90530A5B-F718-4D4E-A3DB-E0364C159047

Fecri DOST

Belki en sonunda söylemem gereken sözü ilk başta söyleyeyim: Sadece Kürd’ler değil, “Kürt kökenli” kardeşleri bile Binali Yıldırım’a Suriye ve mülteciler konusunda Sorulan soruya Afrin’i temizledik, Cerablus, Azez vs yerleri temizledik ve oralara 500 bin Arap’ı yerleştirdik ve şimdi de Fıratın doğusunu yani Rojava’yı kast ederek; orayıda temizleyeceğiz ve Türkiye’de kalan 4 milyonun üzerindeki mültecileri (Arapları) yerleştireceğiz sörlerini; Zerre-i Miskal kadar Haysiyeti, Şeref’i, Namusu ve vicdanı olanların unutmamaları gerekiyor. Daha dün Diyarbakır’a giderken Kürdistandan bahseden Binali Yıldırım aslında temsil ettiği zihniyetin gerçek yüzünü de deşifre etmiştir. Yani kürd’ü yerinden yurdundan edecekler, bağını bahçesini talan edecekler, evlerini başlarına yıkacaklar, çoluğunu çocuğunu bombalayarak katledecekler, yerlerinden yurtlarından sürecekler, yerlerine de araplari yerleştirecekler. !

Mültecileri Kürtlerin yaşadığı topraklara yerleştirmek kesinlikle Kürd düşmanlığının tezahürüdür. Soykırım kıskacı altında olan Kürtlerin üzerine yeni bir soykırım kıskacı eklemektir. Tayyip Erdoğan ve ekibi her gün İslamiyet’te haksızlığa ve işgale karşı mücadelede kullanılan şehitlik kavramını, Kürdler üzerinde yürüttüğü kirli savaş için kullanarak savaşı ve Kürdleri öldürmeyi meşrulaştırmaktadır. Şunu söyleyebiliriz ki, Türkiye cumhuriyeti tarihinde hiçbir devlet yetkilisi Kürd düşmanlığını bu kadar açıkça ortaya koymamıştı. 1990’lı yıllarda Çiller’in “paşa tak der, ben şak diye yaparım” sözünü boynuz kulağı geçer misali geçmiştir. Tayyip Erdoğan Kürt düşmanlığında 1990’lı yıllarda Kürdistan’da Olağanüstü Hal valisi olan kirli savaşçı Ünal Erkan’ı katbekat geçmiştir. 1990’lı yıllarda Kürd Özgürlük Hareketi’nin ezilmesi için kirli savaş yürütülürken, şimdi bu savaş tüm Kürdleri soykırıma uğratma amacıyla birlikte yapılmaktadır. Kürd- Kürd’ler dahi diyemeyen bu faşist zihniyet şimdi dönüyorlar Türkiye’deki 20 milyon Kürd’e “Kürt kökenli” kardeşlerimiz diyorlar!

0BAB8550-ED9D-46D3-AEB9-A773531D4CF2

Binali Yıldırım’ın Ekrem İmamoğlu ile yapılan tartışma programında da bu Kürd düşmanlığını açıkça dile getirmiştir. Şimdi de Kürd şehirlerinei yakıp yıkmak istediklerini, kürtleri topraklarından sürerek yerlerine Suriyeli mültecileri yerleştirerek Kürdistan’daki nüfus oranını değiştirmek istediklerini söylemektedir. Bir taraftan hem içerde hem dışarda saldırılarla Kürdistan’ı Kürtsüzleştirirken; diğer taraftan Suriyeli mültecileri hem içerde hemde dışarda Kürdistan’a yerleştirmek tam bir soykırım anlamına gelmektedir. Bu girişim aynı zamanda Saray Gladyosunun Kürdistan’da yürüttüğü savaşa yeni bir boyut kazandırma anlamına geliyor. Zaten yüz yıla yakındır Kürtleri yerlerinden etme ve dışarıdan kimi göçmenleri getirip yerleştirme politikalarıyla Kürdistan’da nüfus oranı bozulmaktadır, demografik yapı değiştirilmektedir. Şimdi bunu daha yoğun biçimde yapmak, toprakları Kürtlerin elinden almak, açıkça soykırım yapmaktır. Şehirleri yakıp yıkarak, zulmü arttırarak Kürtler üzerinde soykırım politikası yürütülürken, buna bir de mültecileri yerleştirmeyi eklemek, açıkça sizi tümden bitireceğiz demektir. Bunu hangi Kürt kabul eder? Bunu kabul eden Kürt, soykırıma ortak olmuş olur. Hatta buna ses çıkarmayan, isyan etmeyen Kürt soykırıma ortak edilmiş olur.

