D41B33F3-99DA-4185-B420-AFB9F3F42261

Yakup Aslan

Suriye’de süren 8 yıllık savaşın travması bölgeyi kasıp kavurmaya devam ettiği bir zamanda, yeni gerilim sinyalleri geliyor. Eğer psikolojik bir hamle değilse, yapılan hazırlıklar ve güç yığmadan anlaşıldığı kadarıyla İran’a karşı bir savaş kaçınılmaz hale geldi. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bu ay Bağdat’a yaptığı sürpriz ziyaret bu hazırlıklar zemininde gerçekleşti. Rivayet edilir ki, ABD istihbaratının Irak’taki güvenlik kaynaklarına dayanarak İran’ın desteklediği Şii milislerinin, ABD üslerine yakın merkezlerine roketler yerleştirerek bir hazırlık içinde oldukları bilgisi üzerine bu ziyaret düzenlenmiş. Ziyarette, Irak ordusunun bir parçası haline getirilen bu milislerin, bağımsız hareket etmesinin engellenmesi ve Irak ordusunun tamamen denetiminde tutulmaları gerektiği; aksi taktirde ABD’nin Irak hükümetine bilgi vermeden bu milisleri imhaya yöneleceği uyarısının yapıldığı söyleniyor. Washington ve Tahran arasındaki gerilimler arttıkça, etkisini diğer topraklarda da göstermeye başlıyor. Irak, son yıllarda bölgesel etkisi olan komşusu İran ile ABD arasında kendisini sıkışıp, kalmış olarak hissediyor. Birçok Iraklı askeri danışman kaçınılmaz olarak şu yorumu yapıyordu: “Amerikalılardan gelen mesaj açıktı. Irak’a bu grupların ABD çıkarlarını tehdit ettiği mesajı verildi. Bunların faaliyetlerinin durdurulacağına dair güvence verilmesini istediler. Dahası, ABD Irak topraklarında Haşti Şaabi milislerine saldırırsa, Bağdat’la koordine etmeksizin kendisini savunmak refleksiyle harekete geçeceğini söylemiş.

Amerikalılar tarafından ele geçirilen iletişim bilgilerine göre, bazı milis gruplarının -Amerikalıların provokasyon olarak değerlendirdiği- şüpheli pozisyonları almak için yeniden görevlendirildiğini gösteriyor.”

Pompeo tartışmaların detayları hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Gezinin ardından: “Irak’ta başka bir ülke kendi çıkarları doğrultusunda faaliyet göstermesini istemiyoruz. Irak’ın iç işlerine başkalarının karışması, ülkenin bütünlüğünü ihlal anlamına gelir” demişti.

Irak Başbakanı Adel Abdul Mahdi Salı günü gazetecilere verdiği demeçte, “Irak tarafının herhangi bir kesim için tehdit teşkil eden hareketlere izin vermeyeceğini, ancak şimdiye kadar böyle bir şey gözlemlemediklerini bildirdik..” dedi. Bu gelişmelerin devamında Haşti Şaabi’nin Kerkük’ten çekildiği ve petrol gelirlerinin yüzde kırkının Kürtlere verildiği bilgileri geldi..

Washington ve Tahran arasındaki gerginlikler bu ayın başlarında yoğunlaştı ve ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, bazı ülkelerin İran petrolünü satın alma muafiyetini feshettiğini ve İslam Cumhuriyeti’nin bölgedeki yayılmacılık politikalarını ve bu doğrultudaki çabalarını engellemek amacıyla bu baskıların yapıldığını açıkladı. Meselenin bu kadar sade olduğunu kabul etmek saflık olur elbette.. Nitekim bunun bir psikolojik hamle olmadığını geçen hafta Körfez’e donanmalarını, deniz piyadelerini ve diğer askeri kuvvetlerini göndermesinden de anlıyoruz. Meselenin ciddiyetini gören Irak, İran destekli paramiliter milisleri dizginlemek için mücadele edeceğini açıkladı. Bununla yetinir mi bilinmez, ama son günlerdeki gelişmeler bu çabaların hazırlığın bir parçası olduğunu rivayet ediyor.

Öteyandan, paramiliter grubun sözcüsü yaptığı açıklamada, ABD kuvvetlerini hedef almaya yönelik hiçbir planlarının olmadığını ve füze konuşlandırılması tarzında tehditlerin gündeme getirilmesinin Washington tarafından yürütülen bir “psikolojik savaş” olduğunu söyledi.

