DBF76FDE-1715-4CAB-B7D3-A1309B5628A1

 

Milliyetçilik; toplumlarda üzerinde en çok konuşulan kavramlardan biridir. Bu konuda çok farklı yaklaşımlar var? Toptan karşı olanlar var, ezen ve ezilen millet milliyetçiliği arasında ayırım yapanlar var. Ezilen millet milliyetçiliği yapanlar var, buna karşı ezen millet milliyetçiliğini öne çıkaranlan var. Herkesin kendine göre gerekçeleri var. Ezilen milletlerin milliyetçiliğinde kendi anavatanına kavuşma mücadelesi var. Ezen milletler, “ortaklıklarla“ başlayan ve biten gerekçeler sıralayarak mevcut statünün koruma çabası var. Bu konuda kurulu sistemin zemininde debelenen sol, sonuç olarak “işçi sınıfının ana vatanı yoktur,“ deyip noktayı koyarlar. Bu konuda zorlandıklarında da “ezilen milletin kendi kaderini tayin hakkına karşı değiliz,“ eklemeyide kurtuluş sayarlar. Millet olarak karşı karşıya olduğumuz hengamenin özeti budur.

Yukarıda dile getirdiklerimiz mercek altına alındığında bu konularda Kürd devrimcileri ile Kürd millet düşmanı Türk, Fars, Arap sömürgecileri ve onların çıkarını savunan sol kesimler arasında bir curcunanın yaşandığını görmek zor değildir. Bunun izahatı yapılır yapılmasına ama karşıdaki sabit fikirli, bağnaz, doğmatikse kimse onu ikna edemez. Bizim açımızda bu cenahı ikna etme diye bir derdimizde yoktur. Çünkü bu cenahın bir kesimi devlet ve onun yetiştirmesi, bir kesimide doğmatik soldur. Dediğim dedik. Usta dediklerinden aldığı bir alıntı ile tüm sorunları hal ettik cehaletini yaşarlar. Halk dalkavukluğunu siyaset edinirler. İktidarları ele geçiren sömürücü, baskıcı diktatörleri halkın desteklediğini bilmeyecek kadar bir cehalet sahibidirler. Hitler, Saddam vs. bir yana Erdoğan örneği ortada. Halkın desteğiyle bunlar iktidar oldular. Bunu görmeyecek kadar halk dalkavukluğunu siyaset edenlerle uğraşmaya değmez. Biz kendi yolumuza bakalım. Kim ne derse desin Kürd milletinin bağımsızlığı için yapılması gerekenler açık ve nettir.

Açık ve net olan nedir diye sorulursa milliyetçilik; ezilen, baskı altında olan, egemenliğine el konulan bir milletin bağımsızlık ideolojidir. Milleti birleştiren çimentodur. Yurtseverliktir. Kürd milliyetçiliğinin özü budur. Ezen milletin doğmatik sol çevreleri bunu “Kürd burjuvazisinin çıkarını savunma,“ olarak servis etmektedir. İşte cahillikleri burada kendini sırıtmaktadır. Kürdistan’ı tanımazlar. Okuduğu birkaç kitap alıntısıyla emperyalist, kapitalist ülkede olanın Kürdistan’da da var olduğunu sanırlar. Kafalarındaki fosilleşmiş ezberi konuştururlar. Kürdistan bağımsız mı, sanayı gelişmiş mi, fabrika var mı, patron, işçi var mı? Bunlar arasında mücadele var mı? Bunların olup olmadığını bilmeden kafadan bizleri burjuvazinin çıkarını savunduğumuz sonucuna çıkarırlar. Keşke ülkemiz işgalden kurtulsaydıda, sanayi gelişseydide, fabrikamız olsaydı da, patron, işçi olsaydı da bizde emekçilerin çıkarını savunsaydık. Yok böyle bir şey. Ki yüzyıllardır Kürd mücadelesi var. Temel iskeletini Kürd emekçisi omuzlamış ama hiçbir zaman ekonomik bir talep ileri sürmemiştir. Çünkü o bunu ileri sürmeden önce kendine gerekli olanın mücadelesini vermiştir. O da bağımsızlık olmuştur.

