F42600BB-9C98-449F-9F1A-8F5068DD0AB8

Recep Maraşlı

Türkiye, Kıbrıs’ın kuzeyini 45 yıl önce 20 Temmuz 1974’de “Garantör” anlaşmasını bahane göstererek işgal eti.

TC, işgaline 1961 Kıbrıs Fedaral Cumhuriyeti anayasasını koruma garantisi veren üç devletten biri olma gerekçesini gösterdi / şimdiki bütün saldırganlıklarına da bunu gerekçe gösteriyor.

Garantör anlaşması hiçbir devleti Kıbrıs’ı işgal etme, orada nüfus değiştirme, kendine bağla yönetim oluşturma hakkı vermiyor. Eğer öyle ise İngiltere ve Yunanistan’ın da adayı işgal etme orada kendine bağlı yönetim oluşturma, nüfusunu değiştirme hakları var demektir; böyle saçmalık olur mu?

Halbuki garantörlük böyle değildir. Bu, korumak için kendisine emanet edilmiş bir çocuğa TECAVÜZ ETMEKTEN farklı değildir. Ahlaken de, hukuken de…

Garantörlük, diğer garantör devletleri dışlayarak tek başına oldu bitti hakkı da vermiyordu, vermez de…

KIBRIS Devleti’nin kendisini koruyacak ne donanımlı bir ORDUSU, ne UÇAĞI, ne SAVAŞ GEMİSİ, ne güçlü savunma sistemleri yoktu. TC, NATO’nun en büyük 2. ordusuna sahip bir devlet olarak savunmasız bu küçük ada devletini BASKINLA işgal etti. Küçük ve savunmasız bir Adayı işgal etmeyi büyük TÜRK KAHRAMANLIĞI olarak lanse etmeyi de ihmal etmedi.

İşgal edilen kentler yağmalandı, insanlar katledildi, sürüldü, yerlerinden yurtlarından edildi. Mal mülklerine el konuldu.

İktidardaki “Sosyal Demokrat!” Ecevit ve “İslamcı” Erbakan koalisyon hükümeti bunu bir yandan FETİH (İslami yayılmacılık) olarak sunarken, bir yandan da işgal hareketinin adını BARIŞ ve DEMOKRASİ GETİRMEK olarak süslemekten de geri durmadılar.

Türkiye toplumu maalesef Kıbrıs işgalini coşkuyla karşıladı, Askerlik Şubelerinin önünde gönüllü kuyrukları oluştu.

Yunanistan’ın müdahil olması ve Türk-Yunan genel savaşının çıkmasını önlemek için araya giren NATO ve BM, Türkiye’nin işgalini güya sınırladı ama kalıcılaştırdılar.

Türkiye’nin amacı da zaten adayı TAKSİM etmekti. Fiilen kendi politikalarını hayata geçirmiş oldular.

Türkiye’nin diplomaside OYALAMA, ZAMANA OYNAMA, OLDU BİTTİ dayatmaları ile aradan 45 yıl geçti. Artık Adanın tümünü birleşik olarak görmemiş yeni kuşaklar yetişti. TC, işgalini VERİLİ BİR DURUM haline getirme diplomatik başarısını gösterdi.

Türkiye’nin aynı İŞGAL, YERLEŞME ve ZAMANA YAYMA politikası ile geçen yıl işgal ettiği EFRİN, CERABLUS, AZEZ gibi yerleri de elinde tutacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Türkiye, zor kullanılarak KOVALANMADIKÇA asla, askeri olarak girdiği yerlerden barışçı biçimde, görüşmeler yoluyla diplomasiyle çıkmayacaktır. Bunu bekleyenler ya kendilerini kandırıyorlar ya da başkalarını…

Türkiye yaptığı işgal ve yayılmacılıkların hiçbir yaptırıma uğramamasından aldığı cesaret ve şımarıklıkla şimdi de DOĞU AKDENİZ’deki enerji yataklarına göz dikmiş durumdadır.

Kıbrıs’ın Kuzeyini işgal etmenin kendisine Kıbrıs’ın tamamını bırakın Güneydeki karasularının altında, deniz yatağındaki zenginliklerden de PAY SAHİBİ OLMA HAKKI verdiğini iddia ediyor.

Yani AKDENİZ’DE KORSANLIK HAKKI…

TC’nin diplomatik ve askeri gücüne karşı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin şimdiye dek yaptığı en doğru hamlelerden biri Avrupa Birliğine katılmak, diğeri de Kıbrıs’ta TC’nin kurduğu SÖMÜRGE yönetimini meşrulaştırmak anlamına gelen ANNAN PLANINI reddetmek oldu. Bu nedenle artık Kıbrıs’ın sınırlarını ve haklarını korumak AB’nin sorunu haline gelmiştir.

Ne var ki AB’nin göstermelik davranışlar dışında bunu yapma İRADESİ ortaya koyduğu maalesef hiç görülmedi. TÜRKİYE’DEKİ ÇIKARLARINI KORUMAK, haksızlığa uğrayan Kıbrıs gibi küçük ülkelerin, Kürtler gibi mazlum halkların HAKLARINI, hatta çok basit ve temel İNSAN HAKLARINA sahip çıkmaktan da ÖNEMLİ görülmektedir.

Bu gün de AB liderliklerinin TC’deki ÇIKARLARINI herhangi bir ahlaki ve ilkesel nedenle feda edebileceklerini düşünmek saflık olur. Belki sadece yeni keşfedilen zenginliklere ortak etmekte o kadar da hevesli olmayabilirler…

Türkiye’de olgulara kendi ismiyle hitap etmemek, göz önünde duran şeylere bile ADINI KOYMADAN, başka şeyler gibi niteleyerek, göz yummak adet olmuş. Kürt / Kürdistan meselesini, 1915 soykırımını görmezden gelmek gibi Kıbrıs’ın işgal altında tutulması ve orada bir sömürge yönetimi kurulmuş olması da NORMAL karşılanıyor.

Oysa Kürdistan SÖMÜRGEDİR, 1915 SOYKIRIM’dır ve Türkiye Kıbrıs’ta da İŞGALCİDİR. Suriye ve Doğu Akdenizde yaptığı ise YAYILMACILIK’tır…

İşte bu kadar!

[Aşağıda paylaştığım fotolar Türkiye’nin işgali sırasında esir alınan ve Adana’ya götürüldükten sonra kendilerinden haber alınamayan RUM esirlerdir.]

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.