ABD, İran’ın bölgedeki barış için en büyük tehdit olduğunu söylüyor. Peki ABD, ne oluşturuyor acaba? Kendisini dünyanın efendisi olarak görüyor her halde. Aslında ulus devletlerin böyle bir hastalığı var. Misal olarak Suriye Baas rejimini desteklemek veya yıkmaya çalışmak, başka ülkeler için hangi meşru haklar dahilinde gerçekleşiyor. Türkiye’nin Rojava veya Güney bölgesine müdahale etmeye çalışması yine bu ulus devlet hastalığı değil mi? Peki Afrin, Crablus, İdlib kimin, şehirleri ve toprağıdır? Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak hakkını kim size veriyor? Bunu geçtik, Suriye topraklarındaki şehirleri işgal edip, vali tayin etmek hangi meşru haklar arasında yer alıyor? Suriye’nin toprak bütünlüğü iddiasına bu davranış zarar vermiyor mu? Ne yaman çelişki.

ABD bu mantıkla İran’ın bölgedeki etkisini kırmaya çalışıyor. Yani kendisini dünyanın efendisi ve ağabeyi görüyor. Suriye ve Lübnan’da İran destekli paramiliter güçlerin etkisini zayıflatmak ve Irak’ın İran’ın gaz ihracatına olan bağımlılığını azaltmamak amacıyla yeni düzenlemelerin getirileceğini savunuyor. İran, Irak’ı ABD yaptırımları karşısında dünya ile önemli bir bağlantı yolu olarak görüyor. Sahaya aşina olan analistler, İran yanlısı paramiliter güçlerin ve roketlerin konumlandırılmasının; Tahran’ın en azından ABD’ye karşı şiddetle karşılık vermeye hazır olduğunu gösterdiğini belirtiyorlar. Tahran’dan yapılan tehditler bunu doğrular mahiyette görünse de ABD stratejisinde sanal bir düşman ve bahane üretmek zor değil..

Irak güvenlik kaynakları, ABD yetkililerinin, İran İslam Devleti ile mücadeleye yardım etmeleri maksadıyla Suriye sınırında konuşlandırılan milislerle görüştüğünü söylüyorlar. Pompeo geçen hafta yaptığı açıklamasında: “Irak hükümetini, bu güçlerin hepsini Irak merkezi kontrolü altına almaya çağırdık.” demişti. Hedefte olan bu milisler, “zaten Irak devletinin emirlerine uyduklarını ve ABD’nin çıkarlarını hedef almaya yönelik herhangi bir planlarının olmadığını. Amerikan iddialarının temelsiz olduğunu, ‘Irak’taki büyük kitle imha silahları’ yalanından da anlaşıldığını” söylemişlerdi.

Gözlemciler, Irak’ta İran destekli Şii milislerin yaklaşık 150.000 kişiden oluştuğunu söylüyorlar. ABD, Irak işgalinde 170.000 civarında askerini konuşlandırmıştı. Şu anda ise Irak’ta tahminen 5.200 askeri var. Dünyada da endişeli bir bekleyiş var. Körfeze bu kadar yoğun askeri gücün gönderilmesinin psikolojik bir baskı için olması ihtimalinin zayıf olduğunu söyleyenlerin sayısı giderek artıyor. Birçok yorumcu, İran yanlısı güçlerin füze konuşlandırması haberinin de sadece manipülasyon içerikli bir bahane olduğunu savunuyorlar. Londra Ekonomi Okulu’ndan Profesör Toby Dodge, “Amerika’nın, İran’ın çıkarlarını tehdit etmek istediğini hissettiğinde bu tür yöntemlere başvurması artık bilindik bir retorik. Irak’ın içinde de gerginliğin dozajını yükselterek, onların İran’a desteğini engellemeye çalışıyorlar.” Tarzında yorumlar yaptı.

