CA10CF22-8F3D-449D-85FE-F1DE20F404E1

Teslim Töre

Erdoğan T. Cumhuriyeti’nin başına bir felaket gibi çullandı. T. Cumhuriyeti vatandaşlarının bir kısmını “yerli ve millilik” adına “tek devlet, tek millet” gibi teklerle milliyetçiliğin ve İslam’ın bütün aldatıcı yöntemlerini kullanarak toplumu ayrıştırmaya tabi kıldı. Damadı Erdoğan gökyüzüne yol yaptım dese herkes sıraya girer diye bir yol göstericilik yapsa da Erdoğan Burak Nebiye benzer bir yaratığa binip, H. Muhammed gibi yedi kat gökyüzüne çıkarak, tanrıdan peygamberlik mührünü almanın dışında kendini peygamber gibi göstermek için bütün kurnazlık yöntemlerini kullandı. Milliyetçilik ve İslami ayraçla böldüğü toplumun devletin bütün olanaklarını kullanarak bir kısmını vatandaş olmaktan çıkartıp, ümmet yaparak, geriye kalanı “tu kaka” diyerek iki toplumsal doku ve buna denk bir dengeler sistemi yarattı. Tabi ki yaratmış olduğu “ümmet” toplumunu bizler Ali Babacan sayesinde yeni öğrenmiş olduk. Çünkü bu güne kadar bin bir kurnazlık yöntemi ile yaratmış olduğu vatandaşlığın “ümmet” kesimini Ali Babacan’ın yeni parti kurması nedeni ile uçak yolculuğu sırasında “ ümmeti bölüyorsun” derken anlattı.

Erdoğan bu güne kadar vatandaştan yaratmış olduğu ümmet olgusunu saklı tuttu. Çünkü ümmetle vatandaş çok farklı toplumsal kategorilerdir. Ümmet: bir peygambere secde etmiş, tanrı huzurunda ikrar, iman ve bağlılık yemini vermiş insan topluluğudur. Ümmet bir kişiye yani peygambere sadakatle bağlı iken vatandaş: kendine ait olan ülkeye bağlı olan, onu seven, koruyan ve kollayan toplum kesimine denir. Erdoğan vatanını seven, koruyan, kollayan değil, “g.tünün kılı”, isterse kendisi ile yatacak kişiliksizlikte olan insan tipi yetiştirdi. “Dindar insan yaratacağım” derken “g.t kılı”, kişiliksiz, ümmet yaratacağından söz etmiş. Şimdi de Ali Babacan’ın ümmet dediği yaratıkları böleceği telaşına düşmüş. Ali Babacan’dan yetiştirmiş olduğu bu insan tipi ümmeti bölmemesini istiyor. Aslında Ali Babacan’dan “ümmeti bölmemesini” mi yoksa parti kurmamasını mı istediği konusu biraz muğlak.

Esasında Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu birer ya da bir parti kursun ve/ya kurmasın bundan böyle fazla bir şey fark etmeyecektir. Önemli olan onların kuracağı ya da kurmayacağı parti konusu değil, önemli olan Erdoğan’ın bu zamana kadar yaratmış olduğu korku duvarının aşılması, Erdoğan’ın oluşturmuş olduğu tılsımın bozulması olayıdır. Ali Babacan, Davutoğlu vb. kurmasa bile başka kuranlar çıkarlar. Çıkarlar çünkü Erdoğan AKP’yi bitirdi. Onun yerine bir peygamberlik ve ümmetlik yapısı oluşturdu. Dolayısı ile hem Erdoğan hem de partisi AKP tarihsel ve toplumsal süreçlerini bitirmiş oldular. Erdoğan’ın partisi ile birlikte tarihsel ve toplumsal sürecini bitirmiş olması ile yaşanmakta olan bir dağılma ya da parçalanma olayı değil doğrudan bir çöküş, bir yıkım olayıdır. Çünkü ümmet başka, parti üyeliği başka şeydir. Erdoğan’ın parti üyeliğini ümmete indirgemesi ya müthiş bir paranoyadır ya da ne dediğini, ne yaptığını bilmeme şaşkınlığıdır.