 

Bunu kendi özelimizde bir yaşanmışlıkla izah edelim ki şartlanmış kafalar belki imana gelir. Yıl 1992. Kürdistan’ın Güneyi’nde KAWA Örgütü kongresini yapıyor. Çok şeyin yanı sıra Kürdistan toplumunun sosyo-ekonomik durumuda tartışıldı. Konu o sırada kurtarılmış Kürdistan’ın Güneyi’nin durumuna gelindi. Güneyli bir delege arkadaşa söz verildi. “Hele anlat Kürdistan’ın Güneyi’nde sınıflar nasıl konumlanıyor?“ diye. Arkadaş konuşmaya başlamadan önce hafifçe gülümsedi. “Arkadaşlar, okuduğunuz kitaplardaki sınıf meselesini burada aramayın. Fabrika yok. Patron yok. İşçi yok. Tarım yok. Ağa yok. Reçber yok. Toplumun %99 BM’in verdiği şeker, un vs. ile geçiniyor. %1’de eski caşlar ve parti yöneticileri. Realite budur.“

Bu durum Kürdistan’ın dört parçasından da yaşanacaktır. Kürdlere sosyalizmi dayatanlar bu gerçeği kavramaktan çok uzaktırlar. Veya art niyetlidirler. Kürdleri davalarından soğutmak için sistemin beslemeleridirler. Ki ezici çoğunluğuda bu konumdadırlar. Geriye kalanlarda doğmatik solculardır. Kim neye inanıyorsa o Kürdleri bunlardan korusun.

Kimin hesabı neyse onların sorunu ama Kürdlerin izmlerden öte bağımsızlığa ve demokrasiye ihtiyacı var. Sosyal bir sisteme ihtiyaçları var. Kürdler bunu gerçekleştirebilirse ne ala. Kürd devrimcilerin çabası bu olmalıdır. Bunun kalkış zeminide Kürd milliyetçiliği, Kürdistan yurtseverliğidir. Çünkü Kürd toplumunun altında toplanacağı zemin burasıdır.

Buna kim karşı çıkıyor? Somutlarsak sömürgeci devletler. Onlar adına siyaset yapan herkes. En çok bu kesimler Kürd milliyetçiliğine karşıdırlar. Bunlara birde kendilerine sol, sosyalist, komünist diyen doğmatikler var. Sonuç olarak bu cenah sistemin sofrasında bağdaş kurar. İstisnalar hariç Türk ve Türkiye ile başlayan kendilerine sol, sosyalist, komünist diyen cenah bu konumdadır. Bu cenah aslında ne savunduğunun bilincinde de değildir. Nedenine gelince “Kürd milliyetçiliğine karşıyım ama Kürdler nasıl davranmak istiyorlarsa öyle davranabilirler,“ ve eklerler. “Kürd ulusun kendi kaderlerini tayin hakkını savunuyorum,“ derler.

İşte zırvalamanın doruğu budur. Maddem “Kürd milletinin kader tayin hakkını savunuyorsun, istediği gibi davranabilir ve saygı duyarım,“ diyorsun peki o zaman milletleşmenin ideolojisi olan Kürd milletçiliğe niye karşısın?

Maddem Kürd milliyetçiliğine karşısın, peki Kürdlere ne önerirsiniz? Ezilen, baskı altında olan, milli egemenliği gasp edilmiş Kürdler devletleşme mücadelesi verirken onları aynı potada yan yana getirecek ideoloji milliyetçilikten, yurtseverlikten başka ne olabilir? Din ideolojisi olamaz. Bazı milletlerde din önemli bir rol oynayabilir. Örneğin Arap ülkelerinde, örneğin İran’da. Fakat Kürdistan’da bunun zemini yoktur. Her ne kadar Kürdlerin ezici çoğunluğu müslüman olsada diğer din ve mezheplere inanan büyük bir nüfusta vardır. Tüm bunları din şemsiyesi altında toplamak mümkün değildir. Yanı sıra sınıf temeline dayalı bir birlikte mümkün değildir. Çünkü Kürdistan toplumu çok sınıflı bir toplumdur. İşçi sınıfından tutun tekeleşen çevreler vardır. Tüm bu sınıf ve katmanları sınıf temelinde aynı bayrak altında toplayamasınız. Geriye ne kalır? Milliyetçilik. Yurtseverlik. Ezilen, baskı altında olan, milli egemenliğine el konulan Kürdler ancak milliyetçilik, yurtseverlik bayrağı altında bir araya gelebilir. Çünkü ortak paydaları var. Kürdistan’a, iç pazarına, milli değerlerine sahiplenme ortak paydalarıdır. Kürdler bu değerler temelinde ancak birlik kurabilir, insani ve milli haklarına kavuşabilir. Bunu Kürdlerin elinde aldın mı o günden sonra “Kürdlerin kendi kaderlerini tayin hakkını savunuyorum,“ demenin bir anlamı kalmaz.

