89C97FEC-B008-4628-8945-18F36F22614F

Mazhar Özsaruhan

Sürdürülebilir bir kalkınma planı olmayan AKP siyasi iktidarı 17 yıldan beri ülkeyi yönetiyor Genelde Türk Devleti’nin, özelde AKP hükümetinin tarihsel değerlerimize ve kültürel mirasımıza bir dost gözüyle bakmadığı, öteden beri süregelen Kürtler üzerindeki inkar, imha ve asimilasyon politikasını yoğunlaştırdığı, kültürünü işlevsizleştirmek için elinden geleni yaptığı bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda GAP projesi oluştururken, geçmiş iktidarlardan başlayarak günümüze değin doğal yaşamı, tarihi ve kültürü olumsuz etkileyecek koşullar gözardı edildi. Ilısu Barajı, GAP’ın son halkasıdır. Bu proje ile köylerle birlikte 78.000 insanın göçe zorlanacağı, yer değiştireceği, evinden, işinden, arazisinden, tarihinden yoksun bırakılacağı ve kendi ülkesinde mülteci konumuna geleceği hiç hesaba katılmadı ya da aldırış edilmedi.

Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik (ve Dicle) gibi barajların altında kalan değerlerle ilgili tarihsel ve kültürel mirasların birer parçası olan yerler, anıtlar, mezarlıklar ve benzeri yapıların para ya da konutla telafisinin [1] mümkün olamayacağı görüldüğü halde bunda ısrar edilmesi, değerlerin talan ve tahribatının sürdürülmesi mantıkla açıklanabilir bir durum değildir. Aşağıdaki bölümlerde yok olan tarihi ve kültürel alanlarımızın bir kısmı açıklanmıştır. Hasankeyf’te bir mezarı, bir kümbeti, bir minareyi, bir tarihi evi, parçayı, köprüyü parça parça söküp başka yere götürmenin hiçbir anlamı yoktur. Kaldı ki bunların tahribata uğramadan taşınması da söz konusu değildir. Hasankeyf, kümbetiyle, minaresiyle, köprüsüyle, tarihi evleriyle, mağaralarıyla ve kültürüyle bir bütündür. Birbirinden ayrılmaz et ve tırnak gibidir. Tırnağı söküp başka yere monte etmenin de hiçbir değeri yoktur.

UNESCO, dünya kültür mirası listesine girmesinde 10 kriterin 9’unu taşıyan Hasankeyf için Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde resmi bir girişim ya da başvuru yapılmadı. Nedeni iktidar tarafından tamamlanması talimatı verilen Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali’dir. Ilısu Barajı Demokrat Parti döneminde tarih, kültür ve ekolojik çevre araştırması yapılmadan 1954 yılında DSİ tarafından programa alınmıştı. Ancak ardından gelen siyasi iktidarlar ve askeri cuntalar tarafından da aynı duyarsızlıkla programda bekletilmeye bırakılmıştır. Ta ki siyasal islamın hareket alanını genişlettiği AKP otoriter rejimine kadar. Öteden bari tarihle, kültürle, ekolojik çevreyle, toplumla barışık olmayan siyasi islam, Afganistan’ın, Bamiyan kentinde UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan iki dev Budha heykellerine yaptığı saldırı ile yine Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Suriye, Palmyra Antik Kenti’nin IŞİD tarafından tahribatının Hasankeyf’te Ilısu Barajı adı altında yapılan tarih, kültür ve ekolojik katliamı ve barajın üstünde bedava dolgu malzemesi elde etmek için, içinde yüzlerce mağaranın bulunduğu dağın dinamitlenmesi, darbeli matkaplarla tahribatı arasında hiçbir fark yoktur. Mağaralara ve vadilere dolgu yapılması, perde betonla kalenin izole edilmesi, kayaların zorla düşürülmeye çalışılması da cabası…

Kredi ajanslarının oluşturduğu bilirkişi raporlarına bakıldığı zaman Ilısu Barajı ile ilgili çarpıcı bilgiler ortaya çıkıyor. Bunlar:

