AD64B661-062E-4737-A065-228CFC6564E5

Nihat Veli Yüce

Doğanın rengârenk, allı, yeşilli çiçek açması, renk cümbüşünün orta yerinde papatyalar, nergisler, güller, zambaklar, orkideler, leylaklar, karanfiller ve daha nice renkte çiçek denizinin renk şölenine davet etmesini insanlık deniziyle özdeşleştirmek gibi güzel düşler kurdukça güzelleşir bu dünya. Doğayı ve insanlığı tek renge boyadıkça çirkinleşir. Doğada yapay güzelliklerin zarafeti, çekiciliği, asla doğal güzelliklerin zarafeti ile boy ölçüşemez. İnsan elinin değmediği doğal güzelliklerde çirkinlik bulmak zordur. İnsan eliyle yapılanda ise eğreti, çirkin bir yan hep varola gelmiştir. Doğa en mükemmel mimardır, ressamdır, heykeltraştır en mükemmel sanat eserlerini sunandır ve dolaysıyla en mükemmel sanatçıdır.

Dünyamız, özcesi doğa ve toplum tekçilerden çektiği kadar hiç kimseden çekmedi. Hayatı tek renge boyayan, insanın tek renkte dünyayı görmesini isteyen, tek dinin, tek dilin, tek rengin hükmediciliğine soyunan, ya siyahsın, yada beyaz gibi zorunlu tercihlere zorlayan, diğer renkleri ve tonları görmeyen, özcesi berbat bir mühendisliğe soyunup, toplumu tekçiliğin rengine boyayan kirli ve çirkin anlayışlar yüceltildikçe insanlık öğütülmüş ve küçültülmüştür.

Tek din, tek dil, tek bayrak, tek millet diyenler hep itici ve sahte olmuşlardır. İnsana yabancı, doğaya yabancı, kaba, bön, çirkinlik abideleri hep tekçi olmuşlardır. Tek ve tekçilikle söze başlanan yerde insanlığa çirkinlik miras bırakılır. Tekçilik doğanın ve insanlığın karşıtı olarak yükselir. Farklı tonlar kullanılarak yapılan bir tabloyu beğenmeyip, boydan boya siyahın tek tonuna boyayan ve şimdi mükemmel oldu diyen bir ressam düşünün. Tekçiler tabloyu boydan boya siyahın tek tonuna boyayan ve mükemmel oldu diyen ressam gibidirler. Yer yüzündeki bütün tabloların sadece siyahın tek tonunda olduğunu düşünün ve ortaya çıkan estetik zorbalığı düşünün. Tarih boyunca tekçiliği topluma dayatanlarda estetik yoksunu zorbalar olmuşlardır.

1700’lerin başlarından itibaren adım adım ulus devlete geçiş koşulları olgunlaştıkça, baskın ulusun diğer milliyetleri yok sayması, kendine tabi kılarak, toplumu tek ulusun rengine boyaması, ne yazıkki yüceltilen eylem kategorisine sokulmuştur. Ulus devletlerin, kapitalist üretim ilişkilerinin iz düşümünde şekillendiği batı avrupada, övünç kaynağı olması dünyanın ayıbıdır. Feodal derebeyliğe meydan okumak olarak yükselen ulus devletin, yeni ve gelişen yan olan kapitalist üretim ilişkileri üzerinden yükselmesi, eskinin, köhnemiş olanın karşısında yeninin ve ilerinin temsilcisi olarak alkışlanması, özellikle Fransa’da vuku bulan jakoben laikliğin kilise karşısında aldığı tutum ve bu alandaki tekçilikle arasına çizgi çekmeye çalışması ile yerine ikame ettiği başka bir tekçilik olan ulus devletin rezilliği görülmemiş ve dönemin düşünürleri tarafından yüceltilmiştir. Basklılılar, Bretonlar, Alsaslılar, Lotringenliler, Flamanlar, Katalanlar, Oksidanlar, Korsikalılar ve İtalyanlar yükselen ve yüceltilen yeni fransız ulus devleti tarafından traşlanıp, hepsine fransız gömleği giydirildikçe, Fransa ulus devletin fransızcasına boyandıkça, tekçi dayatmacılığın zulmüne maruz kalan diğer milliyetlerin çığlığı, modern, tekçi kapitalist fransız ulus devletine methiyeler dizilerek duyulmamış, marksizmin bu günahı komünternde mazlum ulusların çığlığını duymamanın zemini olmuştur. Ulus devlet batı avrupada yüceltilip, kıta ulus devletlerinin kendi coğrafyalarını traşlayıp tek renge boyamaları, avrupa merkezci anlayışla yoğrularak bütün dünyaya giydirilen deli gömleğine dönüşmüştür.

