QSD’nin elindeki DAİŞ Emiri İlyas Aydın Türkiye çalışmalarını anlattı

 

681BFA7B-BBC1-4977-8E57-C9E9895CE32C

RİMÊLANQSD’nin Dêra Zor operasyonunda esir aldığı DAİŞ’in Türkiye emirlerinden İlyas Aydın (Ebu Ubeyde Türki), DAİŞ örgütlenmesini, aldıkları destekleri, DAİŞ’in Türkiye ayağını, Suruç patlamasının ayrıntılarını anlattı.

Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) Dêra Zor’da yaptığı operasyonlarda esir aldığı DAİŞ’liler arasında Türkiye emirlerinden İlyas Aydın’ın da olduğu ortaya çıktı. DAİŞ içerisinde Ebu Ubeyde Türki olarak bilinen Aydın, aynı zamanda İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesince DAİŞ ana davası olarak yürütülen davanın bir numaralı sanığı olarak biliniyor. DAİŞ içerisinde Şam toprakları olarak adlandırılan Suriye’de ideolojik alan sorumlularından biri olan Aydın, Türkiye’de bir cemaatin liderliğini de yapmış. Suruç patlamasının Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yönlendirmesi ile gerçekleştirdiğini belirten Aydın, DAİŞ ve yaşadığı sürece ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.

MISIR’A GİDİŞ

Aslen Erzurum’un İspir ilçesinden olan Aydın, İstanbul’da doğup büyümüş. Lise mezunu olan Aydın, daha önce El Kaide’den defalarca yakalanıp, tutuklanmış. Bu davalarında 25 yıl hüküm de giyen Aydın, liseyi bitirdikten sonra 2007-2008 yılları arasında Mısır’da şer-i ilimleri okumuş. Aydın’ın 2 eşi, 2 eşinden 8 çocuğu bulunuyor.

EBU UBEYDE CEMAATİNİ KURDU

Döndükten sonra İstanbul’da gençlerle birlikte dersler yaptığını belirten Aydın, bunların hem itikadi hem de fıkhi dersler olduğunu söyleyerek, dersleri internette de paylaştıklarını aktardı. Bunun için bir internet sayfası açtıklarını ve isminin de “www.islamdaveti.com”olduğunu kaydeden Aydın, “Öncesinde Ebu Ubeyde adında bir cemaat kurmuştum. Bu şekilde paylaşımlarımız ilgi görünce siteye bizimle iletişime geçecekleri bir bölüm açtık. Ardından Şirinevler’de bir mescit açtık. Her hafta Cuma günleri insanları buraya davet ederek, orada tefsir dersleri veriyordum. Bu şekilde büyüdük. Bu cemaatin lideri benim. Benim cemaatimden onlarca kişi DAİŞ’e katıldı” dedi.

İSTANBUL’DA BAYRAM NAMAZI KILDIRAN KİŞİLERDEN

Aydın, 2014’te İstanbul Ömerli’de toplu olarak kılınan Bayram Namazını örgütleyenlerden biri olduğunu belirterek, o gün kitleye hitaben konuşma yaptığını kaydetti. Namazı kıldıranın Zaza Mustafa adında yakın bir arkadaşı olduğunu belirten Aydın, o dönem irili ufaklı cemaatlerin bir araya geldiğini aktardı.

