Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum okyanusta yaşayan ve yüreğini tahta bir kavalda usul usul  çalan küçük hüzünlü bir peri geceleri bir öpücükle ölen ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan…

Füruğ Ferruhzad

89C97FEC-B008-4628-8945-18F36F22614F

Mazhar Özsaruhan

Çocuklar dünyanın her yerinde masum meleklerdir. Sevinleri, ilkbaharı çağrıştıran tebessümleri, gülüşleri, sevinçleri, gözlerindeki masumiyeti, hayalleri, acıları, korkuları, yüzlerindeki umutsuzluk ifadeleri, acıyan minik kalpleri ve hıçkırıkları ortaktır. Onları incitmenin, hiçbir dinde, vicdanda, ahlakta, insanlıkta yeri yoktur. Kaldı ki onlara silah sıkmak bir insanlık ayıbıdır.

4 yaşındaki bir kız çocuğun küçük bir kurşunun fazla acıtmadan öldüreceğini sandığı bir söz. Bu söz, 11 Temmuz 1995 tarihinde ne yazık ki korku ve panik içindeki çocuğunson sözü olmuştur. Bu sözün muhatabı Emperyalizmin körüklediği ırkçılığın cinayetlerine, katliamlarına ve soykırımına göz yumduğu Sırplı kasaplardır.

Srebrenitsa Sırbistan’dan 10 km uzaklıkta bulunan Bosna-Hersek kentidir. Bu kentte 11-22 Temmuz 1995 tarihinde Sırp Cumhuriyet Ordusu nezdinde “AKREPLER” adlı paramiliter grupların sivil halka yaptıkları toplu katliamdır. Bu katliamda 8.373 sivil katledilmiştir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sırplar, Yugoslavya’nın düşmesinin ardından, 1992 yılında Yugoslav halklarına karşı katliam ve soykırım uygulamaya başlamışlardı. Olaya müdahil olmak isteyen Birleşmiş Milletler 6 bölgeyi güvenli ilan etmişti, bu bölgelerden biri de Srebrenitsa’ydı. Savaştan önce 24.000 nüfusu olan bu kent mülteciler ve dışardan kente sığınan insanlarla birlikte 60.000 nüfusa ulaşmıştı. Nüfusun artmasıyla bu kent artık hastalıklarla, açlıkla mücadele etmeye çalışan bir toplama kampına dönüşmüştü. Yerleşim birimlerinin kendilerini korumak için ellerindeki silahların Birleşmiş Milletler aracılığı ile ellerinden alınmış olması bu katliamın bir başka sebebi olarak da sayılabilir. Sırp devlet başkanı Radovan Karadziç’in emriyle Sırp kasabı Ratko Mladić komutasındaki Sırp askerleri ve paramiliterlerin kentte olan tacizleri sıklaşınca kamptaki Srebrenitsalıların silahlarının geri verilmesi için yaptıkları başvuru, Hollandalı komutan tarafından reddedilmişti.

Hollandalıların bilerek yaptığı affedilmez bir hata da Fransız Generalden aldıkları emirle bir gecede kenti boşaltmış ve bulundukları kampı 25.000 mülteci ile birlikte Sırplara teslim etmiş olmalarıdır. Hollandalı komutan Thom Karremans’ın bu uygulaması videokasetle kanıtlanmıştır. Ardından kent bir hafta süren katliamla düşmüştür. Srebrenitsa kırsalında 1.000 kişilik bir esir grubu da Ratko Mladić in

emriyle öldürülmüş ve cesetleri, kimlik tespiti yapılmasın diye paramiliter güçler tarafından parçalanarak cenaze yakma fırınıdenen “Kremetoryum”da yakılmış ve toplu mezarlara gömülmüştür. 5 gün süren bu katliamda Avrupa devletlerinin tamamı sessizliğini korumayı tercih etmiştir. 22 Temmuz 1995 tarihinden sonra kentin nüfusu 2005 itibariyle 12.000’e düşmüştür. 1995 yılında kentte nüfusun tamamı Boşnaklar iken, 2005 tarihinde Boşnak nüfusu 4.000’e düşmüş, buna karşı Sırp nüfusu 8.000’e çıkmıştır. İşte uygar Avrupa’nın katliamcı yüzü…!! II Paylaşım Savaşı’ndan sonraki en büyük katliam diye nitelenen bu soykırımla Srebrenitsa, Sırplı ırkçı, faşist katillere boyun eğmiştir.

Katliamdan 13 yıl sonra Sermiyan köyünde yakalanan Sırp Komutanı Ratko Mladić, Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından müebbet hapse çarptırılmış, ancak Sırbistan’daki hukuk sisteminin bazı düzenlemelerinden sonra Lahey’e sevk edilmiştir. Mahkeme, Sırp liderin Saraybosna kuşatması sırasında “savaş suçu” işlediğine de hükmederek  40 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY),  Bosna Savaşı sırasında 11 ayrı suçtan yargılanan Sırp lider Radovan Karadzic hakkındaki kararını 24 Mart 2016’da açıkladı. Mahkeme, eski Sırp lider Radovan Karadzic’in 8 bin Müslüman Bosnalının öldürüldüğü Srebrenitsa’da soykırım yapmaktan suçlu bulundu.