Almanya felsefi doktorinleri, Fransa sınıf savaşımları ve ingiltere kapitalist ekonomik modelinin analiziyle ortaya çıkan veriler, avrupa merkezcilikle harmanlanarak dünya insanlığına giydirilmiştir. 1789 Fransa devrimi, Fransız devrimi olarak adlandırılırken dahi, diğer milliyetlerden insanların bu devrimde yer almadığı, sadece Fransız ulusuna mensup insanların devrimi olduğu şeklindeki yanılsamalı bir bilincin şekilleneceği dahi ön görülememiştir. Traşlanan, yok sayılan, fransız gömleği giydirilen diğer milliyetlerden toplulukların gerçekliği kabul görmemiş, çığlıkları tek ve yüce büyük fransız ulusuna kurban edilmiştir. En değme marksistlerden duyulan 1789 fransız devrimi kavramının, realiteye ne kadar fransız kaldıklarının somut göstergesidir. Tekçiliğin modern versiyonu olan ulus devletin tapılacak yeni din gibi sunulmasındaki çirkinlik ve ortaya çıkan büyük ve modern tekçi zulüm aygıtı bilinçleri yaralamaya devam etmektedir.

Meselenin özünde ekonomik indirgemeciliği aşamama vardır. Gelişmelerin ekonominin nişangahından bakılarak yorumlanması, ulus devletlerin kapitalizmin ürünü olarak şekillenen ve dolaysıyla sanayi proleteryasının başat unsur haline gelerek sosyalizme geçişin temel gücü ve öncüsü olması, özcesi sosyalizmin ön koşullarını oluşturduğundan hareketle yücelteltilmesi, özünde ekonomik indirgemeciliğin sınırlarını aşamayan özürlü bakış olmuştur. Bu bakış sonraki yıllarda Stalin’de üretim araçları üzerinde özel mülkiyete son verilmesi ile “insanın insan üzerindeki sömürüsünün son bulduğu” dolaysıyla sınıfların kalmadığı biçimindeki yanılsama ile zirve yapmıştır. Ekonomik indirgemecilik kapitalizmin gelişmesini sağlayan ekonomik ve toplumsal olgulara, sosyalizmin ön koşulları oluşuyor anlayışıyla ilericilik payesi yüklerken, ezen ulus – ezilen ulus ilişkilerini değerlendirmedede ölçü almıştır.

Çok uluslu devletlerde hakim ulus tezleri bu temelde kabul görmüş, mazlum ulusların baskılanmasına tavır alınmamış, hak arayışları feodal mütegallibenin isyanı olarak görülmüş, kanla bastırılması alkışlanmıştır. Ulus devlet sınırları içindeki diğer milliyetler hakim uluslarca yok sayılıp asimilasyona tabi tutularak, yer yüzünden silinmeyle karşı karşıya bırakılmışlardır. Bu realite görülmemiş ulus devletlerin kapitalizmin kökleşmesi ve sanayi proleteryasının nicelik gelişimi ile sosyalizmin ön koşullarının oluşmasına götürdüğü anlayışı ile bir çok alanda görmezlikten gelinmiştir. Özellikle dünyanın sömürge ve yarı-dömürgelerinde mazlum uluslar ele alınırken, çok uluslu devletlerde mazlum uluslarında ezdiği daha mazlum ulusların olduğu gerçeği görülmemiştir. Kürtler bu anlayışa kurban edilen uluslardan biridir. Kemalist cumhuriyete methiyeler dizilirken, kemalist cumhuriyetin, kürt ulusu gerçeğini yok sayması ve ezmesi marksistlerce kabul görmüş ve alkışlanmıştır.