Suriyeli mültecileri yerleştirerek Kürdistan coğrafyasını Kürdsüzleştirme politikasına siyasi görüşü ne olursa olsun tüm Kürdler karşı çıkmalıdırlar. Çünkü Kürdlük yok edilmek isteniyor. Sadece Bakurê Kurdîstan’daki Kürdler değil, Başur, Rojhilat, Rojava ve dünyanın her yerindeki Kürdler Türk devletinin bu politikasına karşı çıkmalıdırlar. Başurê Kurdistan hükümeti ve siyasal partileri şimdiden bu soykırım politikaları için AKP iktidarını uyarmalıdırlar. KDP, YNK, Goran, Yekgurti İslami, Komelê İslam ve tüm diğer partiler Suriyeli Arap mültecilerin Kürdistan’a yerleştirilmesine karşı çıkmalıdırlar. Böyle bir yerleştirme girişiminin sadece Bakur ve Rojava Kürtlerine değil, tüm Kürtlere saldırı olduğunu ortaya koymalıdırlar. Eğer Arap mültecilerinin yerleştirilmesini kabul ederlerse bu Kürdler için intihar olur. Kürd halkı AKP iktidarına “eğer istiyorsan mültecileri götür Karadeniz’e, Trakya’ya, Ege’ye, Akdeniz’e ve İç Anadolu’ya yerleştir” demelidirler. Bunu yapmayıp da Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya mültecilerin sokulması bir soykırım saldırısı olarak görülür ve bu yerleştirmelere karşı Kürd halkı her yol ve yöntemle direnişe geçer. Hiç kimse Kürdsüzleştirme politikasıyla soykırım kıskacına alınan Kürdlere bu mültecileri niye kabul etmiyorsunuz diyemez.

Umuyoruz ki, Suriyeli mülteciler de kendilerini Kürt halkıyla karşı karşıya getirecek böyle bir politikayı kabul etmez. Kürtler Rojava’da bir milyon kadar Arap’ı savaş nedeniyle şehirlerinde, kasabalarında ve köylerinde misafir etmiştir. Ancak Türkiye’nin maksadı yürüttüğü soykırım politikasına mültecileri de ortak etmektir. Bu nedenle Suriyeli mülteciler “biz böyle bir suça ortak olamayız” demelidirler. Suriyeli Araplar da bilmelidir ki Türk devleti kendilerinin dostu değil Kürdlere düyük bir düşmanlık duyduğu-beslediği için onları bu topraklara yerleştirmeye çalışmaktadır. Eğer Türk devleti kendilerinin dostu olsaydı Suriye’yi bugün bu hale getirmezdi. Ve yine eğer Türk devleti başarmış olsaydı bugün Suriye Hatay gibi Türk devletinin işgali altında olacaktı. Ve eğer bu olamadıysa, Türk devleti bunu başaramadıysa buda Kürtlerin sayesinde olmuştur. Kürdler bu fırsatı Türk devletine vermemiştir, önünü kesmiştir. Aslında Kürdlere olan düşmanlığının dozunu bu kadar arttırması da bundandır.

Bunlar böyledir.! Bunların ne yüzü nede astarı belli. Ataları koltuk sevdaları için Beşikteki evladını doğramış bir milletin torunlarıdır. Diyarbakır’a giderler Kürd Kürdistan derler ama gerçek de ise Kürd’lerin kanını içseler yine de doymazlar. Batı illerine döndüklerinde en azılı Kürd düşmanına dönüşen bu faşist güruh aynı zamanda da Kürd’leri aptal yerine koymaktan da imtina etmiyorlar. Sanki sadece Kürd illerine gittiklerinde  Kürd’ler onları duyuyorlar, batı illerinde sarf ettikleri sözleri Kürd’ler dinlemiyor, anlamıyor sanıyorlar. Eğer iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batıracak olursak AKP’nin kurulduğu günden itibaren Kürt’lerden aldığı destek hiç de yabana atılı gibi değil. Yani bizim de hatamız, kusurumuz ve suçumuz az değil ! Hatta çoğu kez  Kürd illerine gittiklerinde de Kürd’lere sayıp sövmelerine rağmen hala çeşitli gerekçelerle Kürdlerden ciddi bir oy almaktadırlar. Aslında bu eşyanın tabiatına aykırıdır ama maalesef durum bu. Fakat hiçbir şey için geç kalınmış sayılmaz, zararın neresinden dönerseniz kârdır hesabıyla AKP’ye 31 Mart’ta vurulan darbe 23 Haziran İstanbul seçimlerinde tekrar vurulmalıdır.

Nasıl ki güneş balçıkla sıvanamazsa, Kürdlerin özgürleşmesinin önüne de artık geçilemez. Çünkü Kürtler bilinçlenmiş; hem siyasi hem askeri ve hem de stratejik olarak da Ortadoğu’da devrimin öncü gücü ve özgürlük tutkusu olmuştur. Kürdler, Kendi varlığını Kürd düşmanlığı üzerine bina eden AKP-MHP ortaklığındaki Türk devletinin, Kürt karşıtı siyasetle sonuç alamayacağını hayatın her alanında verilen mücadele ile göstermiştir. Türkiye ve Kürdistan’da normal bir atmosfere geçmek için mutlaka AKP Geriletilmelidir. İstanbul seçimlerinde Kürtler CHP’ye oy vermeyecek AKP-MHP faşizminin geriletilmesi için oy kullanacak. AKP-MHP faşizmi güçsüzlüğünün verdiği psikolojiyle yerel seçimlere savaşa gider gibi yaklaştı. Baştan beri  yaptığımız tespit bu oldu. Kürt halkına karşı topyekûn savaş halinde oldu, zaten başka türlü olması da düşünülemezdi. Faşist bir iktidar olduğundan ve kendisi gibi düşünmeyen herkese mutlak anlamda boyun eğdirmeyi var oluş gerekçesi haline getirdiğinden sürekli baskı ve saldırı politikalarının dozajını yükseltti. Tekrarlıyorum, Türkiye ve Kürdistan’da normal bir atmosfere geçmek için AKP-MHP’nin kaybetmesi, geriletilmesi şarttır.