AD64B661-062E-4737-A065-228CFC6564E5

Nihat Veli Yüce

İnsanlığın tarihte hiç olmadığı kadar yeni paradigmalara ihtiyacı var. İnsanlığı tehdit eden, giderek varoluşsal tehdit haline gelen yeni tehlikeleri görüp, buna uygun yeni paradigma ortaya koyamadığımızda gelecek insanlık açısından tamamen karanlığa gömülebilir. Tehlikeler çok uzak geleceğe dair değil, içinde yaşadığımız yüzyıl içinde vuku bulabilecek tehlikelerdir.

Günümüz insanı tarihten gelen sorunlarını çözme potansiyelini ortaya koyabilmiş değil. Tarihin günümüze devrettiği sorunlar batağında çırpınırken, bugüne dek karşılaşmadığı yeni sorunlar ve tehditlerin kucağında buldu kendini. İnsanlık geçmişten gelen yapısal sorunlarla o denli meşgul edilmektedirki, geleceğini yok edecek yeni ve varoluşsal tehlikeleri barındıran tehditlerin vahametini kavramaktan ve buna göre konumlanmaktan çok uzaktır.

Küresel emperyalizmin bütün kurumları ile devreye soktuğu dinsel ve ulusal çatışmalar girdabında insanlık öğütülürken, yeni tehditleri algılama olanakları yok edilmektedir. Milliyetçilik, dincilik ve tüketim budalalığı üzerine inşa edilen yeni dünya düzeni konsepti, dikkatleri bu alanlara çekmektedir. Bu eksende insanlığın sürüklendiği kaos ve çatışma süreçleri, ortaya çıkan varoluşsal tehditleri görmesini zorlaştırmaktadır. İçine itildiği lokal sorunlar derinleştikçe, bilinç lokal kalmakta, lokal çözümlere odaklanmakta ve küresel çapta ortaya çıkan varoluşsal tehditleri görememektedir.

Tarihsel perspektiften yoksunluk, geçmişle, bugün ve gelecek arasında doğru bir diyalektik bağ kurmayı engellemekte, güncel sorunlar ve çözümler üzerinde yoğunlaşılırken, geleceğe dair perspektifler oluşturmak ve buna uygun konumlanmak lüks ve gereksiz çabalar olarak görülmektedir. Küresel emperyalizmin ideolojik saldırılarının ana eksenini oluşturan, ulusal ve inançsal farklılıkları çatışma merkezi haline getirerek bunun üzerine inşa ettiği yıkım ve kaos sarmalı gün geçtikçe dahada derinleşmektedir. İnsanlık bu kör ve ahlaksız çatışma girdabında boğulurken geleceği okumaktan uzaklaşmaktadır.

Din ve ulus temelli çatışma süreçlerine eklemlenen tüketim hastalığı durumu dahada ağırlaştırmaktadır. ‘Dünyada doğa ve çevre koruması konusunda çalışmalar yapan “World Wildlife Fund” ve “Global Footprint Network” tarafından ortak yapılan araştırmaya göre, AB vatandaşlarının yer yüzü kaynaklarını tüketme hızı, kaynakların yenilenebilir olma hızının çok ötesine geçti. Raporda, “Her bir ortalama AB vatandaşının tükettiği gibi herkes tüketse, 2,8 adet dünyaya ihtiyaç duyulur.” deniliyor. Rapor, üye ülkelerin hiç birisininin sürdürülebilir bir tüketici politikası da olmadığını ortaya koydu. “AB’nin bütün ülkeleri, gezegenimizin zenginliklerinin ötesinde yaşıyor” denilen ortak raporda, “AB vatandaşlarının, yenilenebilir AB ekolojik sistemlerinin iki mislisini kullandığı” uyarısı yapıldı.’ Sadece bu rapor bile durumun vahametini ortaya koyuyor. Tüketim çılgınlığıda, din ve milliyetçilik üzerine bina edilmiş çatışmalar kadar doğayı ve insanlığı tahrip ediyor.

