3882F084-4E60-4558-B2B4-D1D3198CFE4D

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Kürdlerin merkezinde yer aldığı Orta Doğu’da hızlı gelişmeler yaşanmaktadır. Bir taraftan savaş, bir taraftan barış politikaları gündeme damgasını vurmaktadır. Son günlerde Cemil Bayık’ın Washington Post gazetesine yazdığı makale ile bu sorun bir kez daha tartışma masasına geldi.

Cemil Bayık, ABD’de yayımlanan Washington Post gazetesine “Şimdi Kürtlerle Türk devleti arasında barış zamanı. Bunu harcamayalım” başlıklı bir makale yazdı. Makalesinde, “Uzun süredir devam eden bu sorunu kalıcı bir çözüme ulaştırmak için önümüzde bir fırsat var. Bu fırsatı kaçırırsak bir nesil boyunca benzer bir fırsat göremeyebiliriz,” dedi.

Konu Kürd aydın ve siyaset çevrelerinde yorumlandı ama yanlış yorumlandı. Cemil’in tutumu “teslimiyet“ olarak değerlendirildi. Böylesi bir tespit doğru değildir. Değildir çünkü büyük resimden koparılarak yapılan sığ bir tespittir. Sorunun muhatapları –PKK ve TC- çok iyi biliyor ki Kürd/Kürdistan sorunu barışla çözülecek bir sorun olmadığı gibi sorun sadece Kürdler ile Türklerinde sorunu değildir. Çünkü Kürd/Kürdistan sorunu iç sorun olmaktan çıkmış uluslararası bir sorun haline gelmiştir.

Mesele bundan öte Orta Doğu’da olan biten süreç bir bütün olarak değerlendirildiğinde hem Türk devletinin, hem PKK’nin bir soluklanmaya ihtiyaçları var. Bu soluklanmadan kim karlı çıkar derseniz kuşkusuz genelde Kürdler, özelde PKK karlı çıkan taraf olur. Türklere gelince bunu görselerde ehveni şer olarak buna katlanma mecburiyetleri var. Nedeni Türkiye’nin hem içte, hem dışta engellenemez bir kaos ortamına sürüklenmesidir. Bunu aşmanın yolu olarak “sahte“ bir barış sürecine ihtiyaçları var.

Türkiye siyasi ve ekonomik bir kriz yaşıyor. Uluslararası tüm güçlerle sorunlu. Bunu aşmanın verileride ortalıkta görünmüyor. Batı sisteminden bir bütün olarak kopmasada çözümü mümkün olmayan bir çıkar çatışmasıyla karşı karşıya olduğu gerçeği ortada. Türkiye Batı sistemi kadar Avrasya dünyası içinde güvensiz bir devlet konumundadır. Büyük bir iç ve dış borç altındadır. Bu borçu kapatmanın imkanı yok. Tüm kredi muslukları kendilerine kapalıdır. Yakında iflaz ettim derse kimse şaşırmasın.

İkincisi, içte de durum pek iç açıcı değildir. Sistemin kanatları arasında onarılmaz bir güvensizlik var. Bu konuda büyük bir kaos yaşanıyor. Her ne kadar AKP, MHP ve Avrasyacılar birlikte devleti ele geçirselerde toplumun önemli bir kesimi ile büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bu durum belediye seçimlerinde ortaya çıktı. Bunu bir çöküş süreci olarak değerlendirilen çevreler var ama bu ekibin tasfiyesine yol açmaz. Çünkü karşımızda bir savaş cephesi (AKP, MHP ve Avrasyacılar) var. Bu cephe iktidarı seçimlerle muhalefete vermezler. Önümüzdeki dönemde yapılacak seçimlerle muhalefet karlı çıksa bile, anayasal çoğunluk elde etmediği sürece savaş cephesi için bir sorun teşkil etmez. Fakat muhalefet anayasal çoğunluğu kazanırsa işte o koşullarda savaş cephesi ele geçirdiği devlet erki ile muhalefete yol vermez. Bu iç savaş nedeni olur. Fakat muhalefet kesimleri –CHP, İyi Parti, Saadet Partisi- bir iç savaşa girme olanaklarına sahibi değildir. Çünkü iç savaşa kalkışmak güç dengeleriyle ilişkili bir olaydır. Kanatlar arasındaki güç dengelerine bakıldığında muhalefetin iç savaşı göze alamayacağı ortadadır. Bu nedenle iktidar savaş cephesinde kalır. Kimse AKP veya savaş cephesi gidicidir demesin. Öyle bir durum yaşanmayacak.

AKP tüm tedbirlerini almıştır. Seçimle iktidarı kimsye vermez. Direk Erdoğan’a bağlı Adnan Tanrıverdi tarafından oluşturulan militer güç olan SADAT yapılanması bünyesinde iddialara göre 70 bine yakın cihatçı barındırıyor. HÖH, PÜH, Özel Timler, MİT, polis, yargı ve ülke ekonomisine hakimyetleriyle birlikte AKP veya savaş cephesine sonsuz imkanlar sunuyor. Geriye Türk ordusu kalıyor. Türk ordusu eski ordu değil. Darbe yapma bir yana 15 Temmuz 2016 kalkışması sonucu savaş kapasitesinide kaybetmiştir. Ordu hakında bilgi sahibi olanların iddiasına göre 60-70 bin subay kadrolu Türk ordusunda ancak ülke uğruna ölümüne savaşacak sadece 5-6 bin subayın olacağıdır. Ki bu subaylarda ya MHP’li ve Avrasyacı olduğuda işin bir başka gerçekliği. Bu koşullarda muhalefet kanadın yapabileceği fazla bir şey yoktur.

