219DC1A3-2041-40BC-B173-345C0E6EDBAC

Nami Temeltaş

Ne çok öldük öldük dirildik. Ne çok yandı yüreklerimiz. Ne çok sızladı içimiz. Ne çok yaramız oldu, durmaksızın kanayan. Ne çok ağladık, kanlı gözyaşlarıyla. Yine de dinmedi acılar, bağlanmadı kabuğu yaralarımızın!

Yaralarımızın kabuklarından tanıdık birbirimizi! Acılarımızdan tanıdık. Gözyaşlarımızdan, sızılarımızdan, feryatlarımızdan, ölülerimizden tanıdık!

107 gün sürdü, Kobane de ölümlerimiz. 107 gün, 4.137 defa öldük! Bazen çocuk olduk, öldük. Bazen de yaşlandık ölürken. Durmaksızın, acı çekerek, kahramanca öldük!

İŞİD’li canilerle savaşırken öldük.

Bazen “Paramaz yoldaş” (Suphi Nejat Ağırnaslı), bazen de “kırmızı fularlı kız” (Ayşe Deniz Karacagil) olduk, ölürken!

Hele de İŞİD çetelerine esir düşüp yakılarak, boğazı kesilerek, taranarak ölürken acıdı içimiz, yaramız asla kabuk bağlamadı.

Ya Halepçe. Halepçe’de kaç defa öldük? Yaralarınıza sorun! Beş bin mi yoksa daha fazla mı öldük, kimseler tam bilemedi. Elma kokuyordu ölüm. Elma kokusuyla öldük. Acılar içinde, kıvranarak!

Sivas’ta, Madımak’ta ölürken neler hissettik? Dumandan boğazımız yanarken, alevlerin sıcaklığında kavrulurken neler hissettik? Nasıl acıttı içimizi? Şiir yanıyordu Madımak’ta! Dizeler, mısralar yanıyordu harf harf! Nasıl da acıttı, her bir ölüm için, üzerinde isimler yazılı soğuk mermer taşları dikerken mezar başlarına!

Her yaramızın başına diktik aynı soğuk mermerleri, üzerlerine ölüm tarihlerimizi yazarak, unutmamak için, yüreğimiz kurumasın diye!

Hiçbir ölüm dindirmedi acılarımızı. Hiçbir ölüm son ölüm olmadı. Hiçbir ölüm, ölümsüzlüğün kapısını aralamadı.

Bıraksa, sonu ölüm olan yaşamın tamamlanmasını, ölecek zaten, bırakmadı. Bıraksa kendiliğinden ölecek olanı öldürdü durmadan, bıraksa, belki de yarın ölecek olanı öldürdü caniler. Alçakça, vahşice, acımadan!

Neyi bitirmeye çalıştıklarını bile bilmeden öldürdüler. Kimisi zevk alarak, kimisi nefretle, kinle, kimisi de inançla öldürdü!

Öldük, durmaksızın öldük!

Maraş’ta yüz yirmi kez, Çorum’da elli yedi kez öldük.

1864 tarihinde dört yüz binden fazla Çerkes’in, 1894 – 1896 tarihleri arasında üç yüz bin, 1909 tarihinde yirmi bin, 1915 tarihinde de bir milyondan fazla Ermeni’nin, Koçgiri’de, Dersim’de, Zilan’da yüz binlerce Kürt’ünölümüyle sonuçlanan, soykırımların gerçekleştiği coğrafyada en kolayı idi, ölüm.

Zor olan yaşamaktı. Yaşamayı başaramadık. Hep öldük. Hep öldürüldük!

Reyhanlı’da, Ankara’da, Diyarbakır’da, Suruç’ta, Antep’te bombalarla, Kilis’te roketlerle parçalanarak öldük!

Hiçbir ölüm durduramadı canileri. Hiçbir ölüm doyuramadı, kan’a olan açlığı! Hiçbir ölüm kurutamadı gözyaşlarını!

Kadın olduk, tecavüz ve ölüm yazıldı fıtratımıza, çocuk olduk, değişmedi fıtrattaki yazılar.

İşçi olduk, madenlerde boğulduk! İnşaatlardan düştük, makinelerde parçalandık, fabrikalarda yanarak öldük.

İtiraz eden darağaçlarına çıkarıldı, yasal mermilerle öldürülmeden yakalanmış ise! Kanun hükümleriyle katledildi. Kanun, “asmayıp da besleyecek miyiz?” diye soruyordu!

Birileri para kazansın diye öldük. Birileri lüks ve ihtişam içinde yaşasın diye, altın varaklı kupalarda ismini bile bilmediğimiz değişik meyve sularını içsin diye, yatlarla, uçaklarla gezsinler diye, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yesinler diye öldük, durmaksızın.

Öldürenlerin yatları, uçakları yoktu! Öldürenlerin lüks arabaları, villaları, hizmetçileri, bankada milyonları da yoktu!

Yine de öldürdüler. Onlar öldürdükçe emir verenler zenginleşti. Onlar öldürdükçe “itibardan tasarruf yapmayanlar” daha rahat yaşadı.

Onlar öldürdükçe çoğaldık, bitmedik, tükenmedik ama yaralandık her ölümde. Yaralarımız kabuk tutmadı. Yaralarımız kanadı, kanıyor, kanayacak, ölümler bitene dek.

Hiçbir ölüm, öldürenlerin olmayan yüreklerini sızlatmadı. Öldürtenlerin de yoktu yürekleri, olsaydı sızlardı mutlaka!

Vicdanlarını, onurlarını ve insanlıklarını para denilen kağıt parçası karşılığı satmışlardı.

Para karşılığı insanlıklarını satarak “insansı yaratık” statüsüne geçen bu katiller sürüsü ve onların sahipleri mutlu olsun diye öldük.

Kimimiz kaldırımda yedi gün bekleyerek öldük, kimimiz öldükten sonra buz dolabına gömüldük, kimimiz yaşından fazla yasal mermi kullandı ölmek için, kimimiz de bodrumlarda yakıldı, kemikleri bile kalmamacasına!

Çok öldük. Çok öldük ama hak ettik! Katillerimizi yakalamak için uğraşmadık! Katillerimizin sahiplerini alkışladık!

Ölmemek için çalışmadık. Korumadık birbirimizi. Kollamadık. Savunmadık. Önünde durmadık öldürülecek olanın, yanında olmadık, olamadık.

Hak ettik ölümü! Hak ettik öldürülmeyi.

Milyonlarca kez hak ettik ve öldük.

Sızlanmayı hak etmedik!