Küresel emperyalizm global projeler oluşturup bunu adım adım devreye sokarken, insanlığında küresel düşünme, örgütlenme ve mücadele etme yetisini yok etmek için lokal sorunlar üzerinden çatışmaları örgütlemekte, kaosu derinleştirerek, bunun üzerinden yeni dünya düzenini inşa etmektedir. Ortadoğuda, Asyada, afrikada dinsel ve ulusal meseleler üzerinden çatışmaları örgütlerken, Avrupadada milliyetçi, ırkçı anlayışları besleyerek büyütmekte, ortak dayanışma ve mücadele ruhunu törpüleyerek, ulus devlet eksenli milliyetçiliği bunun yerine ikame etmektedir. Vergi toplama memur kurumları haline getirdiği ve İleride yıkacağı ulus devletin bugün tapılacak ilah görülmesini sağlamaktadır.

Ulusal farklılıklar, inançsal farklılıklar çatışma nedenleri haline getirilirken, yoksulluğa mahkum edilmiş, savaşlarla bitap düşmüş halklar, asyadan, afrikadan, güney ve orta amerikadan kuzeye ve kuzey batıya doğru kitlesel göçlere başladıkça bu göç dalgası medya tarafından işgal orduları gibi sunulmakta, kuzey amerika ve batı avrupa halklarında tedirginliğin beslediği milliyetçi ve ırkçı duyguların geliştirilmesinin aracına dönüştürülmektedir. Küresel emperyalizmin yeni dünya düzeninin ideolojik, politik ve kültürel saldırıları toplumları bu temelde esir almakta, sınıfsal bakış yerini dinsel ve milliyet temelli bakışa bırakmaktadır. Dünyayı sınıfının bakışıyla değil, din ve milliyet histerisinin nişangahından gören yığınlar buna eklemlenen tüketim kültürüyle tamamen uyuşturulmakta ve küresel emperyalizmin operasyonları için uygun kıvama getirilmektedirler.

Küresel emperyalizmin operasyonlarına açık hale getirilen yığınlar, bu çatışmalı süreçlerde heder olurlarken, emperyalist metropollerde yeni bir çağın hazırlıkları projelendirilmekte ve adım adım hayata geçirilmektedir.

Teknolojik gelişme yerleşik ekonomik ve kültürel algıyıda değiştirmektedir. Teknolojinin üretimde yaygın kullanımı ile, yeni teknolojinin öne ittiği yeni sektörler oluşurken, işsizlik dahada artmakta ve gelecek kaygısına düşen batı toplumları çareyi milliyetçilikte bulmaktadırlar. Batı avrupada ırkçı-faşist eğilimlerin gelişmesinde bu durumda etkilidir. Su ve buhar gücünün öne ittiği mekanik tezgahlar, elektriğin seri üretimde kullanılmaya başlanması ile üretim bandı tasarımı, dijital teknoloji ve programlanabilir makineler dönemi ve şimdide nesnelerin, hizmetlerin interneti ve siber-fiziksel sistemlere geçiş yani endüstri 4.0 ile modüler yapılı akıllı fabrikalara geçiş dönemi. Bu geçiş sınıf ilişkilerinde, proleterya algısında köklü değişimler ortaya çıkaracaktır. Sanayi proleteryası yerini adım adım modüler yapılı akıllı fabrikalara geçişle beyaz yakalılar tarzı teknisyenlere bırakacaktır.

Bugün dünya üzerinde tahminen 7 milyar 630 milyon insan yaşamaktadır. Bunların %95’i gelecek yüzyılı yani 2100 yılını göremeyecek. Sonraki yüzyılı görecek olan insanların % 5 civarında bir kesimi olacaktır. Gelecek yüzyıl insanı şu anki sorunlardan çok daha farklı sorunlarla cebelleşecek. Bu nedenle yaşadığımız 21. yüzyıl doğal insanın son yüzyılıdır.

Günümüz teknolojisinin ulaştığı düzey, insanlık tarihinde görülmemiş çapta zorba, totaliter rejimler oluşturmaya olanak sağlıyor. Bireyin 24 saatini, beden ritmini, alışkanlıklarını, dolaysıyla düşünüş ve davranış biçimlerini izleyebilecek ve yönlendirebilecek yapay zeka, biyometrik sensörler ve biyoteknoloji kombinasyonu ile totaliter zorbalığa geçişin koşulları oluşturuluyor. Bu durum aktif olarak devreye sokulmuş durumda.

