1 Kasım seçiminde Erdoğan’ın milliyetçi, şoven, sosyal şoven, faşist ve mukaddesatçılarla Kürt düşmanlığı arasında kurmuş olduğu dengeyi devam ettirmesini gören, bu oyununu iyi kavrayan ve buna denk doğru bir hesap yapan HDP: Erdoğan’ın MHP ile kurmuş olduğu “cumhur ittifakı” diktatörlüğüne karşı CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ile oluşturulan “milli cephe” yapısı arasındaki çelişkiyi çok iyi kullandı.

 

617E64EB-BFED-43E2-A954-F9A0B4421859

 

Erdoğan ilk hezeyanını: demokrasi benim için amaç değil araçtır, bindiğim demokrasi treninden istasyona gelince atlarım diyerek sergiledi. Söz konusu “trenden atlama” hezeyanını sergiledikten bu yana tek amacı kendisinin tepesine tünediği şeriat harcı ile karılmış bir diktatörlük bozuntusu sistemini kurmak olmuştur. Bu amacına varmak için kendisi dindar, Makyavel’in seküler olmasına rağmen Makyavel’in “amaca ulaşmak için her şey mubahtır” dediği etik dışı bütün yöntemleri, acımasızca sonuna ve sapına kadar kullandı. Yeri geldi, Fethullah Gülen’in “her dediğini yapan”, yeri geldi gerçek düşmanı olduğu Kürtlere: ”Kürt sorunu vardır, o sorun benim sorunumdur, onu ben çözerim” diyerek “çözüm masası” kurarak, bazen “milli mutabakat”, bazen “çözüm süreci” diyerek Kürtlere sahte bir dostluk sergileyip, yanına çekmeye çalıştı. Amacına varamayınca kurmuş olduğu “milli mutabakat” dediği masayı devirip, “ ne çözümü, çözüm mözüm yoktur” diyerek her şeye son verdi. 7 Haziran seçimi öncesi Kürtlerin “seni başkan yaptırmayacağız” demesi üzerine yargılama sonucu devletin katlettiği açığa çıkan iki polisin katledilmesini gerekçe göstererek Kürtlere topyekün bir şekilde savaş açtı.

Kürtlere açmış olduğu savaş sayesinde, şovenizmi tırmandırıp, oylarını birkaç puan artırarak 1 Kasım’da “tekrar seçim” yaptırarak 7 Haziran’da kaybetmiş olduğu iktidarını tekrardan ele geçirdi. 7 Haziran’da Erdoğan’a iktidarını Kütler kaybettirmişti, 1Kasım’da Erdoğan’a iktidarı tekrardan milliyetçilik, şovenizm, faşizm ve gericilik kazandırdı. 1Kasım seçimi ile yeniden iktidar olan AKP, bütün milliyetçileri yanına çekmeyi başardı ve kendine “ulusalcı” diyen Ergenekoncu, Balyozcu subay ve general kesimi ile Kürt düşmanlığı, şoven ve sosyal şoven ideolojik temelli bir de konsept yarattı. Böylece asker, sivil, ırkçı, milliyetçi, şoven, faşist, dinci-mukaddesatçı gibi kozmopolit ideoloji temelinde birleşen kişi ve kümelerden oluşan bir konsept ve siyasi güruh yapısı oluşturuldu. Oluşan konseptin siyasi uzantısı olarak, siyasi arenada AKP ve MHP arasında “cumhur ittifakı” diye bir cephe yaratıldı. Buna karşı da CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi arasında da “milli cephe” diye bir yapılanma oluşturuldu.

1 Kasım seçiminde Erdoğan’ın milliyetçi, şoven, sosyal şoven, faşist ve mukaddesatçılarla Kürt düşmanlığı arasında kurmuş olduğu dengeyi devam ettirmesini gören, bu oyununu iyi kavrayan ve buna denk doğru bir hesap yapan HDP: Erdoğan’ın MHP ile kurmuş olduğu “cumhur ittifakı” diktatörlüğüne karşı CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ile oluşturulan “milli cephe” yapısı arasındaki çelişkiyi çok iyi kullandı.

