siz ne istiyorsunuz  ve bu son görüşmelerde bir ilerleme oldu mu?

Güvenli bölge konusunda şu an herhangi bir şey ifade etmiyoruz. Şüphesiz Türkiye’nin önerileri var. Türk devleti esasında buradaki yönetim ortadan kalksın istiyor. Bizi yok etmek istiyor. Bizler de bi şekilde olası saldırıların önünü almak için ortak bir çözümün bulunması adına nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine dair bazı öneriler geliştirdik. Ancak Amerikan ve Türk heyetleri arasında ayrıca Amerika ve Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimimiz arasında bu ve benzeri hususlar üzerine tartışmalar halen sürdüğünden net bir detay veremeyiz.

Minbiç konusu hep muģlak kaldı ordaki durum tam olarak nedir?

Minbic konusu da Fırat’ın doğusundaki diğer bölgeler gibi üzerinde tartışmalar sürmekte.

Rejimle herhangi bir çatışma durumu veya çatışma riski var mı ?

Şu an rejim güçleri İdlib’de ancak ilerleme sağlayamıyor ve çok zorluk çekiyor. Eğer Türk devleti kuzeyden saldırıya geçerse her açıdan tehlikeler doğuracaktır. Kuzeyden saldırıya geçmesi durumunda DAIŞ’in tekrar canlanıp saldırılar düzenlemesi mümkündür. DAIŞ halen potansiyel bir tehlike taşıyor. DAIŞ güney bölgelerinden saldırı başlatırsa bu zaten başlı başına büyük bir tehlikeyi beraberinde getirecektir. Rejimin bölgemize saldıracağına dair elimizde herhangi bir bilgi yok. Ancak İdlib meselesini halledip imkan bulursa Türk devletinin saldırılarından medet umarak bizlere saldırmak isteyecektir. Bu olasılık vardır.