İLHAMİ BALI KONTAK SAĞLIYOR

O dönemler DAİŞ’le çalışan bazı tanıdıklarının olduğunu dile getiren Aydın, “Onların arasında Ebu Bekir Türki de vardı. O dönem DAİŞ’in hudut sorumlusuydu. Asıl ismi ise İlhami Balı’dır. Onu daha önceden de tanıyordum. İlhami yaralıların Türkiye’ye getirilip, götürülmesi ile ilgileniyordu. Onun DAİŞ’ten tanıdıkları vardı. Yanında Abdülhakim diye bir çocuk vardı. O beni tanıyınca neden onlara katılmadığımı sordu. ‘Bize niye yardımcı olmuyorsun. İnsanlar seni seviyor, izliyor. Türkiye’de bir gücün var. Ben ideolojik bazı meseleler olduğunu ve bunların netliğe kavuşması gerektiğini söyledim. Aynı zamanda İslam devletinin üst kademeleri ile tanışmama vesile oldu. ‘Yetkili biri ile görüşürsen belki anlaşırsınız’ dedi. Ben de ‘Herhangi bir yerin kadısı ya da komutanı benim için ölçü değil. Üst rütbeli biri lazım’ dedim. Ebu Muhammed Adnani’yi önerdi. İslam devletinin Bağdadi’den sonra gelen adamıdır. DAİŞ’in resmi sözcüsüdür. Bu şekilde onlarla görüşmeyi kabul ettim” diye konuştu.

DAİŞ’İN SÖZCÜSÜ EBU ADNANİ’YE BİAT

Aydın, DAİŞ’in Kobanê’ye saldırılar gerçekleştirdiği 2014 yılının Haziran ayında Suriye’ye geçtiğini dile getirdi. DAİŞ’e geldiği sırada DAİŞ’in Kobanê’de 315 köyü ele geçirdiğini söyleyen Aydın, çatışmaların devam ettiği dönemde Girê Spî’ye de gelip gittiğini ifade etti. Nasıl geçtiğini anlatan Aydın, bu konuda arkadaşı İlhami Balı’nın devreye girdiğini belirterek, şöyle devam etti: “Yolun içeride ve dışarıda bütün sorumluluğunu İlhami Balı yaptı. Öyle herkes kafasına göre sınırı geçip, İslam devletine katılamaz. Örgütün üstten haberi olduğu için beni Cerablus’ta direk Adnanî’nin adamları aldı. Antep’in Cerablus sınırından geçtim. Adnani Bab’ı merkez olarak kullanıyordu. Halep, Minbic, Ezaz, Cerablus’tan Hama’ya kadar bölgelerden sorumluydu. Onunla Bab’ta askeri bir karargâhta görüştük ve ona biat ettim. Örgüte katıldıktan 2 yıl sonra Bağdadi ile de görüştüm. Katıldıktan sonra DAİŞ içinde ideolojik alan sorumlusuydum. DAİŞ Suriye’yi Şam toprakları olarak görüyor. Ben de burada üst düzey yetkililerinden biriydim.”

KOBANÊ VE TÜRKİYE SINIRI

Daha sonra Kobanê’ye yönelik saldırılara değinen Aydın, Kobanê’nin DAİŞ için temel handikaplardan biri olduğunun altını çizdi. Dünyadaki diğer örgütler gibi demokratik bir yapıya sahip olmadıklarını belirten Aydın, şunları aktardı: “Bir yere saldırırken, gidip askerlere sormazlar. İslam devletinin yönetimi imamdır. Altında da 6 kişiden oluşan yüksek askeri şura bulunur. Bütün idareyi bu 7 kişilik ekip yapar. Hatta bu kişiler de alınan tüm kararları bilmez. Sadece imam ve şura meclisi bilir. Şura meclisi de iki kişiden oluşur. Kobanî’ye saldırı 3 kişinin verdiği bir karar sonucu ortaya çıktı. O zaman Til Ebyad ve Cerablus örgütün elinde. Muhacir girişi Türkiye üzerinden oluyordu. Bütün patlayıcılar, kimyasal maddeler, yaralıların tedavisi başta olmak üzere her şeyi Türkiye kapısı üzerinde yapıyoruz. İki yerin birbirine ulaşması için ortada bir Kobanê kantonu var. Ve orada bulunan Kürt güçler, bölgenin kendi bölgeleri olduğunu söyleyip, alacaklarını söylüyorlardı. Rakka’ya en yakın yer de burasıydı. Bu durum bir tehlikeydi.”