Yanı sıra Kürd/Kürdistan sorununun yer aldığı bölgemizdeki gelişmelerden dolayı Türkiye bir iç savaşı kaldıramaz. Türk egemenlik sistemi her halükarda içte bir konsensus yaratmak zorundadır. Hepsinin dilinde düşürmediği “beka sorunu“ bunu öngörmektedir. Sistem içte bir konsensus yarabilmesi için Kürdler ile sahte bir barışa ihtiyaç duymaktadır. Yazılan çizilenlere bakıldığında bu süreç büyük bir ihtimal ile yaşanır.

Türkiye iç ve dış zorluklarından dolayı bu süreci yaşamayı planlarken PKK’ninde buna ihtiyacı vardır. Cemil Bayık’ın Washington Post gazetesine yazdığı makalenin özüde budur. Görüşmelerde kimin muhatap alınacağı, istemlerin ne olacağının bir kıymeti yoktur. Çünkü sorunun her iki muhatabıda inanmadıkları böylesi bir barışla sorunun çözülmeyeceğini biliyorlar. Çünkü karşılıklı sunulan istemler Kürd/Kürdistan sorununu çözmekten çok uzaktır. Fakat bu arada birçok karanlık plan devreye girecektir. PKK’nin tasfiyesi ve Kürdlerin sisteme entegre edilmesi dayatılacaktır. Sistemin bundan başka çözümü yoktur. Kendilerince bununla sistem rahatlatılmaya çalışılacaktır. Fakat bu istem tıpkı önceleri barış süreçlerinde olduğu gibi kabul görülmeyecektir. Bu şimdiden bilinmekle beraber niye böylesi bir hamle denilebilir? Mecburiyet!

Türk egemenlik sistem sahiplerinin amacı belli. Burada PKK buna niye ihtiyaç duyuyor meselesi önem kazanıyor. Dikkat edin. Kürdler yüzyıllardır işgalcilere karşı silahlı mücadele verdi. Fakat sömürgecileri ülkede kovamadıkları gibi, kalıcı bir mevzi elde edemedi. Ne zaman ki 1991 yılında ABD Irak’a ve sonra Suriye’ye müdahale etti Kürdler önemli mevziler elde etti. Burada ortaya çıkan gerçek şudur. Kürdler yüzyıllarcada silahlı mücadele verse sömürgecileri kendi öz güçleri ile Kürdistan’dan kovamaz. Bu gerçek ortaya çıkmıştır. Sömürgecilerin Kürdistan’dan kovulması Kürdlerin silahlı mücadelesi ile birlikte dış bir süper güç veye bir güç blokunun sömürgecilerimize müdahale etmesine bağlıdır.

Kürdistan’ın Güney ve Güneybatısı’nda olan biten buna işaret ediyor. Bu süreç devam ediyor. İlk hedef İran olacaktır. İran sonrası sıra Türkiye’ye gelecektir. Bu koşullarda PKK büyük bir rol oynayacaktır. ABD planıda budur. Bu koşullarda PKK’nin Türkiye ile bu aşamada sahtede olsa bir barış sürecini başlatması yanlış değildir. İran’a karşı sorunsuz yönelmesi için Türkiye ile böylesi bir “barış süreci“ne ihtiyaç vardır. Yoksa ortada “PKK-TC oturacak sorunu çözecek,“ diye bir durum yoktur. Soruna bu temelde bakılırsa kimi çevrelerin yaptığı gibi bu tutumu “teslimiyet“ olarak değerlendirmemek gerekir. PKK-TC yeni bir “barış süreci“ başlatlamalarının nedeni her ne kadar Kürd/Kürdistan sorununu çözecek diye kimi çevrelerce yorumlansada işin esası bu değildir. İşin esası her iki gücün soluklanması için buna ihtiyaç duymalarıdır. Daha ötesi finalda vuruşmak için tarafların hazırlıklarını yapmak istemeleridir. Sorun böyle değerlendirildiğinde kimse teslimiyet diye adlandırmasın. Çünkü doğru bir tutum değildir.

Türk devlet aklıda bunu böyle görüyor. Fakat onların bu süreçte zorlukları var. İç birliği sağlama mecburiyetleri var. Orta Doğu’daki gelişmelere karşı sistemin tüm kanatlarının bir milli mutabakat etrafında birleştirme mecburiyetleri var. Onlar bu mecburiyeti sağlamaya uğraşa dursun PKK’ninde bundan yararlanıp Kürdistan’ın Kuzeyi’nde kendi güçlerine nefes aldırma ve İran’a karşı gündemde olan ABD operasyonuna hazırlık yapma olanağı var. Bunu Türk devlet aklıda görüyor. İçteki milli mutabakatları için sahtede olsa bir “barış süreci“ isteselerde bu koşullarda ABD ve PKK’ planına karşı bir taraftan iç birliklerini sağlamaya çalışırken diğer taraftan tepkilerinide yüksek sesle dilendiriyorlar. Cemil Bayık’ın Washington Post’ta çıkan makalesi sonrası Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanlığının tepkileri yaşadıkları zorlukları ortaya koymaktadır. Çünkü Türk egemenlik sistemini ele geçiren AKP, MHP ve Avrasyacıların koalisyonun kurdukları savaş cephesinin amacı Kürd/Kürdistan sorununu barış ile değil, savaş ile çözme planıdır. Kendi aralarında milli mutabakat oluşturmalarının nedenide budur. Muhalefet kanadıylada böylesi bir mutabakata ihtiyaçları var. Bunun içinde bir “barış süreci“ne ihtiyaçları var. Bugün gündemde olan sorunlar bunlardır. Değişmez mi? Her an yeni bir süreçe evrilme mümkündür. O süreçte ne mi olur? Onuda birlikte göreceğiz.

5 Temmuz 2019