HDP, Türkiye çapında oluşmuş olan bu siyaset denklemine karşın Erdoğan’ın yaratmış olduğu “Cumhur ittifakı” faşist olgusu paralelinde hem Kürt dinamizmini hem de “milli cephe” adına oluşturulmuş olan milliyetçi şoven ve sosyal şoven cepheyi Erdoğan diktatörlüğü karşısında durma noktasında bir seçim stratejisi belirledi. Bu seçim stratejisi, Erdoğan’ın 7 Haziran sonrası yarattığı ve 1 Kasım’da tekrardan iktidara geldiği konsept ve buna denk bir şekilde oluşmuş olan “cumhur ittifakını” kökünden sarstı ve sistemin bütün çivilerini yerinden oynattı. Söz konusu seçim stratejisi “cumhur ittifakını” öylesine yerinden sarstı ki; düne kadar ülke sınırları dışına asker çıkartma, Suriye’nin El Bab, Cerablus, Afrin gibi şehirlerini işgal etme, milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırma, Yenikapı ruhu gibi sahte ruhlar yaratma vb. gibi bütün konularda Erdoğan diktatörlüğüne yedek lastiklik, koltuk değnekliği yapan Kılıçdaroğlu’nun CHP’si Erdoğan AKP’si ile olan köprüleri bir daha onarılması zor bir tarzda attı. Aynı şey İyi Parti için de geçerli. MHP ile arası açılınca yerini doldurmaya hazır olduğunu söyleyen Meral Akşener, artık “Cumhur ittifakı” karşısında “milli ittifakı” ciddi bir şekilde savunur konuma geldi.

Erdoğan’ı üreten, ona o kişiliğini vermiş olan Saadet Partisi bu son zamana kadar İslam’ın ve Müslümanın kim ve nasıl olacağını 17 yıldır Erdoğan’a hatırlatmamıştı. Erdoğan Çamlıca tepesine 60 bin kişilik cami yaptırırken çıkıp, bunun bir israf olduğunu, şatafat ve israfın haram olduğunu, bunu yapanların günah işlediğini ancak Erdoğan 31 Mart seçimleri sonucu yıkıma doğru yol almaya başladığı zaman söyledi. Erdoğan’ın HDP’nin seçim stratejisini hayata uyarlamaya başladıktan ve “Cumhur ittifakının” çivilerini sökmeye başladıktan sonra Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu: şatafat ve israfın haram olduğunu, bir seferliğine de olsa Çamlıca tepesindeki camiye 60 bin kişiyi toplayamayacağını söyledi. İslam’ın namaz ve oruçtan ibaret olmadığını, yalan söylememek, haram yememek, hırsızlık yapmamak, iftira etmemek, zalim olmamak gerektiğini Erdoğan’a hatırlattı. Saadet Partisi Genel Başkanı sayın Karamollaoğlu, İslam’ın bu temel dersini Erdoğan’a ancak HDP’nin seçim stratejisinden ve bu strateji ile cumhur ittifakının çivilerinin sökülmeye başlamasından sonra verdi. HDP’nin seçim stratejisi, sadece Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu’nun değil İslam’ın iki yüzlülüğünü de ortaya koydu. Sayın Karamollaoğlu’nun 17 yıldır Erdoğan karşısında sessiz kalmasının nedeni: Saadet Partisi’nin, kurucu ve eski genel başkanı sayın Erbakan’ın: ”bu ülkeye şeriat gelmeye gelecek bu kesin, ama kanlı mı olsun kansız mı?” deyip fakat yapamadığı şeyi yani şeriatı Erdoğan’ın getirip, getiremeyeceğini sabırla ve sadakatle beklemesi olmuştur.

Bekledi baktı olmadı, olmuyor, olmayacağının da HDP’nin seçim stratejisi ile kanıtlanmasından sonra Erdoğan’a Müslümanlık dersi vermeye başladı. Bütün bu olup bitenler karşısında Erdoğan’ın karizması çizildi, kimyası bozuldu, tılsımlı kişiliği eridi, halk arasında “yavuz itin sonu uyuzluktur” denen konuma düştü. Erdoğan ve kankası Devlet Bahçeli seçim süresince mili cepheye zillet, illet cephesi demeye, onların kazanmasını beka sorunu olarak nitelemeye, kazandığı yerlere PKK’lilerin doluşacağı söz konusu belediyeyi PKK ve Kandil’in yöneteceğini söyleyerek korkunç hezeyanlar ürettiler. HDP’nin 31 Mart yerel yönetim seçimi için seçim stratejisini seçmene deklare ettikten ve bu strateji sonrası Erdoğan ve cumhur ittifakı seçimi kaybettikten sonra seçim süresince üretilmiş olan “ilet, zillet, beka” vb. gibi hezeyanların yerine Erdoğan: “demiri soğutma, kucaklaşma, 82 milyonla ittifak kurma” gibi hezeyanlar koymaya başladı. Erdoğan’ın kankası Bahçeli: Sayın Erdoğan’ın 82 milyonla “ittifakla” neyi kastettiğini bilmiyoruz, ama bizim cumhur ittifakımız AKP iledir diyerek tavır koyunca Erdoğan cumhur ittifakının bir “versiyonu” deyip, sağ elinin baş parmağını içe bükerek: tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak diyerek “teklemeye“ ve yeni hezeyanlar üretmeye başladı.

