3A4B8CA3-F2CC-407B-9180-71254F56C6CDHerkesin ittifakla üstünde anlaştığı nokta, yakında ABD, İsrail ve Koalisyon Güçlerin İran’ı vuracağı ve Molla rejimini tasfiye edeceğidir. Kaçınılmaz hale gelen operasyon durumu karşısında özelikle Türk, Arap ve Fars solcuları geçinen cenahın ağzında bilindik hikaye yeniden dökülmeye başlandı. “Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü,“ durumu yaşanıyor. Doğru ya! Bu telaşın sebebi ne olabilir? Bu sorunun cevabı açık ve nettir. Kürdistan’ı egemenliği altına alan ve Kürd milli egemenliğine el koyan sömürgeci ülkelerin –Irak, Suriye, İran ve Türkiye- “siyasi ve toprak bütünlüğü“nün ortadan kalkacağı ve Kürdistan devletinin kurulacağı korkusudur bu telaşın sebebi budur. İşin tuhafı bu cenah korkusunu izah ederken bunu “Kürdlerin dostu, çıkarı“ kisvesi altında yapıyor olmasıdır. Kürd millet düşmanlığını bu kisvelerle örtüyor olmalarıdır.
 

Bu ikiyüzlülük bir tarafa solculuk, sosyalizm, komünizm, enternasyonalizm adına İran Molla rejimin savunuculuğu yapmak hangi akla hizmettir? Kime, neye ne faydası vardır? O rejim ki çağdışı bir rejimdir. Demokrasinin d’esinden bahsetmek mümkün değildir. Şiilik adı altında koyu Fars milliyetçiliğini politika eden bir rejim. Halklar hapishanesidir. Kestiği kestik, astığı astıktır. Hiçbir kriminal olaya bulaşmamış ama suçu sadece Kürd olmak olan gençlerin vinçlerin ucunda açık meydanlarda gün aşırı salatan bir rejimdir. Halk düşmanı bir rejimdir. Kadın düşmanıdır. Kadını kara çarşafa mecbur eden bir rejimdir. Muta evliliği ile pezevenkliği meşrulaştıran bir rejimdir. İşte kendilerine “solcu,“ “sosyalist,“ “komünist,“ “enternasyonalist,“ deyen birey ve çevreler tarafından utanmadan savunulan bu rejimdir. Sorun Kürd fobisi olursa her suç işlemek bu çevreler için kaçınılmaz olur.

Aynı çevreler, ABD’nin Irak’a karşı operasyon döneminde de Kürd millet katili Saddam Hüseyin iktidarını korumak için aynı tavrı ortaya koydular. Sözde solcu, sosyalist, komünist, enternasyonalist geçinen bu çevreler harekete geçtiler. Saddam Hüseyin iktidarını korumak için “kalkan“ oldular. Grup, grup Saddam’ın ayağına gittiler. Ki Saddam Hüseyin iktidarı Kürdleri, Şiileri, rejim muhaliflerini soykırımdan geçiren sömürgeci, katil bir bir devletti. Enfal’de, Halepçe’de, Barzan’da diri diri toprağa gümülen yüzbinlerin kanı bile korumadan bunu politika edindiler. Hangi akla hizmetti bu politika? Bunun bir açıklaması olmalı. Bunun tek nedeni Kürdler bir statü sahibi olmasında kim ne yapıyorsa yapsın, kim ne suç işliyorsa işlesin, kim ayakta kalıyorsa kalsın tutumuydu. Sömürgeci devletlerin resmi politikasının solculuk, sosyalistlik, komünistlik, enternasyonalizm adına savunulmasıydı, bu. Bu tutum ancak sosyal-şovenlikle, ırkçılıkla izah edilebilir. Ki işin tuhaf tarafı aynı çevreler aynı tavrı Yahudilere karşıda koydular. Ki Yahudi düşmanları aynı zamanda Kürdlere karşıda aynı düşmanlığı yapıyor olmaları tesadüf değildir.

