90530A5B-F718-4D4E-A3DB-E0364C159047

Fecri DOST

İttihatçı ekip, 2011 yılında, Dışişleri’ne ve AK Parti’nin kozmik odasına girdi. Bu ekip, Erdoğan’ı, yeniden Osmanlı’yı kuracağına ve Ortadoğu’nun lideri olacağına inandırdı.

Peki bu İttihat ve Terakki Osmanlıyı parçalayan, yıkan ekip değil miydi? Daha ilginci bu İttihatçıların neredeyse tamamı göçmen ve bu toprakların dinamikleriyle hiçbir alakası yoktur.

Türk milliyetçiliğini inşa eden Jöntürkler, İttihatçiler, Teşkilati Mahsusacılar, Hamidiye Alaylarını kurup kulananlar, Türkler değiller. İnanmayan, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yöneticilerine bakabilir!

Said halim Paşa: Mısır asıllı

Talat Paşa: Pomak

Enver Paşa: Gagavuz Hıristiyanı

Cemal Paşa: Gürcü

Bahattin Şakir: Çerkez

Kazım Karabekir: Arnavut

Süleyman Nazif: Kürt

Yusuf Akçura: Kırımdan gelen Tatar

Dr. Nazım: Selanik Yahudisi. Selanik ve Makedonya’dan katılanların çoğu bu ekipten.

Almanların gücüne ve projelerine katkı sunmaktan da geri kalmamışlar.

Ziya Gökalp: Baba Tarafı Türk, Anne tarafı Pirincizadelerden, Balkanlı, Çermik’e gelip yerleşmiş.

Dr. Çerkez Reşit, Komiser Memduh(Çerkez),

Ahmet Rıza: Anne Alman, babası…

Birçoğunun babası Azeri, Kazak vs. Altayik ama Türk değiller.

Prens Sebahattin ile birlikte olan birkaç Osmanlı yönetici Türk 1902 ve 1907 kongrelerinde tasfiye edildi.

Şimdi Osmanlı dağıldı, yıkıldı ama İttihatçılık mantığı sistemin en güçlü damarı olmaya devam etti. Bugün başka güçlerin kök salmasına imkan tanıyan var olan durum, Türkiye ve İran’ın Ortadoğu’da yanlış bir politika takip etmelerinin sonucudur.

Bölgede olaylara rengini vermeye çalışan Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve Mısır gibi genellikle global güçlerle ilişkiyi kazanca dönüştürmeye çalışan önemli aktörler var. Türkiye, NATO ülkesi. AB üyelik sürecini takip ediyor. Osmanlıdaki önemli reform hareketleriyle birlikte 200 yıllık bir Batılılaşma tecrübesi var. Demokrasi ve İslam’ı mezcederek beraber götürebileceği iddiasında. İttihatçıların ikna operasyonundan sonra sıra ilişkide oldukları global güçleri ikna etmeye gelmişti.

Global güçlerin İslamcılık Türkiye’den istedikleri üç şey vardı.

Birincisi, İsrail’i güvenli sınırlar içerisinde tutmak ve bölge ülkesi yapmak. Türkiye yargısının verdiği son kararlara baktığımızda veya Erdoğan’ın İsrail ziyaretiyle birlikte Ankara’da dış işleri nezdinde imzalanan antlaşmada Kudüs’ün açık bir şekilde İsrail başkentine onay verildiği görülüyor..

İkincisi, petrol kuyularına ve enerji nakil hatlarına bir zarar gelmemesini sağlamak.

Üçüncüsü de radikal, El Kaide tarzı grupların iktidara gelmesini önlemek. Global güçler Türkiye’ye, “Bunu kabul ederseniz, sizi Batı’nın Japonya’sı yapacağız” dediler. Türkiye bunu kabul etti. Ancak AKP iktidarı sergilediği atraksiyonlarla projenin dışında tasarruflara yöneldi. Misal olarak El Kaide türevi güçlerin Irak ve Suriye’de çıkar kaynakları olarak kullanılmaları gibi…

 Abdurrahman Dilipak ve diğer yazarların da teyid ettiği gibi 2000-2002 arası görüşmelerde. AKP’nin önü böyle açıldı. Clinton havadaki uçağından AB’ye, “Türkiye’nin önündeki engelleri kaldırın” direktifi verdi. Türkiye’ye geldiğinde de “21. Yüzyıl’ı Türkiye inşa edecek” türünden iddialı bir mesaj vermeyi de ihmal etmedi…

Ülkede bütün siyasilerin korkulu rüyası olan vesayet odakları vardı. Bunlardan biri hiç kuşkusuz fırsat bulduğunda darbe yapan orduydu.

ABD veya global güçlerin stratejileri gereği lider ülke olma yolunda ağır vesayet gücüne sahip ordu konusunda “Ortadoğu liderlik projesini engelleyen asker vesayeti ise tasfiye edilecektir” denildiğine dair mesajlar verildi. Zira daha sonrasında Ergenekon, Poyraz, Balyoz ve 15 Temmuz süreçleri içerisinde bunun saygınlık ve itibarı tahrip edecek şekilde yapıldığı gözlendi. Dahası, o günlerde konuşulan ordunun küçülüp, daraltılması ve paralı askerin dışında varlığının sadece hizmetle sınırlı tutulması operasyonu da gerçekleştirildi. 2011 yılında Türkiye’nin dış politikasında temel bir değişiklik meydana geldi.

Gülen Cemaatinin devlet tarafından desteklenerek, yurt dışında eğitim kurumları ismi altında lobi çalışmaları yapmasının bu İttihatçıların hedefine matuf olduğu açıktır. Daha sonrasında bu lobi çalışmasına TİKA, İHH, Birlik Vakfı, SETA ve benzeri kurumlar eşlik etti.. Eğitim, ziraat, alt yapı, yetim evleri gibi legal çalışmaların ötesinde illegal faaliyetler de yürüttükleri defalarca haberlere yansıdı.

Hedef, Türkiye’nin ve özellikle Erdoğan’ın Osmanlıyı yeniden inşa edeceğine ve ümmeti kurtaracağına inandırmaktı. Harcanan büyük sermayelerle geniş bir propaganda ağı oluşturulduğundan kuşku yok. Bu hedef doğrultusunda ABD’de büyük gökdelenler inşa ettikleri ve Muhammed Ali Clay’ın büyük çiftliğini satın aldıkları söyleniyor. Bu maksatla Muhammed Ali’nin cenazesine katılan Erdoğan’a cenazeyi özellikle zenciler perspektifinde kendi propagandası için kullanmasına izin verilmemişti.

Not: Bu çalışmamız çok uzun olduğu için bölümler halinde  okumanıza sunmayı uygun gördük.  Bu çalışma 9 bölüm olarak her gün bir bölüm yayınlanacaktır.  Devamı yarın…