• Projelerde yeterince uzmanın bulunmadığı tespit edilmiştir.
• Kamulaştırmada mevcut sorunlar giderilememiştir.
• Konut tazminatlarının, uluslararası satandartlara uymadığı tespit edilmiştir. Tazminatlar oldukça düşüktür.
• Vadi ve su ekosistemlerinde biyoçetişlilik arıştırmaları yapılmamıştır.
• Tarihi eserlerle ilgili çalışmalarda standartlara uyulmamıştır.
• Batman’da yapılması düşünülen tesis faaliyete geçtiği zaman Dicle Nehri ve vadisini kirlenecektir. [1]
• Ilısu Barajı’yla mega kalkınma hedeflendiği için büyük bir yanılgı ve yanlışlığa düşülmüştür.
• Ilısu Barajı Hasankeyf de dahil olmak üzere 289 arkeolojik sit alanının sular altında kalmasına neden olacaktır.

Her ne kadar 2872 sayılı Çevre Kanunu, Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) kriterleri doğrultusunda güncelleştirilmiş olsa bile yatırımcı kuruluşlar tarafından kabul edilmemiş ve projeden çekilmişlerdir.

Ilısu Barajı faaliyete geçtiği zaman da bünyesinde birtakım olumsuz etki bırakacağı kesindir. Bunlar da:

• Soyu tükenmeye yüz tutan hayvanların besin ve habitatları tamamen yok olacak. Baraj gölünde ve ekosistemde besin maddelerinin artışı nedeniyle plankton ve alglerde aşı artışa (ötrofikasyon) yol açacak ve oksijen miktarı azalarak uzun vadede ekosistemin tamamen ölümüne yol açacaktır.
• Su kalitesi düşecektir.
• Su nedeniyle Türkiye ile baraj gölünden 45 kilometre ötedeki Suriye ve Irak arasındaki komşuluk ilişkilerinde olumsuzluklar yaşanacağı şimdiden belirmeye başlamıştır. [2]
• Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda biyolojik çeşitliliğinin telafisi mümkün olmayan kayıpları da beraberinde getirecektir.

Suriye ve Irak, Dicle ve Fırat suları ile hayat bulmaktaydı. Dicle ve Fırat’ın geçtiği Kürdistan diye adlandırılan coğrafya’da, Suriye ve Irak’taki Kürt topraklarına öteden beri hayat veriyordu. Gerek günümüzde AKP ve gerekse önceki burjuva hükümetleri, Dicle ve Fırat nehirlerini Suriye ve Irak’a karşı bir koz olarak kullanmıştı. Her iki devlette de nehirlerin güzergahı Kürt topraklarında geçmektedir. Bir zamanlar Dicle ve Fırat sularını Suriye’ye Abdullah Öcalan karşılığında; Irak’a da Bölgesel Kürt Yönetimi’ne ve Irak petrolüne karşılık masaya yatırıldı. Bizim komşularla ilişkilerimizde gelinen noktayı Dicle ve Fırat nehirleri çok güzel açıklıyor. Bugün de yapılan bunca barajlara ek olarak bilerek sona bırakılan Ilısu Barajı’na da komşu bu devletlere karşı Türkiye’nin elinde her zaman masaya yarıtılacak bir koz gözüyle bakılıyor.

AKP’den önce ülkeyi koalisyonlar yönetiyordu. Ecevit Hükümeti, DSP, ANAP ve MHP’den kuruluydu. Bu iktidar 3 buçuk yıl sürdü. En uzun ömürlü koalisyondu (28 Mayıs 1999 – 18 Kasım 2002). Ondan önce Anasol koalisyonu vardı, daha önce Refahyol; Mesut Yılmaz’ın ikinci koalisyonu, birinci koalisyonu ve ANAP, DOĞRUYOL, AP, CHP, MİLLİYETÇİ CEPHE iktidarları vardı. Bunların hiçbiri resmi olarak UNESCO’ya başvuruda bulunmadı. Ya tarihi dokuları, mekanları, kültürleri bilmiyorlardı ya da önemsemiyorlardı ki bu da bir utanç ve dünya ayıbı olsa gerek. Göbeklitepe için UNESCO’ya müracaat eden siyasal irade ne yazık ki aynı hassasiyeti medeniyetin beşiği ve Mezopotamya’nın en önemli uygarlık merkezi olan Hasankeyf için göstermedi. “Hasankeyf için müracaat yapılmadı” diyen UNESCO yetkilileri, Göbeklitepe’yi UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesi’ne eklediler.