Ki İsrail bırakın Orta Doğu’da dünyada demokrasiyi uygulayan sayılı ülkelerden biridir. Tek “suçları“ kendi anavatanlarında devletlerini kurmalarıdır. Kime ne zararları var? Ki Yahudiler, Filistinlilerin devlet kurmalarına karşıda olmadılar. 1948 BM’lerin “iki devletli çözüm“ünü Yahudiler değil, Filistinliler kabullenmediler. Yahudilerin kendi devletlerini kurmalarını kabullenmediler. “Geldikleri yere dönsünler, dönmezlerse hepsini Akdenize dökeriz,“ dediler. Yahudiler bir yerden gelmemişti. Ata topraklarında yaşıyorlardı. Daha evvel sürgün edilenlerde ata topraklarına geri dönmüşlerdi. Bu hakları vardı. Bunu mücadeleleriyle herkese kabullendirdiler. Filistinliler ise Türk, Fars ve Arap gerici devletlerin birer maşası olup ortalıkta süründüler. Ne Yahudileri “geldikleri yere“ gönderebildiler, ne İsrail devletinin kuruluşunu engeleyebildiler. Bugünden sonrada engeleyebilecekleride yoktur. Kimsenin buna gücü yetmez. Ki İsraillilerin kimseyle bir sorunlarıda yoktur. Kendilerine düşmanlık yapanlara barış elini uzatan daima İsrailliler oldu. “Egemenlik hakkımı kabullenin, tüm sorunları çözelim,“ demektedirler. Egemenliğini tanıyan hiçbir devletlede İsrailin bir sorunu yoktur. Sorunu olan çevreler ırkçı, cihatçı çağdışı devlet ve terörist örgütlerdir. İşte Türk, Fars ve Arap solcusu, sosyalisti, komünisti ve enternasyonalisti geçinen çevrelerin savunduğu ve desteklediği bu çevrelerdir. Yesinler solculuğunuzu, sosyalistliğinizi, komünistliğinizi, enternasyonalistliğinizi. Bu halinizle sizler olsa olsa ırkçı, cihatçı olursunuz. Ki öylesinizde. Geriye tabi olmak özünüze ilişkindir. Özünüzde demokrasi karşıtlığı, çağdışı, ırkçı, cihatçı ve soykırımcılıktır.

Aynı çevreler, Şam diktatörü katil ve soykırımcı Beşar Esad’a karşıda çok ilgilidirler. Onu iktidarda tutmak için killerlerinde ne varsa servis ediyorlar. O katili “halkların dostu, ilerici,“ olarak sunuyorlar. Sömürgeci Suriye devletinin siyasi ve toprak bütünlüğünü koruma adına Kürdlere “ortak vatan“ olarak dayatıyorlar. Şu ortak vatan her neyse maddem çok iyi bir şeyse yanı başındaki Filistinlilerede dayatsınlar. Hazır İsrail devleti varken. Ki İsrail demokrasi kalesidir. O kadar demokratiktir ki kendini patlatan ölen ve yaralı ele geçen teröristlerin ailelerini koruma altına alan, yaşam boyunca kendilerini maaşa bağlayan, insani tüm sorunlarını çözen bir devlet olmasına karşın. İsrail’de yaşayan Filistinlilerin hiçbir hakkına tecavüz etmeyen, kısıtlamayan bir devlet. Filistinli olupta İsrail parlementosunda milletvekili olanların kürsüde, “İsrail devletini yıkacağız,“ söylemine tahammül edecek kadar demokrasiyi içselleştirmiş bir devlet. Peki buna rağmen İsrail’i “ortak vatan“ olarak niye Filistinlilere savundurt muyorsunuz? Buna karşın Arap ırkçısı, soykırımcı, çağdışı Şam rejimini koruma adına Suriye’yi niye Kürdlere “ortak vatan“ olarak sunuyorsunuz? İşte sizlerin ikiyüzlülüğünüz burada sırıtıyor. Demokrasi yanlısı değil, çağdışı sistemlerin savunucusu olduğunuz burada açığa çıkıyor. Yüzünüzü ne kadar solculuk, sosyalizm, komünizm, enternasyonalizm maskesiyle cilalarsanızda yüzünüzdeki ırkçılığı, soykırımcılığı örtmeye yetmiyor.

Türk, Fars ve Arap solcusu, sosyalisti, komünisti geçinenlerin bütününe yakın kesimi Yahudi düşmanlığının yanı sıra Kürd düşmanlığınıda yapmayı politika edinmişler. Bu politika Türk, Arap ve Farsların devlet çıkarlarına olduğu açıktır. Türk, Arap ve Fars devletlerin çıkarını savunmak bunlara mı kalmış? Eğer solcu, sosyalist, komünist, enternasyonalist olsalardı İsrail’in egemenlik hakkını savunurlardı, Kürd milletinin bağımsızlık mücadelesini desteklerlerdi. Kendi devletlerinin anti-İsrail, anti-Kürd politikasına karşı tavır alırlardı. Fakat onlar mazlumun yanında değil, ırkçı, sömürgeci, faşist, cihatçı devlet ve örgütlerin hamiliğini yaptılar. Bugünde yapıyorlar.

