CA10CF22-8F3D-449D-85FE-F1DE20F404E1

Teslim Töre

Bir çok insan hatırlayacaktır, Erdoğan henüz başkan değil başbakanken Diyarbakır’a gelmiş, Diyarbakır Meydanı’nda: ”Kürt sorunu var, Kürt sorunu benim sorunum, o sorunu ben çözeceğim” demişti. Tabi ki sorun Erdoğan’ı böyle bir konuşma yapması değil, benzeri konuşmaları Demirel de, Mesut Yılmaz da yapmıştı. Yapmışlardı ama herhangi bir şeyi çözememişlerdi. Kendi iktidarları çözülmüş, kendileri ile birlikte, geride hiçbir iz bırakmadan tarihin çöplüğüne gitmişlerdi. Yazının başlığı ile vurgulamak istediğim konu bu da değil. Yani Demirel ve Mesut Yılmaz Kürt sorununu çözemedikleri için tarihin çöplüğüne gittiler, Erdoğan da çözemedi, öyleyse o da gidecektir tarihin çöplüğüne anlamında da değil. Sözünü etmiş olduğum tarihi moment: Kürt sorununun Türkiye ve yöneticilerinin bir sorunu olarak değil, bir asra yıkın süre önce Kürtlerin parçalanarak hapsedildiği bölge coğrafyasının, Kürt dinamizmi tarafından tekrardan düzenlenemeyecek şekilde parçalanması tarihsel olayıdır. Bu bağlamda Kürtler makus talihlerini kendi dinamizmi ile olmasa bile başta ABD olmak üzere belli güçlerin desteğini alarak da olsa yenmeleri ve yeniden yapılanma konusunda belli ideolojik, teorik, politik, kuramsal olarak da insan toplumunun demokratik ulusal kervanına katılmış olmalarıdır.

Kürt ulusunun ilk kurtuluşu Irak parçasında ABD’nin her alandaki desteği ile gerçekleşti. Rojava’da yine ABD desteği olsa da devamında Rojava devrimi de ABD’nin hem yarattığı, hem de düşman ilan etmiş olduğu ve ona karşı savaş koalisyonu kurduğu IŞİD’in yenilmesi ve yok edilmesini sağlayarak ABD’ye olan borcunu ödemiştir. Söz konusu ödeşme Rojava Kürtlerini sadece bir olgu olarak değil, aynı zamanda bir uluslararası aktör olarak ta dünya ulusları nezdinde onurlu bir yere koymuştur. Kürt ulusu bir haliyle böylesine uluslararası itibara kavuşurken, Türkiye’de K. Kürtleri olarak kendi kaderini tayin etme hakkını kendi öz dinamikleri ile elde etmenin yol ve yöntemini geliştirdiler. Irak ve Suriye’de Kürtler daha çok silahlı mücadele yöntemi ile kendi kaderlerini tayin etme hakkını hayata uyarlarken Kuzey Kürtleri silahlı mücadele yöntemini kullanmış olsalar da son etapta Kürt sorununun Türkiye’de silahlı mücadele ile değil, demokrasi mücadelesi ile çözülebileceği somut verilerle kendini gösterdi. 7 Haziran seçiminde seçim yoluyla yapılan demokrasi deneyiminde HDP’nin dönemin eş başkanı Selahattin Demirtaş kürsüye çıkıp, Erdoğan’a: ”seni başkan yaptırmayacağız” demekle Kürt oylarının Türkiye’deki konumu ve düzleminin sistem açısından ne kadar büyük bir önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıktı.
Mücadelenin bundan sonrasında K. Kürdistan’da Kürt Halkının kendi kaderini tayin etme hakkı konusunda çizeceği eğrinin düzlemi değişti. Söz konusu mücadele deneyiminden sonra Türkiye’de Kürt Halkının kendi kaderini tayin eyleminin tek yolunun silahlı mücadele olduğu konusunda kafalarda farklı düşünceler oluşmaya başladı.

31 Mart seçiminde HDP’nin uygulamış olduğu seçim stratejisi demokratik mücadele yönteminin belirleyiciliği daha net olarak ortaya çıktı. Üstelik sadece Kürt Halkının kendi kaderini tayin etme hakkı konusunda da değil, Türkiye’de Erdoğan diktatörlüğünün çöküp, yerine bir burjuva demokrasisi gelmesi bakımından da Kürt oylarının büyük önem taşıdığı da net olarak görüldü. Mecazi anlamda söyleyecek olursam: sadece Kürtlerin değil, bütün bir Türkiye’nin ve Türkiye halklarının kaderinin tayınında da temel bir rol oynayacak güce sahip olduğu da anlamak isteyen her kes tarafından anlaşılır hale geldi. Ortaya çıkmış olan bu somut veriye bir de APO’nun üretmiş olduğu demokratik ulus kuramı Türkiye toplumu tarafından, içselleştirilerek toplumsal bir olguya dönüştürülünce Türkiye’de köklü bir toplumsal dönüş kaçınmaz hale geleceğine kuşku yoktur.
HDP’nin 31 Mart seçim stratejisi sadece HDP ve çevresinde değil, CHP’de de çok önemli bir değişimin oluşup, gelişmesini sağladı. HDP’nin 31 Mart seçim stratejisi CHP’nin Kürt sorununa yaklaşımından bir değişim yaratmadı, aynı zamanda Belediye yönetimi ve toplumsal demokrasi konusunda da çok önemli değişimlerin gerçekleşmesine neden oldu. Ancak Özgürlük hareketinin bu olup bitenlere yapacağı katkının daha da belirleyici olacağına kuşku yoktur. Yoktur çünkü Türkiye’nin geleceğini Erdoğan diktatörlüğünün belirleyemeyeceği daha bu günden besbelli. İktidarın değişmesi Özgürlük Hareketinin de yepyeni taktik ve yöntem belirlemesini kaçınılmaz kılar.