‘EN BÜYÜK HATA KOBANÊ OLDU’

Siyasi ve askeri olarak hatalarının olduğunu kaydeden Aydın, devamında ise şu ifadelere yer verdi: “Siyasi olarak biz savaşta düşmanı hiç azaltacak bir siyaseti izlemedik. Daha çok düşman edinmek, daha güzeldir mantığı ile yaklaşıldı. Bu, Hz. Muhammed’in siyasetine bile uygun değil. O Medine’ye girerken, gidip Yahudilerle anlaşıyor. Düşünün böyle hareket ediyor. Biz tam aksini yaptık. Bu siyasi hatamızdır. İkincisi insanları kameralar önünde kesmek, yakmak ve öldürmek ister istemez büyük bir düşmanlık yarattı. Bu da ikincisiydi. Ama aynı zamanda örgüte çok şey de kattı. Dünyada aşırı fikirleri olanların hepsini kendisine kazandırdı. Ama bir ideoloji üzerine toplamasanız insanları, toplandığı gibi parçalanması da İslam devletindeki gibi hızlı oluyor. Askeri olarak en büyük hatamız ise Kobanê gibi bir yerde 3 bin 500 askerimizi öldürmekti. Savaşın ilerleyen zamanlarında bile biz hala devletiz ısrarı başka bir hataydı. İslam devletinin bütün hataların en büyük sebebi özgüvendir.”

SINIRLARI AÇIK TUTTULAR

ABD ve Türkiye’nin savaşın başlarında Türkiye tarafındaki kapıları açarak, gençleri Beşar Esad’ı düşürmek için Suriye’ye gönderdiğini dile getiren Aydın, bunların radikal ve İslamcı gençler olduğuna değindi. Bu durumun aşama aşama DAİŞ’e kadar geldiğini ekleyen Aydın, belli bir süre kimsenin kendilerine dokunmadığını belirterek, bu durumun Suruç patlamasına kadar böyle gittiğini ifade etti.

‘SURUÇ PATLAMASI MİT’İN YÖNLENDİRMESİ İLE OLDU’

Suruç patlamasının nasıl ve kimin gerçekleştirdiğin ilişkin de konuşan Aydın, şunları aktardı: “Suruç patlaması; İslam devletinde dış askeri operasyonları yapan bir birim var. O da Alaqatil Xarîciye (Dışilişkiler) dedikleri bir birim. Bu ekip, Avrupa ve dış yerlerdeki saldırıların hepsini yapan ekipti. İlk saldırı Rakka merkezli olan saldırıydı. Sonraki genel saldırıların hepsi “Yalnız Kurt” dedikleri biçimde yapıldı. Yani örgütle örgütsel değil ama ideolojik olarak bağlantısı olan kişilerin yaptığı saldırılardı. Bu ekip içinde özel bir masa vardı. Mektebil Türki yani Türkiye masası. Bu masa, Türkiye’deki saldırılar ile görevliydi. Türk istihbaratı gibi bir yapının oraya sızıp, deşmemesi mümkün değildi. Bu masa bir yapı kurdu ve bu yapıda şehadet eylemleri yapmaya hazır olan insanlar vardı. Kimileri bunu intihar eylemleri olarak adlandırıyor. O insanlar daha Suriye’deyken, Türkiye’ye gönderilmeden Türk istihbaratı intihar için Türkiye’ye girecek kişilerin listesi diye yayınlıyordu. Onlardan biri de Abdurrahman Alagöz’dü. Suruç patlamasını gerçekleştirendir. Alagöz kardeşler, Suruç ve Ankara patlamalarını gerçekleştiren kişilerdi. Onlar daha Türkiye’ye girmeden fotoğrafları yayınlandı. Bu da çok açık ki Türk istihbaratı bu masaya sızmış. Ve bu masada olup biten her şeyden haberleri var. Türk istihbaratının büyük bir yönlendirmesi oldu. Bu patlama Bağdadi’nin emri ile gerçekleşmedi. O dönem bu yapıdan sorumlu Ebu Zeynep Rakkavi diye bir adam vardı. Dış operasyonların hepsinden sorumlu olan kişiydi. Onun kararı ile gerçekleşti.”

DAİŞ’in Türkiye emirlerinden İlyas Aydın’ın (Ebu Ubeyde Türki) anlatımları devam edecek.

MA / Nazım Daştan