Birçok konuda olduğu gibi Türkiye seçimleri ve Kürdlerin tavrının ne olması gerektiği meseleside yanlış bir temelde ele alınıyor. Peki doğru olan ne diye sorulabilinir. Bu konuyu defalarca yazdık ama bir kez daha izah etmeye çalışalım.



Kürdler bir millet. Ülkesi Kürdistan. Kürd/Kürdistan parçalanmış, dört sömürgeci tarafından paylaşılmış. İşgal edilmiş ve sonuç olarak sömürgeleştirilmiştir. Kürd millet egemenliği gasp edilmiştir. Bu koşullarda Kürdlerin görevi açık ve nettir. Millet olmadan doğan doğal hakkı olan bağımsızlık için mücadele etmesi, ülkesini işgalden kurtarması, milli egemenliğini eline alma görevi vardır. Kürdler yüzyıllardır bunun mücadelesini veriyor. İç ve dış koşulların uygun olmayışından dolayı büyük bedel vermelerine karşın hedefine ulaşamadı. Fakat mücadelenin peşinide bırakmış değildirler. 

Bugüne dek alehimizde gelişen olumsuz dış koşulları bir yana bırakılır sorun iç koşullar açısından irdelenirse görünen şudur ki özelikle uzun yıllardan beri Kürd politikasında korkunç bir sapma olduğu gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Millet olmadan doğan doğal haklarımızın mücadelesini değil, Kürdleri sömürgeleştiren ülkelerin demokrasi mücadelesi görev edinilmiştir. Bu görüş yeni değildir. Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nin yenilmesi sonrasında “Kürdistan’a Otonomi, Irak’a Demokrasi,“ hedefi konularak bağımsızlık rafa kaldırıldı. Bu hedef giderek Kürdistan’ın dört parçasında alıcı buldu. Fakat buna karşı çıkıp hedefi bağımsızlık olarak gören siyasal yapılarda ortaya çıktı. Bu tez özelikle Kürdisatan’ın Kuzeyi’nde savunuldu ve büyük bir yankı yapmasının yanı sıra bunu birde silahlı mücadele ile başarılacağı tezi eklenince halkta yankısını buldu. PKK bunu çok iyi değerlendirdi. Halktan büyük bir destek aldı. 

Fakat Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi, bağımsızlığı red etmesi ve bunun yerine “demokratik Türkiye“yi monte etmesiyle sekteye uğradı. O gün bugün Kürd hareketi rayından çıktı. “Ortak vatan,“ “halkların kardeşliği,“ “ortak yaşam,“ adı altında “Türkiyeleşme“ “barış süreçleri“yle halka kabul edilmeye çalışıldı. Bu bir yanılsamaydı ve tutmadı ama halkın pusulası şaştı. Bu arada genelde Kürdlere ve özelde PKK çevresine yoğun baskılar uygulandı. Katledilmeler, zindana atılmalar, sürgünler, şehirlerin yıkılmasına varan uygulamalar buna eşlik etti. Bir yılgınlık yaratıldı. Bu arada legal Kürd hareketi üzerinde devlet denetimi sağlandı. Bu durum, sorunun çözümünde kırılmalara neden oldu. Kürdlerin millet olmadan doğan doğal haklarının mücadelesi yerine “Türkiye demokrasisi,“ “Türkiye çıkarı,“ eksenli bir politika düzeyine indirildiği gerçeğiyle karşı karşıya kalındığı ibretle seyrediyoruz. 

Kuşkusuz bu birdenbire olmadı. Uzun süren bir çalışmanın sonunda boy gösterdi. Türk egemenlik sistemin bir projesiydi, birçok kırılmaya yol açtığı gibi şu anda bu uygulama yürürlüktedir. Kürd milli davası bir yana bırakılmış, var yok “Türkiye demokrasisi,“ “Türkiye çıkarı,“ endeksli politika izlenmektedir. Kürd potansiyeli bu uğurda eritilmeye çalışılmaktadır. Kürdler açısından hiçbir karşılığıda yoktur. Oysa ortada yoğun bir Kürd milli potansiyeli mevcuttur. Doğru bir siyasi önderlikle çok mevziler kazanabileceği gerçeğin yanı sıra Türkiye’yi çok zor duruma sokabilir. Fakat mevcut Kürd siyaseti tamda bunun tersi bir politika izlemektedir.

Bunun en bariz örneği izlenen seçim politikasıdır. Kitlesi ve oy potansiyeli Kürdlerden olmasına karşın yönetim sistemin kayyum politikasını uyguluyor. Kürdlerin Türkiye’den ayrılması politikası izlenmesi gerekirken Türkiye’ye yapışıp kalınıyor. Türkler, mevcut Kürd yönetim kadrosunu kapıdan kovsa paçadan girip sömürgeci Türk devletine “bu ülkede, bu devlete benim,“ deyip duruyor. Bu durum sadece HDP ile sınırlı değildir, bir bütün olarak legal Kürd oluşumlarını kapsıyor. Bu da, Kürdlere kayıp ettiriyor. Oysa tersi bir politika izlenirse Kürdler mevzi kazanmasının ötesinde Türk egemenlik sistem sahiplerine geri adım attırabilir. Yanı sıra uluslararası alanda ciddiye alınır. 