Komünternde ortadoğunun kadim uluslarından olan kürt ulusunun çığlığının duyulmaması, bilinç altını şekillendiren ekonomik indirgemeciliğin ürünüdür. Ekonomik indirgemeci bilinç altı doğal olarak kürtleri feodal, barbar ve gerici görecek, Türk jakobenlerini ise kapitalist ekonomik gelişmemenin dinamiği ve dolaysıyla ilerici görecektir. 20. yüzyılın başlarından, ortalarına değin yaşanan kürt ayaklanmaları, jakoben türkçü devlete karşı feodal ve dolaysıyla gerici mütegallibenin isyanı olarak görülmüş, şiddetle bastırılması alkışlanmıştır. 1789 Fransa devriminin Fransa’yı tek renge boyama gerçeğini görmeyen marksistlerin aynı anlayışla yeni cumhuriyetin kürtler konusunda takındığı inkarcı ve imhacı tutumu anlamaları düşünülemez.

Cumhuriyetin kurulduğu günden itibaren, kendisine biat eden ve türkleşme yarışına giren kürt toprak ağaları ve feadol mütegallibe ile barışık yaşaması ve bölgede bunlara yaslanarak tutunması gerçeğini hafızalardan silerek, kürt ulusal talepleri temelli çıkışları kanla bastırmayı feodalizmle mücadele olarak pazarlamak dönemin sol anlayışlarının ana rengi olmuştur. Solculuğa bu temel rengini vermiş, feodal toprak ağaları ve tefeci tüccar sınıfıyla girilen işbirliği ve bunlarla barışık yaşama gerçeği görülmemiş veya görülmek istenmememiştir. Günümüzde dahi devlet kürt coğrafyasında bu feodal toprak ağalarına, şeyhlere yaslanarak tutunmaktadır.

Feodal toprak ağaları ve şeyhler üzerinden geliştirilen koruculuk sistemi feodallerle işbirliği olarak görülmemekte, kürtlük mücadelesi veren tarihi şahsiyetler feodal ilan edilmektedir. Özcesi kürtlükte direten sanayi işçiside olsa feodal, türkçü devlet anlayışını destekleyen toprak ağası, tarikat lideri şeyhte olsa ilerici olmuş oluyor. Öyleki kürtçe isimler dahi feodal ilan edilmiştir. Yani bir ulusun dilinin feodal ilan edilmesi gibi absürtlükler bilimsel yaklaşımlar olarak pazarlanabilmiş ve kabul görmüştür.

Bunu tanınmış, aydın, yazar, sanatçı, hukukçu vb. titıllarla dolaşan şahsiyetlerle sohbetlerinizdede görebilirsiniz. Sosyalizmi tartışın büyük olgunlukla tartışabilirsiniz, dünyayı tartışın aynı tablo. Gayet medeni bir sohbet olur. Bir yerlerden ya sanki bu kürtlerede biraz, şöyle ucundan küçücük bir haksızlık yapılmış gibime geliyor dediğiniz anda hemen reaksiyon değişiyor, karşınızdaki solcu, çağdaş, olgun, ilerici bol titıllı şahsiyet kayboluyor, yerine bir anda Tayyip ile Bahçeli karışımı birileri çıkıyor. Türkiyedeki bu ‘sol’ kemalist, aydın bol titıllı cenahın beslendiği kültürel merkez fransız entelijansiyasıdır. O kökten beslenirler. Kürt lafı açıldığında bir anda kasımpaşalı ile osmaniyeli sentezine dönüşürler. Ne yazıkki solda uzun yıllar gıdasını bu kesimden almıştır. Basında, entellektüel çevrelerde baskın olanlar bu kesimler oldukları için bunların etki gücü sol, sosyalist kesimi etkisi altına almış. Sol bu kemalist etkinin sarhoşu olmuş, kürt soluda bundan nasibini almıştır.

Kemalist çizginin şampiyonluğunu yapan aydınlık çevresi kürtleri ABD ile işbirliği yapmakla suçlarken, cumhuriyet rejiminin kürtleri yok sayıp, türkleştirmeyi dayatmasına asla eleştiri yöneltmemektedirler. Kürtlere nefes almayı dahi çok görenler, kürtlerin bugün hangi, inkarcı, imhacı politikalar sonucu ABD ile işbirliğine girmek zorunda kaldıklarına asla değinmezler. Bölge devletleri kürtlere ulusal varoluşlarının tek yolu olarak ABD ile işbirliğinden başka çıkar yol bırakmamışlardır.

