“Giden gider kalan sağlar bizimdir” mi diyelim yoksa “Giden gider kalan salaklar da inşallah gider” mi diyelim doğrusu bilmiyorum. Aslında tarzım değil böyle argo sözcükler kullanmak, neticede kullandığım sözcükler sergilediğim bir tiyatro oyununun içinden oyun icabı geçmiyor ki  normalleşsin; yazdığım yazıların içinden geçiyor. Üzerinde türlü oyunlar oynanan ülkemin, seçilmiş kravatlı haydutlarının yaptıklarını yazarken içimden geçiyor ve düşüyor yazılarımın içine. Hoş, zaten hanım hanımcık yazılar yazma zamanı da değil. Belki de hanım hanımcık yazı yazmak da bana göre değil, şimdilik bunu bilmiyorum. Fakat size söz veriyorum zamanı gelince size şeker tadında yazılar yazacağım. Hadi abartayım, arıların bal toplamak için konacağı yazılar olacak! Şimdilik makaslanmamış yazılarımla ve zıvanadan çıkmış benle idare edin. N’olur şunu bilin ama; gidişatın içine arada bir sıvadığım sözcüklerim benden kaynaklı değil, tamamen düzenin içine zıçanlardan kaynaklı.

1C473B4D-783C-4CB8-B438-5FB46F4DD1BA

Yoğun aylardan günlerden saatlerden, hatta hatta saniyelerden sonra “Nihayetinde seçim bitti” demek isterdik ama “Nihayet bitti” diyemediğimiz bir seçimi geride bile bırakmadık. Maalesef yatıyoruz-kalkıyoruz seçim, yatıyoruz-kalkıyoruz karşımızda Ali İhsan Yavuz’un sevimsiz sufatı… Seçim sandıkta bitti bitmesine de, masada bir türlü bitmedi. Yenilgiyi kabul etmeyen taraf Erdoğan ve tayfası olunca tartışmanın bitmesi şurada dursun, her gün yeni bir tartışmaya da gebe. “Demokraside kazanmak da kaybetmek de olur” gibi bir söz ederken yüzü ekşiyen, moraran, ıkınan, gerilen AKP ve müttefiki MHP’lilerin verdiği aşırı dozda rahatsızlık 82 milyonu bıktırdı, usandırdı.

Kabul etseler de etmeseler de seçim sonuçlarından sonra Erdoğan ve AKP’sinin gezden, gözden, arpacıktan düşüşü herkes tarafından fark edildi. Haliyle Erdoğan’ın gidişini hayal edenlerin sayısında gözle görülür artışlar oldu. Şimdilerdeyse sessiz sessiz, kimi yerde sesli sesli “O gidince yerine kim gelecek” denmeye başlandı. Kimileri “Yeni parti kurulacak bölünecekler” diyor, kimileri “Miladı doldu ABD atacak” diyor… Ne olursa olsun sonuçta bu bela gidecek gibi görünüyor. İşte ben de “Gidecek ooo, gidiyooo gııı” diyenlerden biriyim ama benim de herkes gibi kaygılarım var.

Tamam gitsin, kimse baki kalmıyor ki o kalsın. O da gidecek, bunu biliyoruz fakat asıl konu şu: Recep gidince Emine, Bilal, Damat gidecek mi?  Ya Recep gidince Soylu, Bahçeli, Hulusi gidecek mi? Ya Erdoğan gidince Bülent, Burhan, Numan gidecek mi? Peki Recep Tayip Erdoğan gidince ihalecisi,  tecavüzcüsü, inek hırsızı, kurum hırsızı, kişi kayırıcısı, ümmeti, cemaatleri, saldıranı, saldırtanı, trolleri-troliçeleri, şusu, busu… Millete kan kusturanları da gidecek mi? Yandaş köşede tetikçilik yapan, katilleri azdıran yazarları, gizli gizli halkın mezarını kazan, ihaleleri kapan, sırtını dayadığı yağdanlık iş adamları, Güneydoğu’da halka işkence yapan jandarması-polisi, ülkeye doldurduğu radikal islamcı IŞİD’i ÖSO’su, şusu, busu da gidecek mi? “Şusu”, “busu” dediğim yerleri sizler doldurun…