Esasında çöken sadece Erdoğan ve partisi değil, Erdoğan’ın yönetmekte olduğunu sandığı diktatörlük sistemidir. Sistemin hem dış, hem de iç politikasının duvarları çökmüştür. Sistem çökmüş olan duvarların altında kalmış can çekişmektedir. Ekonomik alt yapısı, siyasal üst yapısı ile mevcut konuma gelmiş olan bu sistem ne parti ne de ümmet yapısı ile yönetilebilir. Yönetilemez çünkü sistemin hiçbir diri dinamizmi kalmamış, tümü tepeden tırnağa çürümüş, dökülmüş, bütün doku ve dengeleri yok olmuş. Ali Babacan Erdoğan’ın “ümmeti bölme” talebini kâle alsa da ümmete hiç dokunmasa bile böylesine her tarafı delinmiş su alan bu gemi yönetilemez. Yönetilemez çünkü Erdoğan’ı terk eden sadece iç dinamikteki eski dostları değil, dış dinamizmini oluşturan “dostum” dediği güçler de Erdoğan’ı terk ediyorlar. Doğu Akdeniz’de Erdoğan’a karşı Rusya lideri ile AB ve ABD Başkanı aynı kulvarda yer aldılar. AB ve ABD de Erdoğan gemilerinin hareketlerinden rahatsız, Rusya da. Gelişmeler dikkatle irdelendiğinde, Türkiye’nin yaşayacağı esas sorun Doğu Akdeniz’de olacaktır. Kulislerde dışa yansıyan dedikodulara bakarsanız S-400’lerin esasında Doğu Akdeniz’de çıkacak olan savaşta kullanılacağı konuşuluyor. Ama Doğu Akdeniz’in bileşenlerine bakılırsa bileşenleri arasında Erdoğan’ın “dostu” Putin de var. Bu durumda Erdoğan S-400’leri kime karşı nasıl kullanacak? Görülen o ki; sadece iç dinamizmde bir çözülme yok, “ümmeti” sadece iç güçler bölmeyecek, dış güçler de Erdoğan’a ümmetlerini bağışlamak niyetinde pek gözükmüyor.

Gelişmeler öyle gösteriyor ki; Erdoğan’ın bir zamanlar bir vatandaşa “ananı da al git” dediği konuma kendisi düşecek, birileri Erdoğan’a “ümmetini de al git” diyecek. Erdoğan 17 yılda T.C. devletini elden çıkarttı. Yerine kendisi ile ümmetlerini koydu. Şimdi “beraber yürüdük biz bu yolarda, beraber ıslandık yağan yağmurda” diyerek üzerlerine türküler yaktığı eski dostları ve yoldaşları yetiştirmiş olduğu ümmetlerini

bölmeye çalışıyorlar. Belki de eski yoldaşları Erdoğan’a “ümmetini de al git” diyorlardır. Onlar demese de Türkiye Halkı çoktan dedi bile.

Erdoğan Türkiye’yi bir ümmetler ülkesi haline getirmeye çalışırken, Türkiye halkı Gezi’den başlayarak, 7 Haziran’da HAYIR diyerek Türkiye’nin bir ümmetler ülkesi, Türkiye halkının ise Erdoğan’ın ümmeti olmayacağını net bir şekilde dosta düşmana gösterdi. Herkes bu gerçeği gördü ama Erdoğan göremedi, belki de görmek istemedi. Erdoğan Türkiye gerçeğini Gezi ve HAYIR’la göremediği ya da görmek istemediği için 31 Mart ve 23 Haziran’da tekrar tekrar Erdoğan’ın gözüne çakarak gösterdi. Ne ki Türkiye halkının en az yarısı ne pahasına olursa olsun Erdoğan’ın ümmeti olmayı reddetti ama geriye kalan bir kısım Erdoğan’ın “g.tünün kılı” olmayı kabul ederek ümmet olmanın yolunu seçti. Bu bağlamda Erdoğan Türkiye’yi liyakatle yönetmek yerine ümmetle yönetme yol ve yöntemini benimseyerek ülkeyi dünyada hiçbir ülkenin içine düşmediği ve bir daha da çıkamayacağı son derede çirkin bir çıkmaza soktu. Türkiye zaten AB ve ABD emperyalizmine bağlı ve bağımlı bir ülke konumundaydı. Erdoğan ülkeyi liyakatle değil ümmetler güruhu ile yönettiği için AB ve ABD’ye bağımlı olan Türkiye’yi bir de büyük bir hevesle emperyalist olmuş, ama henüz emperyalist olmayı becerememiş olan Putin Rusya’sına da bağımlı hale getirerek Türkiye’yi gerçek anlamı ile “kırk katır mı kırk satır mı” konumuna sürükledi.