Türkiye koşullarında hem silahlı mücadele hem de demokrasi mücadelesinin birlikte yürütülemeyeceği her durumda kendini ifade ediyor. Bütün bunlar denenerek sonuna kadar denendi ve deneyimlerle net sonuçlara varıldı. Her iki mücadele yönteminin mukayesesi yapıldığı zaman demokrasi mücadelesinin sadece Kürt Ulusunun kendi kaderini tayın etme hakkının uygulanması değil Türkiye toplumsal ilerleme sürecinin de demokrasi mücadelesi ile amacına varabileceğinin de net olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürtler üzerinde denemediği hiçbir mücadele yöntemi kalmadı.
Sadece silahlı mücadele yöntemini ezmek için değil, demokrasi mücadelesini de yok etmek için elinden geleni yaptı. Tansu Çiller: “ya bitecek ya bitecek” diyerek devletin bütün gücünü kullandı. Çiller döneminin kelleci Genelkurmay Başkanı (Doğan Güreş) “şak diye söylüyor tak diye yapıyorum” diyerek bir sürü faili meçhul cinayetler işledi. İşlemiş olduğu faili meçhul cinayetlerle Özgürlük Hareketinin hem legal, hem de illegal yapısını yok etmenin olanaklarını denedi. Ama sonunda amacına ulaşamadan dönemin katil sürüleri ile birlikte tarihin çöplüğünü boyladı. Son seçimlerde de görüldüğü kadarı ile Türkiye’nin gerici diktatörlük sistemi Kürt oyları ile tarihin derinliklerine gönderilecektir. Öyle bir tarihi momente gelindi ki Kürt oyları hem Erdoğan diktatörlüğünü yaşatma, hem de demokrasiyi egemen kılma konusunda işlev görecektir. Erdoğan açık açık seçimleri iptal etme yoluna gitmiyor. Çünkü böyle bir yola sapınca Türkiye’yi Venezüella, kendisini de Maduro’nun yerine sokacaktır. ABD’nin Venezüella’ya müdahalesine “seçimle gelen seçimle gider” tepkisini vermesi Türkiye’yi Venezüella kendisini de Modero ile mukayese etmesinden kaynaklıydı. O nedenle “seçim meçim yoktur evli evine köylü köyüne” diyemedi, diyemiyor. Şöyle ya da böyle hile hurda ile seçimleri devam ettirmek zorunda kalıyor. Böyle davranmak zorunda kaldığı için de Kürt oylarına gereksinim duyuyor.

O nedenle yeniden gidip APO’ya sığınmak zorunda kalıyor. Ama bundan böylesi için işe yarar mı pek emin değilim. Çünkü Kürt seçmen artık çok bilinçli. Özellikle de Erdoğan’ın olmayan kişiliği konusunda son derece somut bilgi birikimine sahip. Erdoğan gelmiş geçmiş Türk şoven faşizminin en adisi olduğunu Kürt halkına en çirkin, en çirkef yüzü ile gösterdi. O nedenle Kürt seçmenin Erdoğan diktatörüne destek vermesi söz konusu bile olamaz. Her ulusta olduğu gibi Kürt ulusunda da kişi bozukluğu yaşayan insan tipleri vardır. Onlar bu güne kadar hep Erdoğan’la olmayı yeğlediler, bundan böyle de birlikte olmaya devam edebilirler. Ama Gerçek Kürt Halkı Erdoğan’la asla birlikte olmaz, olamazlar. Zaten Kürt sorununun çözümü için de artık Erdoğan’ın gerekliliği geçerli değildir.

Erdoğan Kürt oyları ile tarihin çöplüğüne yollanmak üzere. Bundan böyle Kürtler her hangi bir Türk şoveninin eline, ağzına bakmayacaklardır. Kendi sorunlarını kendileri çözeceklerdir. Tek çözümün demokraside olduğunu artık her Kürt kendi yaşamından gördü, biliyor.
Kuşkusuz ben bunları yazarken Kürtlerin silahsızlanmasından asala söz etmiyorum, hayır. Kürtler hiçbir şekilde silahsızlanmamalıdır. Ama Silahların ana merkezi yada merkezlerinden birisi Türkiye olmamalıdır. APO’nun PKK’nin silahlı güçlerini Türkiye sınırlarının dışına çıkartmasını yol haritasında belirtmiş olmasının boş bir iddia olmadığı yıllar sonra daha iyi anlaşıldı. Sorun Kürtlerin silahsızlanması değil, sorun söz konusu silahları hangi yöntemle kullanması sorunudur. Özellikle de demokrasi mücadelesinin tek çözüm yolu olduğunun giderek daha belirgin hale gelmekte olan Türkiye’de silahın nerede ve nasıl kullanılacağının bilinmesidir. Erdoğan diktatörlüğünü tarihin çöplüğüne yolcu edecek olan taktik ve yöntem buna bağlıdır.

Teslim TÖRE
27 Mayıs 2019