Burada sorulacak soru şudur: Peki Kürd siyaseti nasıl bir politika izlesin ki gelişmeler Kürdler lehinde olsun? Gayet basit. Birçok yazımızda bunu defalarca dile getirdik. Bizim durumumuzda olan milletlerin yaşadığı örnekler var. Bunların başında Bask ve İrlanda gelir. Bu ülkelerde merkezi devletin hem genel ve hemde yerel seçimlerine katılmalar olur. Güçleri oranında vekil ve yerel yönetim sorumlularınıda seçerler ama merkezi devletin meclisine gidip kral ve kraliçeye bağlılık yemini etmezler. Bunu kendilerini inkar ve ihanet olarak görürler. Ama bizde bunun tam tersi bir durum yaşanıyor. Yemin töreninde en çok yüksek sesle yemin eden Kürd vekiller olur. İşte sakatlık buradadır. Aslında seçilen vekiller TBMM’ni tanımıyoruz, Kürdistan’a dönse hem toplumumuzda karşılığı olur, hemde uluslararası arenada ciddiye alınır. Yapılmayan budur ve bu nedenle Kürdler kaybediyor. 

İşin realitesi bu olmasına karşın seçimlerde Türk egemenlik sistemin kanatları arasında süren iktidar kavgasının figuranı oluyoruz. Karşımıza bir kanatı alıyoruz, diğer kanadın peşine takılıyoruz. Bir bütün olarak tüm seçimleri tek tek inceleyin yaşanan durum budur. Kanatlar değişmez ama biz Kürdlere göre sürece göre bir kanat geriletilmeli, diğeri güçlendirilmeli. Yıllardır politikamız bu olagelmiştir. Son yerel seçimlerde de olan bu oldu. AKP-MHP blokuna karşı CHP-İyi Parti bloku veya SP adayı desteklenildi. Birilerine faşist denildi, diğerilerinin boynuna “demokrasi güçleri“ yaftası asıldı. Oysa demokrasi güçleri dedikleri blok bu devleti kuranların ardıları, ırkçı, tekçi, katliamcı, soykırımcı, faşist, sömürgeci gürühtür. İşin tuhafı bu gürühun kazanmasına Kürdler seviniyor. Çok acayip bir durum yaşanıyor. Bu mantıkla Kürdler hep kaybeder. Kazanan sömürgeci devlet olur. 

Bize göre HDP’in seçim politikasını oluşturanda Türk devlet aklıydı. Bu politika ile AKP geriletildi, CHP başta olmak üzere diğer düzen partilerine nefes aldırtıldı. Gerilen toplumun bu kesimi biraz rahatlatıldı. Olan biten budur. Ki bu iktidar değişiminede yol vermiyor. Bu politika AKP’yede kabul ettirildi. Yerel seçim değilde, genel seçim olsaydı AKP bu kadar sessiz kalmazdı. Zorla bile olsa seçimi kendi lehine çevirirdi. Daha evvel ki seçimlerde bu yapıldı ve bundan sonra bunu yapacaklardır. 

Türk egemenlik sistemi içinde oynanan bu oyunlarda Kürdlerin hanesine yazılacak bir şey yoktur. Bu nedenle Kürdler kendini bu handikaptan kurtarmalıdır. Bu da, yeni bir politika oluşmasını zorunlu kılıyor. Mevcut Kürd önderlikleriyle bunun yapma koşullu görünmüyor. HDP’nin kendini bu handikaptan kurtarmasının şartları yoktur. Diğer siyasi güçlerin zaten mevcut politika ve güçleri buna uygun değildir. Bu nedenle bu handikap daha uzun bir süre devam edecektir. Ki ABD’nin İran operasyonu sonrası Türkiye’ye müdahale etmesine kadar devam edeceği gerçeğini kabul etmek gerekir.

ABD’nin İran operasyonu sonrası Türkiye’ye müdahale etmesi koşullarında Kuzey hareketi değişmek zorundadır. Ki kimileri tarafından PKK alternatifi güçlere bu şans veriliyor. Bu, gerçeği ifade etmiyor. Çünkü PKK destekleyici Kürdler en politize olmuş yurtsever Kürdlerdir. Hemde militan kesimdir. İşte burada PKK yönetimi bir bütün olarak süreç politikasına uygun kendini dizayen etmese bile yine PKK’ye alternatif kendi içindeki güçler olacaktır. PKK bu potansiyele sahiptir. 

Bu sürece kadar Kürdistan’ın Kuzeyi’nde yapılacak tek şey kendi gücünü korumaktır. Bu baskı koşullarında artık bunun ne kadarını başarır tartışılan konudur. 


3 Nisan 2019