3882F084-4E60-4558-B2B4-D1D3198CFE4D

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Evet uzun süreden beri çok yönlü bir politika yürüten Türkiye nihayet S-400 sistemini Rusya’dan alıp getirmekle safını net olarak ortaya koydu. Bunun ne anlama geldiğini herkesten çok Kürd siyasal hareketi bilince çıkarmalıdır. Bunun tek bir nedeni var. Neden Kürd/Kürdistan korkusudur. Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana Batı sitemi ile işbirliği içindeydi. Geleceğini bu ilişkide arıyordu. Batı sistemi ilede bir sorunu yoktu. Hele NATO üyesi olduktan sonra onun coğrafyamızdaki vurucu gücü oldu. Fakat sovyet blokun dağılmasıyla ABD dünyaya yeniden bir şekil vermeye yöneldi. Doğu Avrupa’ya bir çeki düzen verdikten sonra önce Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ve sonra ismine Genişletilmiş Orta Doğu Projesi (GOP) denilen proje ile Orta Doğu’ya yeniden bir şekil vermek için işe koyuldu. Öncelikle sömürgecilerimizi hedefledi. Irak’tan başladı, Suriye ile devam etti. Şimdi İran’a yönelmiş durumdadır. Sonraki durak Türkiye olacaktır. ABD yetkililerin: “Türkiye GOP kapsamı içindedir,“ demesini hatırlayın.

Bu operasyonlarda sömürgecilerimiz darbe alıp gerilerken Kürdler mevzi üzerine mevzi kazanmaktadırlar. Sömürgecilerimiz bunu kendi varlıklarına yönelme olarak gördüler ve ömürlerini uzatmak için buna göre politikalarını belirlemeye başladılar. Irak ve Suriye yönetimlerin bugünden sonra yapabilecekleri pek fazla bir şey yok. İran direniyor. Türkiye bunu boşa çıkarmak için Avrasyacı ülkelerde kurtuluşunu aramaya başladı. Bu nedenle Batı sisteminden kopmaya başladı. Şimdilik bir bütün olarak kopmasada süreç içinde buraya evriliyor. Kurtuluşunu burada arıyor. Kürdlerin kurtuluşunu engelemeyi bu politikada buluyor. Çünkü Kürdlerin bağımsız devlet olarak tarih sahnesine çıkmasını kendi sonu olarak okuyor. Haksızda sayılmazlar. Çünkü ismine “Türk“ denilen göçebe muhacir toplumu bir arada tutan çimento Kürdlerdir. Kürdlerin ayrılması kurulan şatonun yıkılmasına yorumluyorlar. Bu nedenle her halükarda Kürdlerin ayrılmasını engelemek için ellerinden ne gelirse onu yapacaklardır. Bunu Batı sistemi ile yapamayacaklarını anlayan Türk devlet aklı kurtuluşu Rusya’nın başını çektiği Avrasya dünyasında arıyorlar.

Türkler kılıç kalkanla, heybelerinde kurutulmuş etle çekirge sürüsü gibi Orta Asya’dan kopup coğrafyamıza geldiler. Coğrafyamızın yerli halklarının başına bela oldular. Kılıçtan geçirdiler. Soykırıma varan uygulamalardan bulundular. Kiminide asimilasyondan geçirip “Türkleştirdiler.“ Soygun, gasp, çalıp çırpma, yakıp yıkmayı meslek edindiler. Katliam ve asimilasyonla zoraki suni bir toplum yarattılar. Kuduz mu kuduz bir topluma dönüştüler. Komşularını ısırmayı yaşam tarzı edinen bir toplum ola geldiler. Bu devşirme toplum sürekli bir kimlik bunalımı yaşadı durdu. İsmine “Türk“ denilen bu ucube topluma nihayetinde aranan kimlik bulunmaya yüz tuttu. Savunucuları tarafından 72,5 milliyetten meydana geldiği söylendi. Fakat bu ucube toplumun kanı bir türlü coğrafyamızdaki halkların kanıyla uyuşmadı. Araştırmalara göre dünyanın bir numaralı melez toplumu ünvanını aldı.