Putin Rusya’ sı kurtaracağım diyerek züccaciye dükkanına dalan fil gibi Suriye’ye daldı, ama kurtarmak yerine Cerablus, El Bab, Afrin gibi Suriye topraklarını Erdoğan’a, İdlip’i de yine Erdoğan’ın isteği üzerine El Nusra gibi şeriatçı, cihatçı örgütlere, Suriye’nin Kuzeyini Kuzey Suriyelilere ve emperyalistlere bırakarak, kurtarmak adına Suriye’yi var olan güçler arasında pay etti. Putin Rusya’sı aynı şeyi şimdide Erdoğan Türkiye’sine yapıyor. Gözü Kürt düşmanlığı ile körelmiş Erdoğan bütün gücü ile Kuzey ve Rojava Kürtlerine saldırırken, gözü Kürt düşmanlığından ötesini görmez hale gelmişken burnunun dibinde, Doğu Akdeniz kıyısında Mısır, Libya, İsrail, Yunanistan, AB, ABD gibi birleşmiş düşman güçler bileşeni çıktı.

Erdoğan’ın yana döne “dostum” dediği Putin Rusya’sı fazla vakit geçirmeden Doğu Akdeniz’in güçleri yanında yer alarak Suriye politikasının Türkiye için de geçerli olacağını net olarak gösterdi. Evet Putin Rusya’sı emperyalist oldu ama henüz emperyalizmin ne olduğunu tam olarak öğrenemedi. Erdoğan Türkiye’si ise ümmet diplomasisi yöntemiyle bütün gücü ile Putin Rusya’sının kanadı altına girmeyi becerdi. Rusya önce Suriye topraklarından bir kısmını Erdoğan Türkiye’sine rüşvet olarak verdi, Erdoğan “yeni Osmanlı” hevesi ile verilen komşu Suriye topraklarını alıp, üzerine yatmaya başladı. Tabi ki oda yanına kalmayacak, onu da elinden alacaklar. Afrin kolay lokma gibi durmuyor, her gün eylem yapılan bir alan haline gelmiş durumda. Yakın bir gelecekte Kuzey Suriye güçleri yeterince güç kazanınca Afrin, Cerablus, El Bab gibi Suriye topraklarının Erdoğan Türkiye’sinde kalmaya devam edeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Evet Suriye BAAS yönetimi çökmüştür, ama Kuzey Suriye yönetimi Suriye’nin tümüne sahip çıkmaya hazır konumda bekliyor. Mevcut haliyle ABD ve AB Kuzey Suriye’ye el koymuş gibi bir görünüm var. Ama el altından nasıl pazarlıkların döndüğünü bilmiyoruz.

Suriye gelecekte ikiye ya da daha fazla parçalara mı bölünür yoksa tek parça olarak Kuzey Suriyelileşir mi belli değil. Eski BAAS Suriye’si olarak kalma şansı yoktur. Bugünden geleceğe dair belli ip uçları olsa da genel olarak bekleyip görmekten başka bu gün için kestirme yol gözükmüyor. Gözüken tek ve net yol: Erdoğan’ın Türkiye’yi daha fazla batağa gömmeden baş başa kaldığı ümmetini de alıp, Türkiye’den olmasa bile peygamberlik makamı sandığı makamından inip, def olup gitmesidir.

TeslimTÖRE
13Temmuz2019