Bölge devletleri, kürtlerin ulus olmaktan gelen haklarını tanımış olsalardı ve kürtler buna rağmen bu yolu tercih etmiş olsalardı bu eleştiriye hak verirdik. İnkar etmişsin, yok saymışsın, katletmişsin, ulusal hak taleplerini kanla bastırmışsın, sonrada bunlar ABD ile iş tuttular diyorsun. Değil ABD ile bütün emperyalistlerle işbirliği yapmakta senin devletinin yaptığından çok kürtlerin hakları var. Zira bu sonuca giden yolun taşlarını senin inkarcı ve imhacı politikaların döşemiştir. Sebep sizsiniz ey ırkçı ve tekçi bölge devlet yöneticileri ve avaneleri. Ar damarınız çatlamamış olsa önce sebepleri irdelersiniz. Sebep, sonuç ilişkisi kurar ve kürtlere ya pers, arap ve türk olursunuz yada ölürsünüz seçeneği dışında bir seçenek sunmadığınızı kabul ederek birazcık namuslu davranırsınız. Ar damarı çatlayanların, kürtlere dayattıkları ya türkleşin, araplaşın, persleşin yada ölün seçeneği karşısında, kürtlerin üçüncü bir yol bularak var oluş savaşı verdiklerini, bu alandada ABD ile işbirliği yapmak dışında bir yol bırakılmadığını anlamalarını beklemiyoruz. Varın siz kürte nefretinizden efendi değiştirin kürtler öyle yada böyle ulusal varoluşlarını tarihe kazımak durumundadırlar.

Sizin bütün stratejiniz kürdüm ve ulusal haklarımı istiyorum diyene düşmanlık üzerine kurulu. Bugün ABD ile kürt partilerinin girdiği işbirliği Rusya ile olmuş olsaydı, hepiniz ABD’nin eteklerine tutunur, ABD için söylediklerinizi Rusya için söylerdiniz. Derdiniz anti emperyalizm değil, kürtlerin ulusal haklarını elde edebilmek için girmek zorunda bırakıldıkları ittifak politikalarına karşı konumlanmaktır. Anti-emperyalizmi ABD karşıtlığından ibaret gören zavallılığınızın özünü bu gerçeklik oluşturuyor. Bunca zulmünüze rağmen kürtler ulus devletin ne rezil bir canavar olduğunu bildikleri için, bölge uluslarının çıkış yolu olarak, ulus devleti değil, demokratik konfederalizmi savunuyorlarsa, bölge halklarının kardeşliğini ve ortak geleceğini inşa etme düşleri olduğu içindir. Biliyoruz ırkçı tekçiliğinizle bunu anlama kapasitenizide imha ettiniz. Bu nedenle sizden insanlığın evrensel değerleri adına bir beklentimiz yok. Beklentimiz bölge halklarından.

Bu coğrafyada kürtlerin daha fazla türkleşmeye, araplaşmaya, persleşmeye ihtiyaçları yok, kürtlerin kendileri olmaya ihtiyaçları var. Bu realite görülmezse kürtlerin daha fazla kürtleşmelerinin dünyamızın bu coğrafyasındaki insani bir gereklilik olduğu, kürtlerin kendileri olmayı başarmalarının insanlığa daha faydalı olacağı gerçeği görülmelidir. Bir ulusun dilinin, kültürünün yok olması dünya insanlığının kültürel yoksullaşmasıdır. Kürtler kendileri oldukça anlam ifade ederler. Kendisi olmayı başaramayan bireydende, millettende dünyaya fayda gelmez. Bireyin kendisi olması, ulusun kendisi olması, ulus olmaktan gelen haklarını engelsiz yaşaması, kendisiyle barışık yaşaması, başkasıylada barışık yaşamasının olmazsa olmazıdır. Farklılıkları yok sayan tekçi asimilasyoncu zorbalar dünyamızın salgın yayan mikroplarıdırlar. Dezenfektanla temizlenmedikçe insanlığın bütün hücrelerine nüfuz ederler ve insanlığı öldürürler. Dünyamızın bunlara ihtiyacı yoktur.

Dünyamızın bu farklılıkları kabul eden ve bu farklılıktan gelen haklarını gözeten, saygı duyan, empati yapmayı başaran insanlığa ihtiyacı vardır. Bu insanlık geleceği aydınlatır. Dünü olduğu gibi, bugünü ve geleceğide, farklılıkları kabul eden, tekçi olmayan, farklılıkları kültürel zenginlik olarak gören, farklılıklardan öğrenen, empati bilinci gelişkin bireylerin mücadelesi aydınlatacaktır. Bilinirki tarih boyunca çoğulculuk aydınlığın, tekçilik karanlığın sesi olmuştur.