Bu durum kendilerine “Türküm“ diyen toplumda korkunç derecede bir güvensizlik ve korku yaratmıştır. “Bölündük ha bölüneceğiz,“ korkusu bu toplumu sarmıştır. Bu da onu dahada saldırganlaştırmıştır. En demokratik bir gelişmeye tahammül edilemez bir duruma sürüklenmiştir. İşi teklere bağlamıştır. “Tek millet, tek devlet, tek dil, tek bayrak…“ amentüleri olmuştur. Bundan vaz geçecekleri yok. Değişmeleri mümkün görünmüyor. Irkçı, faşist, cihatçı soykırımcı bir sistem yaratılmıştır. Bunu ne pahasına olursa olsun sürdürmeyi politika edinmişlerdir. Herkesin bunu kabullenmesini dayatmaktadırlar. Fakat insanlığın geldiği seviye böylesi bir sistemin sürdürülebilir bir mantığı yoktur. Bu toplumun dönüşmesi şarttır. Kendilerine dayatılan budur. Bu iç dinamiklerle olacak bir durum değildir. Çok denendi ama başarılamadı. Bu kez dış dinamikler devreye girdi. Genişletilmiş Orta Doğu Projesinin (GOP) bir amacıda bu toplumu değiştirmek üzere kuruludur. Bunuda gelişmeye açık, Batı sistemi ile kolayca entegre olacak, özgürlüğe, bağımsızlığa susamış Kürd milleti ile yapacaklar. Sahadaki gelişmelere bakıldığında bu görülmektedir.

Bunu gören Türk egemenlik sistem sahipleri sokak kabadaylarını aratmayacak bir tutum sergilemektedirler. “Geldik, geleceğiz, yıkıp yakacağız,“ deyip duruyorlar. Türkler yağdırmasada gürlüyorlar. Bunun kendilerinden başka hiç kimseye bir zararı yok. İstedikleri kadar zırlayabilirler. Ama artık kimseye tekme atamayacaklarını kendileride biliyorlar. Fakat çakallarını sokağa salmışlar. Güç getirdikleri Kürdleri linç etmeyi elden bırakmıyorlar. Kimse yanılmasın. Can çıkar, huy çıkmaz misali Türkler komşularını ısırmaya çalışmaktan vazgeçmezler. Özeliklede Kürdleri. Tüm politikaları Kürdleri nasıl sindiririm, nasıl kendime bağlarım, hak kazanmalarını nasıl engeleyebilirim hesabını yapıyorlar. Bunun için çalmadık kapı bırakmıyorlar. Batıdan umudunu kesen Türkler kurtuluşu Avrasyacılarda arıyorlar. Başta ABD olmak üzere Batıyı düşman görüyorlar. Devlet destekli güçlü bir anti-ABD’cilik topluma egemen olmuş durumda. Bu da ABD’yi çok rahatsız etmekte ve Türk devlet aklını bundan sorumlu tutmaktadır. ABD, Türkiye’yi kendisi için bir tehdit olarak görüyor. Bunu her fırsata da ifade ediyor. Irak işgalı sonrası gelişmeler ABD-Türkiye arasındaki çelişkinin giderek derinleştiği ve eski dostluk ve işbirliğin artık geri gelmeyecek kadar yara aldığını görmek gerekir. ABD-Türkiye arasındaki çelişki giderek derinleşecektir. Burada kimi çevrelerin dediğinin aksine ABD, bugünden sonra Türkleri Kürdlere tercih etmeyecektir. O sürecin aşıldığı uzun bir süre oldu.

Bu nedenle Orta Doğu’da ve özeliklede Kürdistan’daki bu gelişmeleri Türkiye iyi okumaktadır. Suriye ve İran sonrası sıranın kendilerine geleceğini çok iyi bilmektedirler. Bu bağlamda bir yandan yürüttüğü çok yönlü dış politika ve öbür yandan savurduğu tehditlerle sorunu çözeceği hesabını yapıyor. Bu arada bir çılgınlıkta yapabilir. ABD’nin tüm uyarılarına rağmen Kürdistan’ın Güneybatısı’nı (Rojava) işgale kalkabilir. Kendini deneyebilir. Türk yetkililerin bu konuda sayısız beyanatı mevcuttur. Pratiğe sokarlar mı bilinmez ama bu yönlü bir çaba içinde oldukları açıktır. Türkiye’nin Kürdistan’ın Güneybatısı’nı işgali halinde neye yol açar? Bu, ABD ile Türkiye’yi askeri olarak karşı karşıya getirir. ABD bunu bu aşamada istememektedir. Onun birinci önceliği İran Molla rejimini tasfiye etmektir. Bu aşamada mümkünse Türkiye’nin yardımını almak ki bunun koşulları yok o zaman en aşağı tarafsız bırakma yönlü bir politikaya sahiptir. Fakat Türkiye bunuda aşan bir politika sahibidir. ABD’nin planını boşa çıkarmak için elinden geleni yapıyor. Bu da ABD’nin sabrının aşmasına yol açabilir. Kim bilir. Belki İran operasyonu öncesi ABD-Türkiye kapışır.