O gidince saray üniversite mi olacak? Ejder suyunu halk mı içecek? Marmaris’te yaptırdığı yazlık sarayı yetimhane mi olacak? İşgal ettiği devletin mallarını halk mı kullanacak? Bir türlü doyuramadığı aile fertleri bir bir “Saltanatı bırakalım yeter mi” diyecek? Kolunda 50 bin dolarlık çantayla, devletin verdiği korumalarla harikalar diyarında dolaşan fıırtleydi “Yeter herif köşemize çekilelim, iyi yedik” mi diyecek? Damat “Kayınbabacığım ekonominin içine yeteri kadar ben zıçtım, sen sıvadın. Ben de çekiliyorum” mu diyecek? Kızı “Ayyy babişgoom vakıf işleri sıktı, ben de dinlencem biraz” mı diyecek? Oğlunun biri, “Aman babişşş, yeter gemicikler sen orada oturmasan da yüzecek duruma geldi hamdolsun, bırak gel başımıza” mı diyecek? Diğer oğlu, “Babacım babacım kutulardaki dolarlar Man Adası’na şu adasına burasına sığıştırdığım dolarlar, hisseler, senetler, çekler, akçeler, altınlar bana da torunlarına da hatta torunlarının torunlarına yeter. Ben de ok fırlatarak yaşayacağım, çekilelim” mi diyecek? Dünürleri, “Aman dünür canım dünür, bizi de ihya ettin. Var ol, sağ ol. Çekilelim biraz da başka dünürler sebeplensin” mi diyecek? Yoksa osursa alkışlayan birinci dereceden tayfası “Sayın çok kıymetli ayağını yıkayıp suyunu içtiğimiz Erdoğan Hazretleri, sizin attığınız yemler bizleri de ziyadesiyle doyurdu. Dünyalığımızı da ahretliğimizi de bir kenara koyduk çok şükür, biraz köşemize çekilim” mi diyecek? İnsan merak ediyor, o gidince siyasi ayağı da onunla gidecek mi yoksa yeni gelecek olanın yalakalığına soyunup; “Amannn mikimden aşağı Kasımpaşalı gitmiş, yenisine kul köle olur yaşar gideriz” mi diyecek?

Yağmurdan kaçarken doluya tutulan bir milletiz. Bunu çok kez yaşadık, biliyoruz ama şunu söyleyeyim; aman bu bir gitsin! Vallahi gitsin, bıktık çenesinden! Elden ayaktan düşmüş, dilden düşmemiş kaynana gibi car car konuşuyor. Bir de başımıza yağacak doluyu görelim istiyoruz. Vallahi başımıza biraz da dolu yağsın, n’olacakmış sanki? Biz alışığız kaynar kazanda haşlanırken taşlamaya. O bizi haşlarken biz de onu taşlarız, bunu taşladığımız gibi. Zaten adrenali seven milletiz, öyle sakin sakin, uygar ülke insanı gibi dertsiz tasasız yaşamak bizim neyimize?

Hepimiz biliyoruz, Menderes ailesi, Özal ailesi, Demirel ailesi, Erbakan ailesi, Türkeş Ailesi, Çiller Ailesi istemeye istemeye, ıhlaya ıhlaya gitti. Erdoğan Ailesi de eninde sonunda gidecek. Hoş, kendileri öldü Allahları var; giden aileler bunun ailesi gibi sevimsiz değildi. Bakın hala Ahmet Özal’ı sevimli bulanlarımız bile var. İşin özeti; Erdoğan Ailesi de gidecek lakin Hocası Erbakan’ın dediği gibi “Kanlı mı olacak, kansız mı” kestirmek zor. Umarım Hocasının dediği gibi “kanla” değil insan gibi tıpış tıpış gider. Kimsenin canını yakmadan, kardeşi kardeşe kırdırmadan, bölüp parçalamadan, çektirip gider.

Neyse, bunca olumsuzluğun içinde tek güzel şey şu: Bizden sonraki kuşak Recep’i görmeyecek, Tayyip’i duymayacak, Erdoğan’ı tanımayacak, Recep Tayip Erdoğan’ın gelmişini geçmişini, ettiğini zıçtığını tarih sayfalarından okuyacak. Kimi yardakçı Necip Fazıl’ı yazar gibi yazsa da, kurban olduğum teknoloji olanı biteni kayıt etmiş benliğine, dökecek önlerine. Kindar-dindar olmayanlar anlar, diğerleri çok da önemli değil. Onlar nasılsa her devir Ramazan’da “orucu ne bozar, ne bozmaz” araştırmasını yapıyor olacaklar…