Kılıfta hazır. “Anti-emperyalizm, anti-siyonizm.“ Sanki Saddam Hüseyin, İran Molla rejimi, Şam diktatörleri, cihatçı, çağdışı Hizbullah, Hamas, FKÖ çok ilericiymiş gibi bir algı oluşturulur. Sömürgeci devletlerin resmi görüşü olan bu politika solculuk, sosyalistlik, komünistlik, enternasyonalistlik olarak sunulur. Niteliklerine uygun bir politika. Irkçı, soykırımcı bir mantık. Neyse esas konuya dönelim. Gündemde olan konu İran Molla rejimidir. İster emperyalistler, ister İsrail, İran Molla rejimini tasfiye etsin bu demokrasiye büyük bir katkıdır. İran halklarının önünü açan bir girişimdir. Buna karşı çıkan halklar hapishanesi İran Molla rejimin suç ortaklarıdır. Bu da, böyle bilinmelidir.

Sorumuz açık ve nettir. Türk egemenlik sisteminin, İran Molla rejimin, Şam diktatörlerin uygulamalarını savunuyor musunuz? Savunuyorsanız tüm suçlarınada ortaksınız demektir. Burada soru şudur. Uzun, anlaşılmaz cümleler kurmayacağız. Basit anlaşılır bir iki cümle ile izah edelim. Savunmuyorsanız niye tasfiye edilmesine karşı duruyorsunuz o zaman? Türkiye, Suriye, İran ile başlayan ve biten sayısız sözde sosyalist, komünist parti kuruldu. Ağır bir bedelde ödendi. Fakat bir türlü istenilen elde edilemedi. Bize gelince bizde Kürdistan ile başlayan ve biten çok parti, örgüt kurduk. Mücadele ettik. Ağır bedellerde ödedik ama sömürgeci güçleri ülkemizde kovamadık. O zaman bırakalım Suriye, İran ve Türk sistemini kim tasfiye ediyorsa etsin. İsmi ister emperyalizm, ister ABD ve ister İsrail olsun karşısında mücadele ettiğimiz devlet sistemini tasfiye ediyorsa niye karşı çıkalım? Fakat burada acayip bir durum ortaya çıkıyor. Sizin ırkçı, bizim milliyetçi damarımız kabarıyor. Siz statükoyu savunuyorsunuz, yani sömürgeci sisteminizi, bize gelince değişmeyi savunuyoruz. Sizce burada kim gerici, kim ilerici olur? Akılı olun da. Karşınızda eski Kürd yok. Sizinle paylaşacak en ufak bir ortak bir paydamızda yok. Siz yolunuza, biz yolumuza. Ne zaman adam olursunuz bilmeyiz ama eğer adam olursanız kardeş olmayız ama hayırlı birer komşu oluruz belki. Ne dersiniz?

 

Bizim politikamız açık ve nettir. Kim Irak, Suriye, İran ve Türkiye sömürgeci sistemlerini değiştirmek, tasfiye etmek istiyorsa desteğimiz onlaradır. Sorun bu ceberut sistemlerin tasfiye olması değil midir? Yoksa istemiyor musunuz? Irkçı damarınız mı kabardı? Tasfiye olurlarsa kötü mü? Sonrası mı? Gerisine halk karar versin. Demokrasi mi kurmak istiyorlar, buna ne emperyalist güçler, ne ABD, ne de İsrail karşı çıkar. Eğer toplumda demokrasiyi inşa edecek aktörler yoksa emperyalistler, ABD veya İsrail ne yapsın? Suç onların mı? Onların yapmak istediği, Orta Doğu diktatörlerin tasfiyesidir. Halkın önünün açılmasıdır. Halk buna hazır değilse ne emperyalistlerin, ne ABD’nin, ne İsrail’in yapabileceği bir şey yoktur. Irak ve Suriye’de olan biten ortadadır. Saddam Hüseyin iktidarı tasfiye edildi ama onun yerine gelenler onu aratır durumda. ABD, İsrail ve Koalisyon Güçleri isteseydi Rusya ve İran’a rağmen Şam diktatörü Beşar Esad’ı çoktan indirirdi. Ama indirmediler. Çünkü yerine gelecekler ondan daha gerici ve tehlikelidirler. Bu nedenle demokrasi güçlerinin gelişmesi politika edinildi. Bu arada ilerici, çağa ayak uyan, dünya sistemi ile uyuşan seküler Kürdler desteklenildi. Koruma altına alındı. Yarın Şam diktatörüne karşı liberal bir Sünni Arap hareket gelişirse aynı destek onada verilir.