Hasankeyf insanlığın ilk yerleşik hayata geçtiği bölge olan Mezopotamya’da bilinen en kadim merkezlerden biridir. Mezopotamya’nın ilk yerleşim birimini oluşturan evler bu topraklarda inşa edilmiştir. Tarihteki ilk yazıyı bu medeniyet bulmuştur. İlk insanların avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçtiği ve ilk kez tarımın yapıldığı Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında kalan bereketli bölgenin adıdır Mezopotamya. Tarihte “medeniyetin beşiği” olarak adlandırılan ilk kentlerden. Bu kentin altında ve civarında bugüne dek etraflı bir kazı araştırması yapılmadı.

Milattan sonra 2. ve 3. yüzyılda bir sınır yerleşim bölgesi olarak ele geçirilen Hasankeyf, Bizanslılar ile Sasaniler arasında el değiştirmiştir. Diyarbakır’ı ele geçiren Romalılar, bölgeyi Sasanilerden korumak için stratejik kaleyi inşa etmiştir. Milattan sonra 4. yüzyılda Süryani piskoposluğunun merkezi olmuş, 5. yüzyılda bu piskoposluğa Kardinal unvanı verilmiştir. 7. yüzyılda (640 yılında) Halife Hz. Ömer tarafından ele geçirilmiş, daha sonraları Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervaniler Hasankeyf’te hakimiyet sürmüştür. 1102-1232 yılları arasında Artukluların başkentliğini yapmıştır. 1232 yılında Eyyubiler, 1260 yılında Moğollar tarafından ele geçirilmiş, tahrip edilmiş, yıkılmış, savrulmuş ve taş üstün taş bırakılmayan bu kent yine kendisini toparlamış ve dimdik ayakta durmasını başarmıştır, ta ki AKP dönemine kadar… Tarihin yıkamadığı bu büyük uygarlık, 21. yüzyılda kendi hükümeti tarafından yok ediliyor.

Hasankeyf, 1515 yılında Osmanlı devleti topraklarına katılmıştır. Midyat ilçesine bağlı olan bu kent, 1926 yılında Gercüş’e, 1990 yılında da Batman’ın il olmasından sonra ilçe olarak bu ile bağlanmıştır.

Finansmanı Akbank ve Garanti bankalarınca karşılanan ve yaklaşık 2 milyar Euro’ya mal olan Ilısu Barajı Dicle Vadisi’yle birlikte Hasankeyf tarihi kenti sulara gömülecek. Toprağın altında 12.000 yıllık medeniyet, bugünün, geçmişin ve tarih öncesinin hatıralarıyla birlikte sular altında kalacak. Mezopotamya uygarlığında birçok devlete başkentlik yapmış, uygarlıklar kurmuş büyük kültürlerin izlerini günümüze kadar taşıyan Hasankeyf yok oluyor. Bayramlarda insanlar, babalarının mezarına gidemeyecek. İnsan türünün kökenleri, ilk uygarlığın ayak izleri, eserleri, yaşam tarzları, yazıtları ve diğer kanıtları; avcılıktan tarıma geçiş ile ardılı medeniyetlerin tümü sular altında kalacak. Dicle nehrinin ortasından akıp giden ve yaşam normlarının tümünü taşıyan en uygun konuma ve stratejik öneme sahip, doğal güzelliği ile insanı kendisine hayran bırakan bölgelerden biri olarak Hasankeyf, gizemli tarihiyle, kültürüyle yok olacak. Bir dünya kültür mirası göz göre göre 50-60 yıllık ömrü olan bir baraj için 250 civarında höyük, 6.000 ‘e yakın mağara, kilise kalıntılarıyla, tarihi cami ve minarelerle, türbeler ve tarihi köprüleriyle birlikte heba edilecek, karanlığa gömülecektir. Hasankeyf, kayıp şehir efsaneleri arasına girecek altıncı şehir olacak.

