Gelişen batı avrupa ulus devletlerine bir çok alanda üstünlüğü kaptıran ve gelişmekte olan ulus devletçi ulusal mücadelelere karşı balkanlarda tutunamayan imparatorluğun krizine türk ulusçuluğuyla cevap olmaya çalışan ittihat ve terraki kadroları, parçalanma ve dağılma krizine çözüm olarak, İngiltere ve Fransa gibi deniz aşırı sömürgelere sahip olamayan ve yeni pazar arayışlarına giren Alman İmparatorluğunun kollarına atılmayı tek çıkış yolu olarak görmüşlerdi.

 

AD64B661-062E-4737-A065-228CFC6564E5

Nihat Veli Yüce

I. Wilhelm’in, II. Wilhelm’e emanet ettiği imparatorluğun gizli ve açık kahramanı, Alman imparatorluğunu kılıç ve kanla kuracağını söyleyen demir şansölye Bismark’ın kurduğu ittifak politikalarını bir kenara itip ingiliz deniz gücüne platonik bir aşkla bağlanan oğul Wilhelm’in yıkıma götürdüğü bir imparatorluğa platonik bir aşkla bağlanan ve yıkımını hızlandıran başka bir imparatorluğun nazırı, damat Enver.

Şansölye Bismark Ruslarla ittifakı önemsiyordu. Zira batıda tarihi düşman Fransa vardı. Ruslarla ittifak devam ettirilmezse imparatorluk, Fransa ve Rusya arasında tost olma tehlikesi ile baş başa kalabilirdi. II. Wilhelm bu telkinlere kulak tıkamış, imparatorluğun güçlü kara ordusu, Birleşik Krallığın muhteşem deniz filosuyla örtüşürse Fransa haritadan silinir, dünya Britanya imparatorluğu ile Alman imparatorluğu arasında bölüşülürdü. Ruslar ya bu ittifağa uyar, yada Fransa halledildikten sonra, imparatorluk orduları Rusya’yı ezer, oradan Çin’e geçerek, mançurya kıyılarından Japonya’ya el sallardı. Oğul Wilhelm’in hayali Buckingham Sarayının koridorlarında derin diplomasi hamleleriyle büyük bir oyalamaya tabi tutuldu. Oyalama Almanların, Ruslarla yapılan ittifakın bitimine dek sürdürüldü, Ruslarla, Britanya imparatorluğu nikah kıymış ve Oğul Wilhelm’in Britanyaya olan aşkı karşılıksız bırakılmış, Şansölye Bismarck’ın korktuğu tehlike gerçek olmuştu. Britanya ittifak yapmamış, Ruslarla ittifak yenilenmemişti. Almanya tamamen tost pozisyonundaydı. Berlin-Petersburg hattı kopmuş olası bir savaş durumunda Almanya batıda Fransa, doğuda Rusya ile iki ayrı cephede birden savaşmak zorunda kalmıştı. Alman imparatorluğunun 3 imparatorluk ittifakı çökmüş, elinde çapsız Avusturya-Macaristan imparatorluğu kalmıştı. Alman İmparatorluğu I. Dünya savaşına bu koşullarda hazırlanırken, Osmanlı İmparatorluğunun damat nazırı Enver başka projeler peşindeydi.

Osmanlı İmparatorluğu çaptan düşmüş toprak kayıpları durdurulamamış, her yenilgi, ağır yükümlülükler taşıyan yeni anlaşmaya götürmüş, durum dahada çekilmez hale gelmişti. Talat ve Enver Alman İmparatorluğuna büyük bir aşkla bağlanmayı çıkış yolu olarak görüyorlardı. Lo lar aktif devreye sokularak Zo lar halledilmeli, Ermeni ahalisi bu topraklarda haritadan silinmeli, Ruslara karşı cephe gerisi sağlama alınmalı, Ruslar güney cephesinden sıkıştırılarak, Almanlara nefes aldırılmalıydı. Alman general bunu istiyordu, Enver uyguluyordu. 100 bini aşkın yoksul halk çocuğunun Almanların ihtiyaçları doğrultusunda kafkas cephesine sürülmesi ile yaşanan Sarıkamış faciası, Enver’in dolaysıyla ittihat ve terakkinin sonunun başlangıcı olmuştu. İttihat ve terakki kadroları yanlış ata oynamış ve kaybetmişlerdi, arkalarında büyük yıkım ve katliamlar bırakarak sahneden çekildiler. Jön türkçülülüğün ilk versiyonu olan ittihat ve terrakki yerini adım adım Kuvâ-yi Milliye’ye bırakacaktı.

Kuvâ-yi Milliye hareketi kadrolarının önemli bölümü Çanakkale savaşı sürecinde İngilizlerle çetin bir mücadele içinde sivrilmişlerdi. İngilizlerin dikkatini çeken bu kadrolarla savaş içinde ve savaş sonrası geliştirilen ilişkiler, Kuvâ-yi Milliye hareketinin lider kadrosunun ortaya koyduğu yeni vizyon, Cumhuriyetin kuruluşuna giden sürecin köşe taşlarını döşemede önemli bir dönüm noktası olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşuna giden yıllarda Kuvâ-yi Milliye hareketinin önder kadrosunun bilinç altını şekillendiren üç temel etmen tayin edici olmuştur.