İnsanlığın sadece ulusal düzeyde mücadelelerle çözemeyeceği, gün geçtikçe daha çok varoluşsal tehdit haline gelmeye başlayan, küresel emperyalizmin yol açtığı nükleer savaş tehlikesi, küresel iklim değişikliği, teknolojik bozulma, özellikle yapay zeka ve biyo-mühendisliğin yükselişi, biyoteknolojik tehdit gibi tehditler, küresel tehditler olarak giderek daha çok can yakıcı hale geliyor.

Biyoteknolojik gelişme, gen teknolojisi, dünyanın elitlerinin elinde korkunç bir silaha dönüşüyor. Biyoteknoloji insanüstü özellikler elde etmede kullanıldığında insanlar arası uçurum kapatılamayacak derecede büyüyecektir. Yarı biyonik insana geçiş aşamasındayız, bu durum giderek farklı türler arasında bölünmüş bir insanlığın ortaya çıkmasına götürecektir. Dünyanın elitlerinin giderek farklı bir türe dönüştüğü, dünyanın geri kalanından ayrıldığı bir aşamanın eşiğine gelmiş durumdayız. Bu durum tarihte bu güne dek görülmemiş en büyük eşitsizliği ortaya çıkaracaktır. Sınıf ilişkileri bu temelde farklı bir aşamaya sıçrayacak ve türler arası çatışma potansiyelinin oluştuğu yeni bir sürece evrilecektir.

Bu nedenle içinde yaşadığımız yüzyıl doğal insanın son yüzyılıdır. Doğal evrimin sonudur. Animal insanda kalır beşeri insana geçişi sağlayamazsak, doğal insanın sonunu hazırlamış oluruz. Günümüzde beşeri insanın animal insanı aydınlatma ve beşeri kılma başarısı geleceğin yönünü belirleyecektir. Zira günümüzde çoğunlugun animal kaldığı, azınlık bir kesimin beşeri insan olabildiği bir gerçeklikle yüz yüzeyiz.

Animal insan üç temel dürtüyle hayata bakar. Beslenme, barınma ve üreme. Bu üç koşulu asgari düzeyde tutturduğunda çok şükür der ve bilim yerine ilahi söylenceleri esas alır. Oysa doğadaki canlılara bakarsak bu üç temel dürtünün ortak payda olduğunu görürüz. Bizler sadece canlı organizmalar değiliz. Bizi biz yapan insani özelliklerimiz var. Diger canlıların dürtüleri ile yani ilkel, arkaik insan özellikleriyle sınırlı kalamayız. Hayatı, evreni algılama ve değiştirme gibi bir özelliğimizde var. Hayatı ve evreni bilimin ışığında algılama ve değiştirme eylemini yapma özelliğine kavuşan, beslenme, barınma ve üreme eyleminin önünde tutan insana beşeri insan diyoruz. Küresel emperyalizmle mücadele ederken, animal insanlada mücadele etmek zorundayız. Animal insan küresel emperyalizmin istediği insan özelliğidir. Animal insan aşıldıkça, küresel emperyalizmle mücadelede başarılı olunabilinir.

  1. yüzyıl doğal insanın son yüzyılı olma tehlikesini gerçeklik haline dönüştürmüştür. Bu yüzyıl günümüze kadar gelmiş, algılayış, kavrayış ve yaşayış tarzımızı yıka yıka ilerleyecektir.

Bu yüzyıl çakıl taşı vermemlerin, vatan-millet-bayrak güzellemelerinin son yüzyılıdır. Milliyetçi histerilerin tarih olacağı, özcesi ulus-devletlere veda edileceği yüzyıldır.