Diyarbakır’ın Bismil, Batman’ın Beşiri, Gercüş, Hasankeyf, Siirt merkez, Kurtalan ve Eruh ilçeleri ile Şırnak’ın Güçlükonak ilçesi’ne bağlı 199 köy sulara gömülecek. Bir vadiyi, bir coğrafyayı, bir tarihi, bir kültürü ve bir ekosistemi göz göre göre heba etmek insanlığa yapılan en büyük ihanettir, gelecek kuşakların da hakkı olan bu mirasa ihanettir, atalarımızın değerli hatıralarına ihanettir. Siyasal iktidarların UNESCO’ya adaylık için müracaat etmemesi de bir insanlık utancıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 13 yıllık bir gecikmeyle geçtiğimiz aylarda Hasankeyf için bireysel müracaatın bir hak olarak yer almadığı için red kararını vermesi de ayrı bir utanç kaynağıdır.

Barajların altında kalan kentler ve tarihi değerler

Fırat Nehri Üzerindeki Barajlar

  1. Şanlıurfa Lidar Höyüğü: Aşağı Fırat Havzası’ndaki Bozova ilçesinin Dikili köyü civarında bulunan höyükte, Kalkolitik Çağ olan milattan önce 5500 – 3200 yıllarında yerleşimin başladığı düşünülüyor. Bu tarihi değer, Atatürk Barajı suları altında kalmıştır.
  2. Adıyaman ili Samsat Kenti ve Samosata Höyüğü: Neolitik, Kalkolitik ve Eski Tunç ve Helenistik dönemlerinden kalan yerleşim yerlerinden biri de, Samsat Antik Kenti – Samosata Höyüğü. Samsat Kommegene Krallığı’na başkentlik de yapmış antik bir şehir. Bu antik kentler olduğu gibi Atatürk Barajı suları altında kalmıştır.
  3. Gaziantep, Nizip ilçesinde Belkıs Köyü’nde Roma döneminden kalan Milattan Önce 300’lü yıllarda Zeugma Antik Kenti’nin tamamı sular Birecit Barajı altında kalmış, ancak bazı mozaikler ile parçalar kurtalılmıştır.
  4. Adıyaman, Kahta ilçesi Tille Köyünde Roma döneminde bulunan höyük ve kaya mezarları sular altında kalmıştır.
  5. Gazeantep, Nizip ilçesinin Toydemir köyü civarında M.Ö. 5000’li yıllarda Erken Tunç Çağı, Erken Demir Çağı, Helenistik Dönem, Doma Dönemi; yani üst üste binmiş tabakalamalar halinde bulunan höyük, olduğu gibi Birecik Barajı suları altında kalmıştır.
  6. Gaziantep, Nizip ilçesi, Kamışlı köyü civarında bulunan Ortaçağ karakterini taşıyan Genç Roma döneminden kalma Rumkale’deki anıt kale, mimari kalıntılar Birecik Barajı suları altında kalmıştır.
  7. Urfa ili Halfeti ilçesi Osmanlı Rus harbinden sonra Ermenilerin terk ettiği Savaşan köyü tüm değerleriyle birlikte Birecik Barajı suları altında kalmıştır.