1) Ermeni meselesi iç meseledir ve kapanmıştır. Bunun tekrar anlaşma masasına getirilmemesi.

2) Rumlar bu toprakların asli unsurları değillerdir. Başta İstanbul, İzmir, Trabzon ve doğu Trakya bölgesi olmak üzere bu alanlar türk ahalisinin yaşam alanlarıdır. Yunanistan’ın Rum ahalisi üzerinden bu alanlardaki hak talepleri reddedilmelidir.

3) Kürt meselesi bir iç meseledir. Bu mesele içeride çözülecektir. Özcesi kürtler yok sayılacaktır.

Bu üç esas Kuvâ-yi Milliye hareketinin lider kadrosunun kırmızı çizgilerini oluşturuyordu. “Mîsâk-ı Millî” olarak anılan milli ant bu temeller üzerinden şekillendirilmiştir. İngilizlerle müzakereler bu esaslar üzerinden yürütülecek ve Osmanlının borçları, savaş tazminatları yeni cumhuriyet tarafından kabul edilecek ve cumhuriyet batı eksenine oturtulacaktı. İşgal devletleri dağılan imparatorluk kalıntıları üzerinden şekillenecek cumhuriyet projesine bu temelde onay vermişlerdir. Kuvâ-yi Milliye kadroları ipleri ele geçirdiklerinde İngiliz güçlerine karşı askeri mukavemet göstermemiş, Rum tefeci, tüccar sınıfının ve ahalisinin tasfiyesinde yoğunlaşmıştır. 1920 – 1923 yılları arasında bir kaç önemsiz istisna hariç emperyalist işgal üçlüsüyle çatışmaktan kaçınmışlardır. Özellikle ingilizler açısından küçük asyanın kimde olduğu değil, kontrol edenin kimin kontrolünde olduğu meselesi esas alınmıştır. Kuvâ-yi Milliye kadrolarının Cumhuriyetin kuruluşuna giden serüveni İngilizlerle işbirliği içinde şekillenmiştir. Lozan bu sürecin ürünüdür.

Aradan geçen bir asra yakın sürecin ardından bugün Enver’in Almancı macerası biraz daha doğuya kayarak Rusya eksenli Avrasyacı eğilime gebelik etmiştir. Avrasyacı zihniyetin hortlamasındaki temel dürtü Kürt meselesi olmuştur. 1991 de körfez savaşıyla, Irak’ın kuzeyinde oluşan defakto Kürt yönetimi, Türkiye’de Enverci zihniyeti şahlandırmış, yeni arayışlara itmiştir. Kürtlerin dizginlenmesinin yolu olarak Rusya eksenine oturma ve Aleksandr Dugin’in tezlerine sarılmak çıkış yolu olarak görülmüştür. Avrasyacılığın mimarı Dugin’in tezlerini kürtleri hizaya getirmenin aracı olarak kullanan Perinçek ve ekibini bu arayışa iten, ne anti-emperyalistlik, nede anti-ABD’ciliktir. Tamamen kürt fobisinin yol açtığı bir arayıştır. Irakta defakto kürt yönetiminin ortaya çıkmasının ve Cumhuriyetin ezberlerini bozmasının mimarı olarak Saddam rejiminin yıkımını örgütleyen ABD olduğu için, ABD’ye göre kürt meselesinde daha atıl durumda olan Rusya ile yakınlaşmak çıkar yol görülmüştür. Dugin’nin Avrasyacı tezlerine sarılma lüzumu buradan hasıl olmuştur.

2003 te Saddam’ın devrilmesi ile Kürtleri dizginleme anlaşması olan SADABAT paktı çökmüş, anlaşmanın Irak ayağı tökezlemişti. Avrasyacılık bu süreçten sonra hız kazandı. Bugün Saray rejimiyle girilen ittifak ve S400 macerası bu sürecin ürünleridir. Temel stratejisi ABD’nin kürtlerle kurduğu ilişkiyi dizginlemek ve kürt meselesinde 100 yıldır uygulanan inkarcı ve imhacı politikayı kabul ettirmek, statükoyu sürdürmektir. S400’ler kürt karşıtı tezi ABD’ye kabul ettirmek için pazarlık kozu olarak kullanılmakta ve kürtlerin uluslararası arenada siyasi statüye kavuşmasının önüne geçmenin aracı haline getirilmektedir.

Neo Envercilerin bir asır sonra girdikleri Avrasyacı maceranın, kürtleri dizginlemek olan bu buluşmasının başarılı olup olmayacağını uluslararası dengeler ve kürt siyasetinin iç barışı, kendi gücüne güvenmeyi esas alan dinamik örgütlülüğü, doğru ittifak politikaları belirleyecektir. Neo Envercilerin Sarıkamışı çetin kış koşulları olmayacak, bölge dinamikleri, demokrasi güçleri ve uluslararası dengeler olacak. Enver’le, Neo Envercilerin ortak kaderi bölge halklarına düşmanlık üzerine bina edilen ırkçı-faşizan çizgileri ve ihtiraslarının götürdüğü kaçınılmaz son olan kıyam ve yıkımdır.