Esas konuya dönelim. ABD, İsrail ve Koalisyon Güçlerin İran’a saldırısı Kürd milletinin çıkarına olcaktır. Kürdistan’ın Doğusu’nun kurtuluşunu ve bağımsız Kürdistan’a bir adım daha yaklaşmasına vesile olacaktır. ABD’nin İran’a saldırısı gündeme gelmesi koşullarında Kürdistan’ın Doğusu’nun Kürd önderliğin izleyeceği politika tıpkı daha evvel Güney ve Güneybatı Kürd önderliğin Irak ve Suriye işgali döneminde izlediği politikanın bir benzeri olacağı kabul görülmektedir. Böylesi bir durumun ortaya çıkması Kürdistan’ın Güneyi ve Güneybatısı’nın mevzilerinin garantisi olacağı gibi Bağımsızlık ve Kürdlerin birliği biraz daha yakınlaşmış olacaktır. Bu gelişmeler ışığında Kürdistan’ın Kuzeyi’nin durumu ne olacaktır sorusu biz Kuzeyliler için önem kazanmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla Kürdistan’ın Kuzey parçası şu an denklemin dışında tutulduğu ve Türklerin insiyatifine bırakıldığıdır.

Bunu bir yerde normal karşılamak gerekir diye düşünüyoruz. ABD, İsrail ve Koalisyon Güçlerin İran’a saldırısında TC devletinin yardımına ihtiyacı vardır. En aşağı onu tarafsız bırakma politikası izlenilmektedir. Bu koşullarda Kuzey Kürdleri nasıl bir politika izlemelidir sorusu gündeme gelmektedir. Bu soruya verilecek cevap kısa ve uzun dönem açısında Kürd millet çıkarlarına uygun olmalıdır. Bize göre bu dönem Kuzey Kürdlerinin yapabileceği en doğru şey realiteye uygun ayakları yere basan bir politika izlemeleridir. Bu politika şöyle formüle edilirse sanırız pek yanlış olmaz. Örgütlenmek, kendi içinde birliğini sağlamak ve güç biriktirerek geleceğe hazırlanmaktır. Ama her halükarda ABD, İsrail ve Koalisyon Güçlerin İran’a saldırısı desteklenmelidir. Çünkü bu Kürdistan’ın bir parçasının daha kurtuluşunu sağlayacak ve bağımsızlığa giden yolu biraz daha yakınlaştıracaktır.

Bunlar olacak gelişmelerdir ve genel olarak düşünüldüğünde Kürd milletinin çıkarınadır. Bu aşamada Kuzey Kürdleri biraz daha zahmet çeksede buna katlanmak gerekir. Ve buna değer. Çünkü bu aynı zaman da Kuzeyin kurtuluş şartlarını hazırlayacaktır. Ve düşmana en büyük darbe de Kuzey Kürdistan’da vurulacaktır. Gelişmeler dikkatlice mercek altına alındığında şu gerçek karşımıza çıkmaktadır. Irak, Suriye, İran ve Türkiye haritadan silinecektir. Onların yerine şu an ki devlet sınırları içinde etnik ve mezhebe dayalı yeni devletler kurulacaktır. Gelişmelerin yönü bunu göstermektedir. Bu kaçınılmaz bir sondur.

Yazımızı bitirirken bir gerçeğin altını çizmek istiyoruz. Eskiden olduğu gibi dünyanın bu koşullarında ezilen, baskı altında olan, milli egemenliğine el konulan hiçbir millet sadece kendi öz güçleriyle bağımsızlığa ulaşamaz. Savaşır ama zafere ulaşamaz. Bunun örneği Kürdlerdir. Yüzyıllardır mücadele ettiler ama bir karış toprağı özgürleştiremediler. Ki ne zaman ABD bölgemize müdahale etti, sömürgecilerimize saldırdı Kürdlerin önü açıldı, ileri mevzilere ulaşıldı. Kürdistan’ın Güney ve Güneybatısı’nın kazanımları ortadadır. Bu süreç devam etmektedir. Sıra İran ve Türkiye’dedir. O parçalardada Kürdler kurtulacaktır. Buna iman etmek gerekir. Çünkü uluslararası sistemin çıkarıda bunu gerektiriyor. Her kurulan yeni bağımsız devlet uluslararası sistem için bir bayi görevi görür. Bu nedenle bağımsız Kürd devleti uluslararası sistem için zaruri ihtiyaç haline gelmiştir.

4 Mayıs 2019