CA10CF22-8F3D-449D-85FE-F1DE20F404E1

Teslim Töre

Türkiye sol sosyalist hareketinin içinde çok miktarda sol komünizm çocukluk hastası olan insan var. Hatta devrim mücadelesinin güdük kalmasının, amipler gibi bölünerek parçalanmasının, asgari amacına bile varamamasının çok önemli nedenlerinden birisi belki de en önemlisi bu sol komünizm çocukluk hastalığıdır. Çünkü onlar sürekli bir şekilde at gözlüğü ile dolaşırlar. Lenin’in de belirtmiş olduğu gibi onlara göre iki ordu karşı karşıyadır: Birisi sosyalist diğeri kapitalist ordu. Bu iki ordu birbiri ile savaşırlar, ya biri ya diğeri yener ve/ya yenilir. Tek seçenekleri budur. Bunun dışında siyasi arenada gündeme gelecek olan ara aşamalar, farklı süreçler, başka manevra alanları, demokrasi, reformlar, hak, adalet, insan hakları vb. gibi maddi ve manevi değerler fazla önem taşımazlar. Sosyalizm için mücadeleyi kendi kafalarında yaratmış oldukları sosyalist ordu ile kapitalist ordunun savaşı belirleyecektir.

Bu akım genellikle seçim vb. gibi ortamlarda siyasi arenaya çıkarak kafa karışıklığı yaratır. Aynı şeyi Ekrem İmamoğlu seçiminde de yaptılar. “Ne yani niye bu kadar seviniyorsunuz, İmamoğlu sosyalist mi?” Devam ederek “İmamoğlu seçilmekle Türkiye sosyalist mi oldu” diyerek abuk sabuk kavramlarla demagojik bir ortam yaratıyorlar.
Bu çevreler toplumsal ilerleme sürecinde nesnel ya da öznel öğe nedeni ile toplumun gündemine giren toplumsal olayın ilk sorgulamasını “ne oldu, sosyalizm mi geldi” diyerek sol komünizm tavrı sergilerler. Sol sosyalistler arasındaki bu sol komünizm çocukluk hastalığı bir ülkede devrim durumu ile ortamın devrimci olduğu konumda bu iki ayrı faktörü birbirinden net olarak ayırt edemezler. Ayırt etme yeteneği gösteremeyince de ortaya demagojik olgular sunarlar.

Devrim durumu devrime yakın bir süreci, devrim anı ise devrimin arifesini ifade eder. Devrimci ortam ise bunların hiçbirisini ifade edemez. Sadece ortamın devrimci bir arenayı ifade ettiğini, toplumsal ilerleme sürecinde yapılacak olan eylemlerle sürecin devrim mücadelesine doğru evirilmesine katkı yapmasını sağlamak olduğuna işaret eder. Bu tahlil ve tespitleri doğru bir şekilde yapabilmek, toplumsal ilerleme sürecine isabetli bir şekilde müdahale edebilmek için, toplumu devindiren döneme ait çelişkiler yumağını bilimsel bir yöntemle belirlemek gerekir. Gerekir çünkü toplumların ilerleme sürecini her zaman karşıt sınıflar arasındaki çelişki yumağı belirlemiyor. Aynı zamanda sistemin kendi arasındaki yani kapitalizmin kendi iç çelişki de belirliyor.

İşçi sınıfı ile kapitalizm arasındaki çelişki genel olarak devrim durumunu yaratır ve onu körükler. Ama çelişkinin kapitalizmin kendi iç çelişkisinden kaynaklandığı durumda devrimci bir ortam oluşur fakat devrim durumu oluşmaz. Çünkü çelişkinin kendisi devrimci değildir, devrimci olmayan çelişki doğası gereği bir devrim durumu yaratamaz. Sosyalistler arasında bulunan sol çocukluk hastalığı akımı devrim durumu ile devrimci ortamı birbirine karıştırdığı, toplumsal ilerleme sürecine proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki mi yoksa kapitalizmin kendi iç çelişkisinin mi devindirdiğini birbirinden net olarak ayırt edemediği durumda kafasındaki at izi ile it izi birbirine karışıyor. Kafasında oluşan bu karışıklıkla sosyalist devrim ya da mücadelesi ile demokrasi mücadelesini birbirine karıştırıyor. Demokrasi mücadelesi ile sosyalizm mücadelesi elbette iki ayrı kategori değildir. Ama nesnel ortama ve ortamın üretmiş olduğu doku ve dengelere göre birisi diğerine göre tali ve diğerine öncülük eden bir konum teşkil eder.

Örneğin toplumsal ilerlemede ana çelişkinin proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki olduğu durumda sosyalizm için mücadele demokrasi için mücadeleyi de içinde taşır ama sosyalizm için mücadele doğrudan, fakat demokrasi mücadelesi dolaylı bir nitelik taşır. Bunların ikisinin birbirine karıştırılması ise atların arabanın önüne değil, arabanın atların önüne koşulması gibi bir tersliğe neden olur. Toplumsal ilerleme sürecini tetikleyen ana çelişki burjuvazinin kendi iç çelişkisi ise eşyanın doğası gereği demokrasi mücadelesi sosyalizm için mücadeleyi de içeren birinci sıra mücadelesi, belki de devrimci demokrasi olarak da ifade edilen bir içerik oluştururken, çelişkinin muharrik gücünü proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki oluşturuyorsa demokrasi mücadelesi ile sosyalizm uğruna mücadele yer ve fonksiyon değişimi yaşar. Birincisinde demokrasi mücadelesi sosyalizm için mücadeleyi de içerirken, ikincide sosyalizm mücadelesi aynı zamanda demokrasi mücadelesini içerir.