Bazı gözlemciler, İran üzerindeki ekonomik baskının askeri harekâttan daha fazla etkisi olacağını söyleyerek, bir olası savaşın riskini azaltmaya çalışsalar da ok yayından fırladı gibi bir görüntü var.. Pompeo, Bağdat ziyaretinde, ekonomik baskı perspektifinde Irak-İran enerji ithalatını durdurma çabalarına atıfta bulunarak “ham petrol ve doğal gaz… Ve bu zemindeki projeleri çok hızlı bir şekilde sonlandırmanın yollarının tartışıldığını” söylemişti. İki enerji yetkilisi, Irak yöneticilerinin Amerikan şirketleriyle müzakeresi devam eden petrol ve enerji anlaşmalarını zaman geçirmeden imzalamasının ülkelerinin yararına olacağını açıklamışlardı. Peşmerge üzerinden Türkiye için büyük bir kazanç kapısı olan petrol, ırkçılık hezeyanının köpürtüldüğü bir zamanda gülünç manevralarla, İran’a kaptırılmıştı.. O gerginlikten sonra şimdilerde milyarlarca dolar borç talep etmek için Güney’e giden Türk yetkilileri Habur’daki tatbikatı çabuk unutmuşa benziyorlar… Irkçılık hezeyanlarını köpürtenler, nasıl bir fırsatı kaçırdıklarını anlamayacak kadar akıl tutulması içerisinde oldukları kesin. Peki onlar dışında, aklıselim düşünen yok muydu? Ülkenin gelirini arpalık görüp, danışmanlık etiketiyle hindi gibi kabaranlar da mı bunu görmedi!

ABD’nin enerji devi General Electric, elektrik altyapısını geliştirmek için 14 milyar dolarlık bir plandan pay istiyor ve Irak, Exxon Mobil’i içeren 53 milyar dolarlık bir petrol altyapısı sözleşmesi imzalamaya yakın. Iraklılardan bir kısmı, hem ABD ve hem de İran ile müttefik olmanın da mümkün olabileceğini savunuyorlarsa da, esasında böyle bir ilişki mümkün değil.. ABD, İran’ı kendi menfaatlerine ve aynı şekilde İsrail’e bir tehdit olarak görüyor. İran ise ABD’nin bölgedeki emperyalist hedeflerini uygulamak için farklı bir çaba içerisinde, İsrail’in hamisi olduğunu ve bölgedeki politikalarının bu düşmanlık üzerinden şekillendiğini savunuyor. Dolayısıyla bu iki ülkenin bir araya gelmesinin kolay olmadığını düşünemiyorlar. Elbette Amerikalıların bununla ilgilenmediği açıktır ve aynı şekilde İranlıların da böyle bir deri olduğu söylenemez.

Her hâlükârda Körfez ısınıyor. Bunun etkisi bölgedeki ülkelerde hissedilmeye başlandı. Özellikle yabancılar kendilerini güvende görmemeye başladılar. Batılı bir diplomat, Irak’ta tehlike riskinin ciddi bir tırmanma gösterdiği yolunda uyarıldığını söyledi. Sözkonusu diplomat, “Atmosfer artık dostane ve güvenilir değil… Çıkabilecek bir savaşta Irak’ın zarara uğraması konusunda Beyaz Saray endişeli görünmüyor” dedi.

Türkiye strateji bir derin sessizlik içinde.. ABD, Suriye’ye füze attığı zaman Astana ve Suşi’de 3’lü müzakerenin tarafı olduğunu unutmuşçasına ‘daha fazla füze atılmasını’ talep etmesi gibi bir tutum takınıp takınmayacağı şimdiden belli değil. Ancak 3’lü müzakerenin taraflarına yakın durması ve ardından Rusya ile S 400 füzeler alımı için bir antlaşma yapması Suriye’deki gibi fırsatları kara dönüştürme zeminine sıçrama yapabilme ihtimalini ortadan kaldırıyor.

Aslında eğer Suriye tecrübesinden ders alınmışsa, bu hassas meseleye müdahil olma noktasında daha dikkatli olunması gerektiğini anlamış olmalılar. Ancak, savaşın çıkması durumunda yine en sıcak gündem Kürtler olacaktır. Ya Kürtler bir statü kazanma imkanı yakalarlarsa.. Bir devletin bütün kazanımlarını, paranoya haline gelmiş böyle bir korku dolayısıyla iptal etmesi yazık değil mi? Irkçı hezeyan tutsakları, bu çağın uzay çağı olduğunu görmüyorlar. Abbasi, Sefevi, Osmanlı, Emevi imparatorluklarının devrinin kapandığını artık kabul etmeleri gerekir. Cihan devleti olmak, ütopya ile olmaz. Devletin dibini oyarak, ekonomiyi çökerterek, bütün varlığını müsriflerin ağzına boşaltarak, toplumu birbirine düşman kamplara bölerek bir imparatorluğun varisi olamazsınız.. Olunmuyor da..