Batı sisteminin çıkarı bağımsız bir Kürdistan’ı gerektirmektedir. Bu nedenle Batı siteminin öncülüğünü yapan ABD tarafından Kürdler müttefik olarak kabul görüldü. Orta Doğu’nun değişiminde Yahudilerden sonra Kürdler artık güvenilir bir halk olarak kabul görülmektedir. Çünkü Kürdler seküller bir millettir. Dünya sistemi ile kolayca entegre olabilecek bir sosyal yapıya sahiptir. Bunun en bariz örneği: Kürdlerde kadının en aşağı erkek kadar öne çıkmasıdır. Orta Doğu toplumlarında olmayan bu özelik Kürdlerde hakim bir yaşam tarzına dönüşmüştür. Dört parça Kürdistan’da kadının toplumdaki rolünün yanı sıra gerilla savaşında oynadığı rol bunun somut kanıtıdır. Bu durum özelikle İŞID terör saldırısıyla Kürdistan’ın Güneybatısı’nda kadının oynadığı rol ile dünyacada kabul görülmüştür. Bugünden sonra Kürdler kendi gücünün farkına varmalıdırlar. Orta Doğu’daki değişimlerde aktör bir rol üslenebileceklerini görmelidirler. Ki ABD’nin başını çektiği Batı sistemi bunu görüyor. GOP’nide Kürdler üzerine kurduğu veriler gösteriyor. Bugünden sonra Kürd milletini tarih sahnesine çıkarmak Kürd siyasal hareketlerin tutumuna kalmıştır.

Kürdistan ülkemiz. Yüzyıllardır üstünde yaşadığımız anayurdumuz. Uğruna ağır bedel ödediğimiz baba ocağımız. Her karış toprağı şehitlerimizin kanıyla sulandığı bereketli coğrafyamız. Biz, bu ülkenin kadım halkıyız. Ana çocuk gibiyiz. O, bizsiz, biz onsuz olamayız. Bu bir sevgidir. Bu sevginin adı Kürdistan yurtseverliğidir. Her millet, belli bir coğrafik ortamda gelişir. Kendine özgü milli, dilsel, dinsel, örf, adet, gelenek, ahlaki, hukuki, kültürel, ekonomik, politik ve askeri şekilleniş temelinde oluşur. Millet, bu etmenler toplamının birleşkesinin ürünü olarak doğar. Bunlara sımsıkı bağlı kalarak kendini yaşatır. Kendini geleceğe taşımak içinse devletleşmeyi şart koşar. Bu, bir zorunluluktur.

Kürd millet bağımsızlığı bir zorunluluksa ki, öyledir; o halde Kürdler, Türk, Fars ve Araplarla tüm ayrılık yönlerini açığa çıkarmak ve yaşamın her alanında onlarla ayrışmak zorundadır. Düşmanlarımızla ayrılıklarımızı programlamak ve bunu yaşama geçirmenin araçlarını yaratmak zorundayız. Devletleşmenin yolu buradan geçer. Kürdler, kendi özgün yanlarını bir bir açığa çıkarmalıdır. Bir Kürd orijini ortaya çıkarılmalıdır. Bu, ötekiden farklılığın ifadesi olmalıdır. Kürd milli şuuru yaratılmalıdır. Bu, her Kürd bireyin kendini onunla tanımlayacağı bir felsefe olmalıdır.

Kürd millet bireyinin ortak bir ideali olmalıdır. Bu ortak ideali gerçekleştirmek için her Kürd bireyi imkan ve olanaklarını seferber etmelidir. Bize göre Kürd millet bireyinin ortak ideali Kürd milli devleti olmalıdır. Kürd milli devletine ulaşmanın politikası oluşturulmalıdır. Bu politikayı yaşama geçirmenin araçları yaratılmalıdır. Bu araçlarla Kürd millet düşmanlarına karşı amansız bir savaş verilmelidir. Her Kürd, milli çıkarların bilinçiyle kendini politikleştirmeli, örgütlemeli ve düşmana karşı iradileştirmelidir.