Halbuki; 31 Mart seçimi bir yerel seçim olmasına rağmen Erdoğan’ın kendisini seçimin tek seçeneği gibi lanse ederek seçime ya Erdoğan ya illet, zillet öğeleri “milli cephe” görünümü vererek ”tekler” üzerine kurmuş olduğu ucube diktatörlük yönetimi de tarihin çöplüğüne atıldı. Esasında 31 Mart seçiminde sadece Erdoğan’ın “tekler” üzerine inşa etmiş olduğu ucube diktatörlük tarihin çöplüğüne atılmadı, aynı zamanda Erdoğan ve Devlet Bahçeli tarafından “pazara kadar değil mezara kadar” ömür biçilmiş olan “cumhur ittifakı cephesi” de Erdoğan diktatörlüğü ile birlikte tarihin çöp sepetine atıldı. Evet HDP 31 Mart seçimleri ile birlikte o güne kadar yapılandırılmış olan Türkiye’nin siyaset dengesini toplumsal ilerleme lehine bozarak Türkiye siyasi arenasına yep yeni bir denge ve doku perspektifi koydu. Budan böyle Türkiye’ de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Özellikle HDP kâle alınmadan geleceğe yönelik tutarlı adımlar atılamayacaktır, ama HDP’nin yanlışlarını tamir edip, yeni bir perspektif belirlemesi yapana kadar. HDP batıda yapması gerekeni yapmış olsa bile, K. Kürdistan’da yapmaması gerekeni yapma konumuna düştü. Bu olumsuzluğun mutlaka ortadan kaldırılması gerekecek. Gelinen momentte Erdoğan diktatörlüğü ve cumhur cephesi hangi hezeyan yöntemlerine başvurursa vursun, HDP’yi eskiden olduğu gibi siyaseten tecrit konumuna itemez.

İtemez çünkü, Gezi Parkı dirilişinin HAYIR süreci ile boyutlanması, HDP’nin 31 Mart seçim stratejisi ile tetiklenmesinin yaratmış olduğu dipten gelen toplumsal dalga HDP’yi yükselişe cumhur cephesini inişe geçirdi. O nedenle önümüzdeki toplumsal ilerleme süreci HDP’ye kazanım üretirken cumhur cephesine irtifa kaybettirecektir. Bu kesin, ama HDP’nin kendini bu siyasi arenaya denk bir konumda dizayn edip edemeyeceği bu denli kesin gibi gözükmüyor. Nedeni ne olursa olsun yine de nedenini HDP’nin bulması gerekiyor. 31 Mart seçimi stratejisinde hiçbir partiden her hangi bir şey beklemeden, kimse ile pazarlık yapmadan yapıldığı gibi sürece denk yeni strateji, ona denk taktikler, yeni manevra alanları yaratma konusunda da aynı yöntemin izlenmesi gerekiyor. Hezeyanlar Erdoğan diktatörlüğü ve cumhur cephesini batmakta olduğu bataklığa daha çok batırırken, somut verilerle görüldüğü kadarı ile CHP’yi sarmış, dipten gelen toplumsal dalga HDP’yi de kuşatacağa benzer. HDP ve CHP her geçen gün daha da belirgin hale gelen toplumsal dalganın ayırdına varır, ona denk politikalar üretebilirlerse Erdoğan diktatörlüğünün yaratmakta olduğu hezeyanlarla Türkiye’yi sürüklenmekte olduğu felaketten kurtarabilirler.

Teslim TÖRE
27 Nisan 2019