İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimi YSK (Yüksek Seçim Kurulu) tarafından iptal edildi! YSK’yı oluşturan 11 üyeden 7’si iptal yönünde oy kullanırken 4’ü iptal işlemine karşı oy kullandı.

Bir hafta önce siyasi kulislerde 5/6 oranıyla iptal edileceği konuşulan seçimin iptal işlemi, ihtimalen “1 oy farkla iptal edilirse sorun olabilir” düşüncesiyle oy farkı 3’e çıkarılmış!

İptal işlemi için sunulan gerekçelerde hukuk veya mantık aramak boşuna! Hukuk ve mantık dışı olan iptal işlemini kerhen kabul etmekten başka şans yok. Önemli olan, iptal işleminin yazılmayan, söylenmeyen gerekçeleridir!Ankara ve İzmir seçimleri için düşünülmeyen, sadece İstanbul için zorlanan bu iptal işleminin asıl gerekçelerini doğru okumakta yarar var.

Oy farkının çok az olması nedeniyle iktidarın, “kazanabiliriz” mantığıyla yaklaştığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmek için hukuk dışı işlemleri bile göze almasının arkasında yatan gerçekleri görebilirsek, bundan sonraki yol haritasını da düzgün bir şekilde çizebiliriz.

Gerek nüfusu gerekse de ekonomik değeri açısından Türkiye’nin yaklaşık % 20’sine denk gelen İstanbul, iktidarın vazgeçilmezleri arasındadır. Özellikle iktidarın destekçileri olan tarikat ve İslami vakıflara kaynak aktarma merkezi olması da önemli nedenlerden bir diğeridir.

Ancak asıl neden, İstanbul gibi bir merkezde kaybedilen seçimin iktidar için olumsuz, moral bozucu ve gelecek anlamda kaygılandırıcı etkisidir.

İstanbul’da yenilgi, Türkiye’de yenilgi anlamına geliyor ki bu durum iktidar tarafından kabul edilemeyen bir yenilgidir ve tersine çevrilmesi, iktidar açısından “beka” sorunudur!

Gerek uluslar arası siyasi arenada yeteri kadar sıkışan ve çıkış yolu arayan gerekse yaşanan ekonomik krizi atlatmak için her türlü kaynağa, özellikle de yerel, belediyelere ait kaynağa ihtiyaç duyan iktidar, mutlak anlamda İstanbul’da galibiyet istiyor.

Diğer taraftan, üç büyük ilde kaybedilen yerel seçimin siyasi coşkusunu yaşayan muhalefetin, bu çıkışla aldığı desteğin büyüyerek kendilerini zora sokabileceği endişesi de, yapılan iptal işlemindeki en önemli ve hayati gerekçelerden!

Muhalefetin güçlenmesi derken, muhalefet partisi CHP’den bahsetmiyorum. Asıl korkutan muhalefet halkın kendisidir. Yaşanan baskı ortamında sinmiş ve korkmuş halkın, bu seçimde yaşanan başarıyla biraz da olsa silkinip kendine güvenmesidir iktidarı korkutan. Seçim galibiyetinin yarattığı rehavet ortamıyla halkın kendine gelen güveninin artması, iktidar için en büyük tehlikedir ki İstanbul’u yeniden geri alarak halkı yeniden sindirmenin yolunu aramaktalar.

Diğer taraftan, basına yansıyan ve gizlemeye gerek de duyulmayan usulsüz seçmen kayıtlarına, kullanılan iktidar yanlısı basına ve her türlü devlet kaynaklarına rağmen seçimin kaybedilmesi, iktidarın mevcut gücünün tükenmekte olduğunu açıkça ortaya koyması da halkın kendine olan güvenini yeniden tesis etmiş, bu durum da iktidarı “bekası” açısından oldukça ürkütmüştü.

İktidar açısından ortaya çıkan bu tür olumsuzlukları yok etmenin tek yolu olarak gördükleri ve gerçekleşmesi için hukuk dışı her yolu denedikleri iptal kararının arkasında yatan gerçek gerekçeler bunlardır.

İptal için gösterilen gerekçeler arasında bulunan usulsüz seçmen kayıtlarının, yenilenecek seçimde nasıl kullanılacağı henüz net değil!

Yenilenen seçimi mutlak anlamda kazanmak isteyen iktidarın, seçimi alabilmek için ne tür hazırlıklar içinde olduğunu da net olarak bilemiyoruz. Ancak mutlak anlamda kazanmak isteyen iktidarın, bu konuda ciddi hazırlık yapmış olduğunu tahmin etmek zor değil.

Seçimleri kaybetmesine neden olan HDP oylarının, bir şekilde yanlarına almaya çalışacakları ve bu konuda çalışma yürüttüklerinden eminim. Bu çalışmanın nasıl bir sonuç vereceğini de tahmin etmek oldukça zor!

Yaşadığımız siyasi oyunlar, dönen entrikalar, iğrençleşmiş politikalar içinde geçen son yılları önümüze koyduğumuzda, kazanmak için neleri göze alabileceklerini ve bizleri bir kez daha şaşırtmayacaklarını söylemek zor değil.

Seçimin iptal işleminin açıklandığı gün, 8 yıl aradan sonra, 2 Mayıs günü avukatları ile görüşmesine müsaade edilen, verdiği mesajı ise 4 gün sonra açıklanan Öcalan’ın açıklamalarının aynı güne rastlatılması da oldukça düşündürücü.

Öcalan ile gerçekten görüşme yapılıp yapılmadığı, mesajın ona ait olup olmadığı konusunda düşüncelerim bulanık olduğundan dolayı, bu mesajın seçim için kullanılabileceği hususunda kaygılarım var.

Öcalan’ın mesajındaki çoğulcu dil, (“İnanıyoruz ki”, “isteriz”, “bizlerin İmrallıdaki duruşu”, “Borç biliriz” gibi) geçmiş mesajlarını tekrar okuduğumda bana oldukça garip geldi! Bu kişisel düşüncemdir.

İktidarın kazanması için tek yol HDP’nin diskalifiye edilmesinden veya oylarını yanlarına almasından geçiyor. Bu mümkün mü? Bu soru için henüz net bir ifadem yok! Ancak iktidarın bu konuda elinden geleceğini yapacağını rahatlıkla söyleyebilirim.

Burada da en büyük görev ve sorumluluk HDP’nin sırtında.

İptal işlemi karşısında yapılması gereken en doğru tavrın boykot olacağını bilsek de bunu yapabilmenin ve muhalif her kesimi bu kararın içine çekebilmenin koşulları bulunmadığından, seçimlerde iktidarın yapabileceği hazırlıkları boşa çıkarıp, oy farkını çok daha fazla artırmanın yolları aranmalı, seçim mutlak anlamda ve oy farkıyla kazanılmalıdır ki bu sonuç iktidarın yıkılmasına bile neden olabilir!

Her ne kadar bu tür iktidarların seçimle yıkılması imkansız olsa da, seçimin yaratacağı olumlu rüzgarların etkisinin çok büyük olacağı kesindir.

Selahattin’in bir mesaj daha yayınlaması gerekecek!