Bu arada şunuda bilince çıkarmak gerekiyor. Milli çıkarlar her zaman tek başına kazanılamayacağı ve korunamayacağı bilinmelidir. Müttefiklere, dostlara ihtiyaç duyulur. Bu nedenle milli çıkarlarımızı kiminle ve nasıl koruyacağımızı bilince çıkarmamız gerekmektedir. Bu bağlamda kiminle nereye kadar gidebileceğimiz konusunda net milli bir dış politikamızın olmasını zorunlu kılmaktadır. Bugün bu olanak doğmuştur. Kürdlerin ayağına gelmiştir. Çıkarları Kürd milletinin çıkarlarıyla uyum içinde olan dünya süper gücü ABD yanı başımıza gelmiştir. Bu şans iyi değerlendirilmelidir. Türk olmayanların; “Türk ulusal onuruyla övünç duyma“yı “enternasyonalizm“ adına politika edinenler, onursuzluklarına meşruiyet kazandırmak için bu tutumumuzu “Emperyalist kışkırtma sonucu doğan Kürd milliyetçiliği,“ olarak ilan ediyorlar. Türk egemenlik isteminin sol açıkları olur bunlar. Ciddiye alınacak çevreler deyin geçin.

Kürdler, bugüne kadar kültürlerin, uygarlıkların, dinlerin, ideolojilerin, halkların, milletlerin, imparatorlukların, dünya güç odakların büyük evrensel çatışmalarında daima başkalarının çıkar çatışmasının bir aksesuarı oldu. Ama bugün durum farklıdır. Kürdler, artık bir figüran değil, Orta Doğu’nun değişiminde bir aktör olarak büyük bir rol üslenmiş durumdadır. Bu durum Kürdleri tarih sahnesine bağımsız milli devlet olarak çıkmasının yolunu açmıştır. Kürdler, bunu görmek zorundadır. Bunun politikasını yapmak zorundadır. Büyük oynamak zorundadır.

Kürdler, öteki olarak tanımlanan Türk, Fars ve Araplarla birlikte kendini ifade etmeyi değil, özgün bir aktör olmanın rolünü oynamalıdır. Kürd milletinin kurtuluşu bu politikadadır. Bu politikaya karşı kim durursa dursun anı-sanı, rütbesi ne olursa olsun Kürd milletinin tarihi yürüyüşü önünde bir engeldir. Kürd millet düşmanı Türk, Fars ve Araplarla ”ortak yaşam“ öngörenlerin niyetleri ne olursa olsun Kürd milletinin bağımsızlık yürüyüşü önünde düşmanın elinde bir takoz görevi görmektedir. Ezeli Kürd düşmanı Türk, Fars, Arap ile ”ortak yaşam“ mücadelesi veren ve bu vesileyle KUKM’ni tasfiye etmeye katkı sunan her yaklaşım ve girişime karşı Kürd milli devletinin kuruluşunun savunulması ve mücadelesinin verilmesinden ısrar edilmelidir.

Bilindiği üzere Kürd milletinin en büyük handikabı bağımsızlık mücadelesinin rafa kaldırılmasıdır. Mevcut örgütler içinde kuşkusuz bağımsızlıkçı güçler vardır fakat, karar mekanizmalarını elinde bulunduranlar ezeli düşmanlarımız adına hem bağımsızlıkçı güçleri, hemde halkımızı ezeli düşmanlarımız adına rehin almışlardır. Bu güçler düşmanlarımız adına halkımızı denetlemektedirler. Bu durum apaçık ortada olmasına karşın halkımız bunun farkında olmayıp karar mekanizmalarını ele geçiren düşmanlarımızla işbirliği içindeki güçlerden umut beklemektedirler. Bu ne zaman kavranılır kimsenin mevcut durumda net bir cevabı yoktur. Fakat bir umudumuz var. Orta Doğu’ya yeniden şekil vermeye çalışan güçler var. Bu güçlerin her hamlesi Kürdlere alan açmakta ve umutlandırmaktadır. Bu durum bağımsızlıkçı Kürdlerin güçlenmesine yol açmaktadır.

Bu söylenenden sonra, artık Kürdistan’daki siyasi durum hakkında birkaç söz söyleyebiliriz. Herşeyden önce çok olumlu değişiklikler yaşanıyor. Kürdistan halkı, nihayet kendisi için bir aktör olabilme koşullarına kavuşuyor. Mücadele tarihinin tecrübelerinide sentezleyerek kendine ait bir dünya yaratmanın politikasını yapabilir potansiyele sahiptir. Binbir tuzaklı ”kardeşlik“ senaryolarını boşa çıkarabilir. Artık şu Allahın baş belası ”ortak vatan,” “ortak yaşam” edebiyatı terkedilmelidir. Kürdlerin sorunu sömürgeci ülkelerin demokrasi sorunu, dil-diş meselesi değildir. Bunlar bağımsızlık mücadelemizi boşa çıkaran tuzaklardır. Bunlardan kurtulmadıkça Kürdleri bağımsızlık ideali etrafından bir araya getirmek mümkün değildir. Dahası milli birlik kurulamaz. Milli birlik, ancak bağımsız milli Kürd devleti hedefi temelinde kurulabilir. Yaşamın her alanında sömürgecilerimizle tüm köprüler atılması ancak bu politika ile mümkündür. Bu yapıldığı takdirde ”ortak vatan, ortak devlet, birlikte yaşam, kardeşlik, eşitlik“ vs. üzeri kurulu düşman tuzaklardan uzaklaşılır ve bağımsızlık çok daha güncel ve olanaklı olur.