Ki milliyetçilik yurtseverlik ideolojisidir. İşte sizler buna karşı duruyorsunuz. Tıpkı sömürgeci devletiniz gibi Kürdlere karşı savaşıyorsunuz. Onlar bu işi kaba yapıyor, siz yumuşatıyorsunuz. Fakat her halükarda Kürdleri aynı potada yan yana getirecek olan Kürd milliyetçiliğine karşı çıkıyorsunuz. Bu nedenle “Kürd milliyetçiliğine karşıyım,“ dediğin andan itibaren senin efendin devletinle bir farkın kalmıyor. O günden sonra “ben Kürdlerin kendi kaderlerini savunuyorum,“ demen ikiyüzlülükten başka bir anlamı kalmıyor.

Yazımızı bitirirken şunun altını kalın çizgilerle çizmek istiyoruz. “Kürdler sakın milliyetçilik yapmayın, sosyalizmi, komünizmi savunun,“ demeyin. Bunu Kürdlere dayatmadan önce siz bu işi kendiniz yapın. Yapabiliyorsanız tabii. Yapamadığınız açık. O savunduğunuz işçiler, köylüler, emekçiler, küçük-burjuvazi kesim şimdi nerede? Sistem partilerin kucağında. Koparabiliyor musunuz?

Ki üretim güçleri gelişmişlik düzeyi olarak Anadolu toplumu Kürdistan toplumundan çok ileri olmasına karşın. Yapın bakalım. Kendi işinize bakacağınıza boynunuzu aşan işlerle uğraşıyorsunuz. Büyük abı edasıyla Kürdlere akıl hocalığına soyunmuşsunuz. Çok gülünçsünüz be komşu. Kelin ilacı olsa önce kendisi kullanır. Hele adına siyaset yaptığınız topluma bakın. Toplum olarak ırkçı, cihatçı olduğunu görürsünüz. Kürdlere sosyalizm, komünizm mücadelesini dayatacağınıza ilk önce bu işi “biz yapabiliyor muyuz?“ diye kendinize bir soru sorun. Samimiyseniz durduğunuz yerin içler acısı olduğunu görürsünüz. O günden sonrada Kürdlere akıl hocalığı yapma okalılığını yapmazsınız. Elinizi Kürdlerin yakasından çekin. Kürdlere yapacağınız en büyük iyilik budur.

Yanı sıra Kürdistan toplumu çok sınıflı bir toplumdur. Her sınıfın gücü oranında kendi örgütlülüğü vardır. Gücü oranında mücadele etmektedirler. Ki Kürd toplumu daha işin başındadır. Ülkesi işgal altındadır. Büyük yıkım ve soykırımla karşı karşıyadır. Kuracağı sistemden öte işgali nasıl ortadan kaldırırım mücadelesi esastır. Bu mücadele çok kanlı geçmektedir. Kürd milletini büyük trajediler belemektedir. Bu iş keşke Kürdlerle ezen milletler –Türk, Fars ve Arap- ile aralarındaki sorun çağdaş bir mantıkla çözebilinsin. Burada keşkeler önemini yitiriyor. Sömürgeciler, bırakın Kürdlerin insanca ayrılmasını, yok olmasını politika edinmiş bulunuyor. Çünkü varlıklarını Kürdlerin yokluğu üzerine kurmuşlardır. Bu nedenle Kürdler ile Türk, Fars ve Araplar arasındaki mücadele çok sert geçecektir. Kürdistan coğrafyası ve insani ile büyük tahribatlara uğrayacaktır. Mevcut gidişat bunu gösteriyor. Kürdler sonuçta büyük bedeller vererek, tahrip edilmiş bir coğrafyada bağımsızlıklarına kavuşacaklar. O günü düşünün. Tüm üretim güçlerin tahrip edildiği bir ülke. Gelde burada sosyalizmi kur? Bunu Kürdlere dayatanlar Kürdlerle dalga geçen haddini bilmez cahillerdir. Sosyalizm çok ileri bir sistemdir. Kürdistan toplumundan çok uzak bir sistemdir. Sosyalizm emperyalist ülkelerde, milli bağımsızlığını uzun yıllar kazanmış ülkelerde kurulamıyor. Bu görülmüyor ama işgal altında olan Kürdistan’a sosyalizmi dayatıyorlar. Bunu yapanlar art niyetli değillerse aptaldırlar.

10 Mayıs 2019