Sosyalistler için her iki durumda da demokrasi mücadelesi ile sosyalizm mücadelesi iç içedir ama sıralaması ayrıdır. Sosyalizm için mücadelede demokrasi mücadelesi sosyalizmi demokratikleştirme işlevi görürken, demokrasi için mücadele ise sosyalizme giden yolu ayıklama işlevi görür. Analiz yanlışlığı ile bunların birbirinin yerine geçirilmesi her iki mücadele sürecine de atları arabanın önüne koşmak gibi çok büyük zarar verir. Birileri: “ne var ya demokrasi mücadelesi yerine sosyalizm mücadelesi konsa ne olur?” diyebilir. Ama diyalektiğin yasaları böyle işlemiyor. Diyalektik yasa gereği demokrasi mücadelesine demokrasi mücadelesi, sosyalizm için mücadeleye sosyalizm mücadelesi denir.

Neyse bu konuya felsefi ve teorik olarak değindikten sonra şimdi Türkiye’de 31 Mart’ta, 23 Haziran’da ne oldu, olan biten her şeyi nasıl yorumlamak ya da kavramak gerektiği üzerinde duralım.

Türkiye’de 31 Mart, 23 Haziran’da biri diğerinin tekrarı iki seçim oldu. Söz konusu seçim İBB başkanını belirlemek için yapıldı. Ama seçimin yaratmış olduğu politik atmosfer bir yerel seçim değil, genel hatta Cumhurbaşkanı seçimi gibi bir atmosfer yarattı. Seçim ve bununla ilgili bütün çelişkilerin yumağı işçi sınıfı ile burjuvazi değil sistemin kendi iç çelişkisi idi. Çelişkinin doğası gereği işçi sınıfı ve diğer emekçiler, sosyalistler, devrimci demokratlar taraf olmadı, taraf tutma politikası izlediler. Seçim stratejilerini taraf olarak değil, taraflar üzerinde belirlediler. Yani taraf olmadılar, fakat taraflardan birisini, daha doğru bir ifade ile çıkarlarına uygun düşeni diğer ya da diğerlerine karşı desteklediler. Böylece devrimci demokratlar, sosyalistler, okun sivri ucunu azılı halk düşmanı İslami faşizme çevirmenin fırsatını buldular. Seçimle de olsa faşist diktatörlüğü geriletme olanağı yakaladılar. Bu ne sosyalizmdir, ne devrimdir ve ne de kalıcı bir sonuçtur. Ancak uygulamış oldukları strateji ile İslami faşizmi biraz geriletmiş olan devrimci demokrasi güçleri mücadeleye devam ederek faşizmi daha da gerilere itip yok etmeye çalışırlarsa sosyalizm mücadelesini daha verimli bir ortamda yürütmenin olanaklarını yaratabilirler.

31 Mart, özellikle de 23 Haziran seçiminin yaratmış olduğu en önemli olanak siyasi arenanın inisiyatifinin İslami faşizmden alıp, demokrasi güçlerinin eline vermiş olmasıdır. Bir sol çocukluk hastası, devrimci demokrasi güçlerinin söz konusu seçimlerde izlemiş olduğu seçim stratejisi ile yaratmış olduğu bu inisiyatif değişimini önemsemeyebilir. Ona basit gelebilir, siyasi arenadaki bu inisiyatif değişimi siyasi atmosferi ülkeyi ekonomik alt yapı ve siyasal üst yapıyı nitel değişime uğratan bir toplumsal devrime ve sosyalizme götürmeyebilir. Fakat siyasal bir devrime götürme olanakları yaratabilir. Ekonomik alt yapıda kapitalist üretim ilişkilerinin olduğu gibi devam etmesi fakat siyasal üst yapıda halkların kendi kaderini tayin ettiği, azınlık inançların kendini özgürce ifade etiği, işsizlik yok edilmese bile en asgari düzeye indirildiği, işçi ve emekçilerin emeğinin karşılığını aldığı demokratik bir yapılanmanın oluşması mümkün olabilir. Mevcut ortamda demokrasi dinamikleri duruşlarını daha da güçlendirerek devam ettirebilirlerse sözünü etmiş olduğum inisiyatif değişimi, toplumsal ilerlemenin sınırlarını kalıcı bir demokrasinin içlerine kadar devam ettirebilirler. Demokrasi güçleri çelişkinin sistem içinde kaynaklı olmasına rağmen demokrasi mücadelesini siyasal bir devrime kadar genleştirme olanaklarının olmasına rağmen sol çocukluk hastaları devrim ya da sosyalizmi beklemekle yetineceklerdir.

Toplumların ilerleme süreçleri hiçbir zaman için düz bir gelişim seyri izlemezler. Helezoni iniş ve çıkışlarla toplumun doku ve dengelerine isabet ederek toplumsal doku ve dengelerde çeşitli kısa ve uzun vadeli olguların oluşmasına olanak yaratırlar. Şu anda Türkiye’de siyasi gericilik ve İslami faşizmin elindeki inisiyatifin kaçıp, demokrasi güçlerinin eline geçtiği gibi durumlar bile doğabilir. Böylesi durumlardan devrim lehine yararlanmasını bilmeyen sol çocukluk hastaları ne devrime ne de sosyalizme katkı yapabilirler.

TeslimTÖRE
3 Temmuz 2019