Biz şunu çok iyi biliyoruz. Tarihi düşmanlarımız olan Türk, Fars ve Arap canilerin komplo ve tehditleriyle karşılaşacağız. Onları arkalayan dostlarının ikiyüzlü davranış vede meydan okumalarınada şahit olacağız. Kürd milleti onların ne ikiyüzlü politikalarına, ne de tehditlere papuç bırakmamalı. Düşmanın blöflerine göre oyunda çekilmemeli. Elindeki tüm kozlarını mücadele alanına sürmelidir. Bunu bugün yapmalıdır. Çünkü bugün yakalanılan tarihi moment bir daha yakalanmayabilinir.

Somut nesnel koşullar atılması gereken adımları atanlara sonsuz açılımlar sağladığı gibi, hesapsız imkanlarda sunar. Eğer yeni durumun gerektirdiği gibi atılması gereken adım zamanında atılmasa doğal olarak dönemin aktörleri devredışı kalır. Kürd politik önderliği bu hataya düşmemelidir. Oyunun kurallarını kendisi belirlemelidir. Düşmanın tespit ettiği zeminde güreşmeyi red etmelidir. Kendisine ait orijin ve özgün yöntemleri olmalıdır. Kürd milletini zafere taşıyacak politika budur. Bugün bu rolü Kürdistan’ın Güneybatısı’nda PYD/YPG yapmaktadır. Sergilediği pratik ile Kürd millet potansiyelini ortaya çıkarmıştır. Kürd milleti başta olmak üzere dünya kamuoyunun saygısını kazanmıştır. Oysa bu rol daha evvel Kürdistan’ın Güneyi’nin politik güçlerine verilmişti. Özeliklede Irak-PDK üzerinde yapılmak istendi ama Barzaniler bunu birey, aile, aşiret ve parti çıkarları adına boşa çıkardı.

Kürdistan’ın Güneyi’nde Kürd halkı diğer parçalardaki Kürdlerinde her türlü maddi ve manevi desteğini alarak yüzyıllardır bedeli ağır bir mücadele verdi. Karşılığında bağımsız bir devlet ve özgür bir sistem arzuladı. Buna kavuşmadığı gibi sömürgecilerin taşeronu olan mafyalaşmış hanedan iktidarlarıyla karşı karşıya kaldı. Sömürgecilerin ruhu bu kez onların şahsında Hewler’de sirayet etti. Ankara, Şam, Tahran ve Bağdat despotların ruhu Barzanilerin şahsında yaşam buldu. Monarşik bir aile yapısı ortaya çıktı. Bu mafyalaşmış monarşik hanedanlığın oynadığı rol: Kürdistan’ı ve Kürd milletini bölmek, milli birliği ve bağımsızlığı engelemek, egemen oldukları alanı sömürgecilerin arka bahçesi olmuş. Başta Türkiye olmak üzere sömürgecilerimizin iti, MİT’i kol geziyor. Soygun sistemini kurmuş bulunuyor. Barzaniler Kürd millet servetini sömürgecilerle birlikte hortumlamaktır. Sömürgecinin değişiyle Barzaniler kendi valileridir. Oynadıkları rol Osmanlı dönemindeki aşiret beylerin rolüdür. Ötesi yoktur. İçte Parastın ile Kürd toplumu sömürgeciler adına denetim altına alınmış, dıştada bunu devamı için sömürgecinin her alanda desteğini almıştır. Bu politika Kürdistan’ın sadece Güneyi’nin bağımsızlığını engelemeyi değil, diğer parçalardaki birçok siyasi gücü denetim altına alarak, maaşa bağlayarak, ihale vererek paraya boğarak sömürgecileri rahatlatmıştır. Barzanilerin kapısında şelte seren kimi maaşlı, ihaleci ve beyinsiz buna “Kürd kazanımı“ diyor. Bireysel çıkar karşılığı millet ve ülke satıcılığı dediğimiz budur.

23 Temmuz 2019