1991-1995 yıllarında Yugoslavya İç Savaşı sırasında Sırp Cumhuriyet Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği “95 Harekâtı” sırasında Temmuz 1995 tarihinde yaşanan ve en az 8.373 Boşnak’ın, General Ratko Mladić komutasında Bosna Sırp ordusu, çoğunluğu kadın ve çocuğun katledildiği resmi belgelerle kanıtlanmış bir insanlık dramıdır. Sırp Cumhuriyet Ordusu dışında katliama “Akrepler” olarak tanımlanan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır. Birleşmiş Milletlerin güvenli bölge diye ilan etmesi ve 450 civarında Hollanda askerinin bulunması bu katliamı engelleyememiştir. Bu katliamın; II. Paylaşım Savaşı’ndan sonra Avrupa’da gerçekleşen en büyük kıyım olması Avrupa’da hukuksal açıdan ilk defa resmi belgelerle belgelenmiş soykırım olması ayrı bir önem taşımaktadır.

Srebrenitsa’da yaşadıkları anları kitaplaştıran askerlerden biri olaydan dolayı yaşadığı suçluluk duygusunu şu sözlerle ifade etmiştir “Ölmek istiyordum, masum insanları koruma sözü verdiğimiz halde bize sığınan insanları koruyamadığımız için kendimi affetmiyorum” diyerek belgelemiştir.

Srebrenitsa kentinde kurulan BM kampında tercümanlık yapan Hasan Nuhanoviç anılarında “Hollandalı askerlerin bulunduğu kampa gelerek, kampa sığınan insanların teslim edilmesini isteyen Sırp komutan, aksi halde kampın bombalanacağı tehdidinde bulunmuştur.” Hollanda askerlerinin insanları tek sıra halinde teslim ettiğini aktaran Hasan Nuhanoviç kamp etrafında boğazlanan insanların çığlıklarını ve yalvarmalarını unutamadığını aktarmıştır. Ne acıdır ki kampa sığınan ve Sırp askerlerine teslim edilen insanların arasında Nuhanoviç’in 18 yaşındaki erkek kardeşi Muhammed, annesi ve babası da vardır. Yaşadığı o günleri gözyaşları içinde anlatan Hasan Nuhanoviç katliamcılardan birçoğunu teşhis etmesine rağmen cezalandırılmadıklarını, hatta annesinin katili olan kişinin devlet dairesinde memur olarak görev yapmaya devam ettiğini belirtmiştir. Halen Saraybosna’da yaşamaya devam eden Hasan Nuhanoviç, yaşadığı bu üzücü ve kan donduran anıları 2007 yılında yazdığı “ Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında-Srebrenitsa Katliamı” adlı kitabında açıklamıştır.

Katliamdan 22 yıl sonra 27 Haziran 2017 tarihinde Hollanda Temyiz Mahkemesi, Srebrenitsa katliamıyla ilgili Hollanda askerlerinin yasa dışı hareket ettiğine, Hollanda’nın kısmen hatalı olduğuna karar vererek Hollanda askerlerini suçlu buldu. Mahkeme, Srebrenitsa’da ölümlerin %30’undan Hollanda hükûmetinin sorumlu olduğunu açıkladı. Ayrıca öldürülen 6.000 kişinin ölümünden Hollandalı askerleri sorumlu tutmadı.

Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliam davasını bir ‘soykırım’ olarak kabul etti; ancak Sırbistan’ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.

“Şiir Sitesi”nden İbrahim Sadri’nin oldukça duygu yüklü güzel bir şiirini paylaşmak istiyorum.

Selam ve sevgiyle…

Anne

Kan ter içinde gece
Kan ter içinde her yanım
Her yanım bu gece vurgun içinde
Kurşun yemişim, sürgün yemişim
Bu sana ilk gelişim
Vur emriyle düşmüşüm kapına
Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana

Yok elimde bir demet menekşe
Yok elimde sevdiğin gül şekeri
Yok işte sana bir şey
Bilmem ki ne demeli
Bir tek ağır yaralı özlemim
Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
Anne benim, aç kapıyı
Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
Ölmeyesin, bitmeyesin
Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
Anne benim, aç kapıyı
İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim

Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim
Hep senin için bulutları isterdim
Ellerimi açtırıp dua ettirirken
O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece
Hani her gece sorduğumda
Anne babam nerde
Nerde kuşların dilinden anlayan adam
Ve menekşelerle konuşan adam
Nerde anne
Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını
Gelecek oğul, sen uyu şimdi
Baban gelecek bir yağmur gibi yağmurla
Rahmete boğacak yoksulluğumuzu derken
Ben uyur, düşümde
Senin için bir ev görürdüm gökyüzünde
Sen, babam, ben ve melekler
Ve melekler anne
Anne melekler
Önce babam sonra onlar terkettiler gecelerimizi
Ben de çekip gittiğimde
Yani oğulcuğun yani yürek yarın
İçinden geçen şarkın gittiğinde
Sen nasıl yaşadın anne

Kan ter içinde gece
Kan ter içinde her yanım
Her yanım bu gece vurgun içinde
Kurşun yemişim, sürgün yemişim
Bu sana ilk gelişim
Vur emriyle düşmüşüm kapına
Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana

Vakit yok artık
İstersen kalayım böylece
Ama bir kere öpseydim elinden
Ama bir kere sürseydim gözlerimi gözlerine yeniden
Yok elimde bir demet menekşe
Yok elimde sevdiğin gül şekeri
Yok işte sana bir şey
Bilmem ki ne demeli
Bir tek ağır yaralı özlemim
Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
Anne benim, aç kapıyı
Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
Ölmeyesin, bitmeyesin
Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
Anne benim, aç kapıyı
İşte geldim, işte bu sana son gelişim

Üzülme, kapanıyor diye gözlerim
İşte gidiyorum vakit doldu
İşte kapanıyor gözlerim kapının önünde
Öğrettiğin gibi ellerimi kaldırıp gökyüzüne
Ve eğip başımı önüme dua ediyorum
Üzülme anne, vakit doldu
İşte şimdi bir oğlun oldu
Bir oğlun oldu anne

Kan ter içinde gece
Kan ter içinde heryanım