Dicle Nehri üzerindeki Barajlar

  1. Diyarbakır, Eğil ilçesi Eğil Antik Kenti Dicle Barajı suları altında kalmıştır. Asurlulara ait olan batık kentten kalana mağara evleri, hamam, kral mezarları ve yaşam alanları artık sadece fotoğraflara hapsolmuştur. [4]
  2. Siirt il sınırları dahilindeki Başur ve Çattepe Höyükleri ile Motit Kalesi Ilısu Barajı suları altında kalacak, Çattepe, Dicle ve Botan nehirlerinin kavuştuğu noktadır. Doğu Anadolu ve Mezopotamya arasında yüzlerce yıl liman olarak kullanıldı. İslam bilginleri, Tell-Fafat ardındaki bu kenti Dicle ile Botan arasında, kapalıçarşıları olan kerpiç evleriyle hayatın ucuz olduğu bir şehir olarak anlatırlar. [5]
  3. Ve aynı nehir üstünde bugünlerde yitireceğimiz 289 arkeolojik değer ve koskoca tarihi ile tüm uygarlıklara tanıklık etmiş Hasankeyf antik kenti.

Seyhan Barajı

  1. Adana Kozan ilçesi civarında bulunan Augusta Antik kenti 1955 yılında Seyhan Barajı suları altında kaldı. M.S. 23 yıllarında kurulan bu antik kentte hiçbir tarihi eser kurtarılamamıştır.

İzmir Yontanlı Barajı

  1. İzmir, Bergama ilçesi antik Allianoi antik kenti, Yontanlı nehri üzerinde kurulu Yontanlı Baraj Gölü altında kalan antik kenttir. Bu antik kent, Erken Tunç dönemi olan Prehistorik’ten, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerini yaşamış antik bir kenttir. Bazı tarihi eser parçaları kurtarıldıysa da bu kentin tamanı sular altında kalmıştır.

Bizim tarihe, kültüre, çevreye ve insanlığa verdiğimiz değer bu kadardır. Ne eksik, ne fazla!!!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yazıyı, edebiyatdefteri.com’dan Fikret Şimşek’in bir şiiriyle bitirmek istiyoruz.

Hasankeyf [6]

Acımasız bir devirde kıyımlarla yok edilmiş yaşamlar,
kılıçlardan geçirilmis öyküler
zaman, yağmur ve rüzgarın dövdüğü tarih
uçuşur
şiirin naifliğiyle aşınan şâir gibi
savrulur zereleri şehrin

doğanlar kıskanır,
dağları oyup eve dönüştüren adamları
çocukların oynadığı mutlu hikayelere adanmış emek.
Hasankeyf, bir eski şehir
aşk duyulan bir kadın kadar güzel
başka gözlerde tutulmuş manzaralarda bile…

Kadın ağıtları duyuyorum
lahitlerle korunmuş eski bir gömütlükte
bir başka zamanda okunan türkülere
İnsan hikayeleri, aşklar sığdırılmış.

dokusuna, tarihini bilerek bakan
gün görmüş suratlara bak.
yaşlı yerleşiklerin kırışıklığına benzer oyuklar
rengini aldığı toprağından vazgeçemeyen…

Yaşamak için tutulmuş dağlar
savaşlardan, ölümden kaçırılan
korku değil, yaşatma umudu.
yeter sanmışlar dünya herkese…

Önümde koskoca bir tarih
Artuklu’ların yaşama değer katan mimarisi
istilacı Moğollar’dan arta ne kaldıysa
Osman oğullarının mirası hısn-keyf
Dicle’nin yaşam ve ölüm götürdüğü

Dünya barış gününe denk gelmiş şiire
Barış ne kadar uzak bir sözcük artık.

Selam ve Sevgiyle…


[1] Osman Aytar, Ilısu sadece elektrik ve sulama amaçlı değil, Çimen Gümüş ile söyleşi (basnews.com, 08.02.2016)

[2] Gürbüz, Özgür. “Ilısu Barajı’na bilirkişi engeli!”. Bulut, Özgür. 2 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-07-09. –Ilısu Barajı veHidroelektrik Santrali (wikipedia’dan).

[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Il%C4%B1su_Baraj%C4%B1_ve_Hidroelektrik_Santrali

[4] Sevgi Özdil, Baraj altında kalan 12 batık şehir (neredekal.com, 28.04.2015)

[5] Haluk Sağlamtimur, (Aktüel arkeoloji, 07.11.2018)

[6] https://www.edebiyatdefteri.com/siir/1047807/hasankeyf.html