Bu yüzyıl, devletlerin şirketlerinden, şirketlerin devletine geçişinin tamamlanacağı yüzyıldır. Çok uluslu şirketlerin gizli saklı, dolaylı değil aleni hükümranlıklarını ilan edecekleri yüzyıldır. Şirketlerin devletleri olacak. Devletlerin şirketleri değil. Korkunç bir tiranlık yeryüzünü esir alacaktır.

Bu yüzyıl Kuran, İncil, Tevrat vb. kitapları sallamanın son yüzyılıdır. Yeni dinler şirketlerin anayasaları ve bunların öne ittiği, ilahlaştırdığı yeni insan ve inanç biçimleri olacaktır.

Bu yüzyıl doğal insanında son yüzyılıdır. Son yüzyıl yarı biyonik, robotik insana geçişin başlangıcı, doğal insanın sonu ve bugün konuşulan, ajitasyon konusu olan meselelerin zamanında Roma senatosunda konuşulanların bugün anlamsızlaştığı gibi anlamsızlaşacağı bir yüzyıldır.

Bu yüzyıl fosil yakıt çağının kapandığı, yeni enerji kaynaklarının öne çıktığı, bu çağın öne ittiği teknolojilerin mezarlığa gömüldüğü, yeni teknolojilerin, mikro cipler ve nano teknoloji çağına geçiş yüzyılıdır.

Bu yüz yıl yapay zeka ve bu temelli robot teknolojisinin yaygınlaştığı, insanın her anının kaydedildiği, zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmadığı söylenen o meşhur sanayi proleteryasının yerini alan yeni bir iş gücünün oluşacağı yüzyıldır.

Bu yüzyıl tarımın, hayvancılığın, su havzalarının cok uluslu şirketlerin tamamen kontrolünde olacağı, yeni besin çeşitlerinin ve beslenme biçimlerinin giderek öne çıktığı bir yüzyıl olacaktır.

Bu yüzyıl bugün boğazlaşma konusu olan, onlarca aptallığın yapılmasına gerek kalmadığı, bütün bunların anlamsızlaştığı, yeni dönemin yepyeni çelişkilerinin ortaya çıktığı ve bu çelişkilerin konumlandırdığı toplumsal grupların mücadelesinin ve buna uygun savunma ve saldırı konseptlerinin oluşturulacağı bir yüzyıldır.

Bu yüzyıl gökyüzünden dünyanın yönetilmeye başlanacağı, gök yüzünün günümüzdeki kadar sevimli olmayacağı, uzay teknolojisini kontrol eden başat şirketlerin çağının başlayacağı yüzyıldır.

Bu yüzyıl Hakkari’yimi güneye kaydırsak, Kobaneyimi kuzeye kaydırsak gibi kırmızı çizgilerin giderek masalsı anlatımdan öte bir anlam taşımadığı bir yüzyıl olacaktır.

Bu yüzyıl yerli – milli gibi beylik sözlerin havının döküldüğü, bu tarz söylemlerin Mısır firavunlarının sözleri gibi, anlamsızca havada asılı kaldığı bir yüzyıl olacaktır.

Bu yüzyıl filanca anlaşma geregince filan vilayetler falan tarihte bizim olacak gibi kahve muhabbeti tadındaki geyiklerin, ciddi devlet adamlığı kisvesiyle pazarlanamadığı bir yüzyıl olacaktır.

Bu yüzyıl büyük çaplı savaşların, kıtlığın, susuzluğun, salgınların, çevre felaketlerinin yaşandığı, dünyanın bir bölümünün cehennem haline getirildiği bir yüzyıl olacaktır. Yeni yüzyıl bu cehennem üzerinden yükselecektir.

Kısacası iki gözüm, yeni yüzyıl bugün çok önemsediğin, uğruna ölürüm dediğin, değer sandığın bir çok şeyin dijital kesekağıdı kadar önem taşıdığı bir yüzyıl olacaktır. Yeniyi, gelişeni, hakim hale gelecek olanı, şimdiden kavramaz, doğru çözümlerle, sürece doğru yön vermeyi, yeni mücadele biçimleriyle örmeyi beceremez, animal insan olmaktan kurtulamaz, beşeri insan olamazsan, başına gelecek musibetler sana müstahak olacaktır.