Siyasi hayatımın yarım asırdan fazla bir dilimi diktatörlere, diktatörlüklere karşı mücadele ve dolayısıyla onların tarihini inceleme süreci ile geçti. Söz konusu mücadele tarihinde, kendi öz düşmanını güçlü gösteren hiçbir diktatörü ne okudum, ne gördüm ve ne de işittim, Erdoğan’dan başka… Tabi ki, bu yöntem Erdoğan’ın gerçek bir diktatör değil bir diktatör bozuntusu olması özelliğinden de kaynaklanıyor olabilir. Olabilir çünkü hiçbir gerçek diktatör, bağımsız bir orduya, bağımsız bir ekonomiye sahip olmadan global dünyaya “hey, hey” çekip, “Türk tipi” bir diktatörlük ilan etmeye kalkmaz. Ya böyle yapmaz ya da Orta Asya cumhuriyetleri diktatörlerinin yaptığı gibi bağımlı oldukları Putin Rusya’sına, Erdoğan’ın AB ve ABD’ye “hey, hey” çektiği gibi efelenerek meydan okumazlar.

314B465E-A2FD-48D3-9BE2-D580516AE5B6

Günümüz dünyasında sadece Hitler, Mussolini gibi kendi ulusal ekonomik bağımsızlığı, bağımsız ordusu olan diktatörlükler yoktur. Putin Rusya’sı gibi kendi öz dinamizmine dayanan diktatörler ve Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan vb. gibi Putin diktatörünün gölgesinde diktatörlük yapan ülkeler de var. Ama onlar gölgesinde diktatörlük yaptıkları Rusya ve onun diktatörü Putin’e gayet saygılılar. Başka bir anlatımla ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar.Ama Erdoğan askeri bakımdan NATO’ya, ekonomik bakımdan AB ve ABD’ye bağımlı olmasına rağmen, ne yaptığını bilmez halde, hem onlara “hey heyler” çekiyor, hem de keyfine göre diktatörlüğünü sürdürmeye devam edebileceğini sanıyor. Yapmış ve yapmakta olduğu şapşallıklar Erdoğan’ın bu diktatör bozuntusu olması yapısal özelliğinden başka bir şey ifade etmeyebilir.

AB ve ABD’ye ekonomik bazda % 70’leri aşan ölçüde bağımlı olmasına rağmen, tam bağımsız bir ülkenin yöneticisiymiş gibi “hey heyler” çekiyor. Tarım sektörü dahil hiç bir sektörünün bağımsız olmamasına rağmen dili döndüğünce “yerli ve milli” kavramlarını durmadan tekrarlayan hatta bağımsızlık bir yana tarım sektörü tümden çökmüş durumda. Bu yapısı ile emperyalizmden ekonomik yıkım darbesi yiyince de “dış güç” diye onları suçluyor. Erdoğan aynı şaşkınlıkla 31 Mart yerel seçim arifesinde: muhalefeti Kandil yönetiyor, PKK yönetiyor diyerek can düşmanını hiç olmadık kadar güçlü gösteriyor. Bu yöntem siyaset biliminde olmadığı gibi kontranın strateji ve taktiklerinde de yoktur. Erdoğan ne yaptığını bilmez bir halde son derece anlamsız zik zaklar çizerek, diktatörlüğünü devam ettirmeye çalışıyor. Ama belirtmek gerekir ki bu böyle gitmez.

Yandaşın karşısına çıkıp, “yerli ve milli” düdüğünü öttürüyor, ekonomi yokuş aşağı inmeye başlayınca “dış güçler” yapıyor diyor. Peki bunun hangisi doğru? Ekonominin “yerli ve milli” olduğu mu doğru yoksa: kendisi ile oynayacağı kadar dış güçlerin kontrolünde olduğu mu doğru? Erdoğan bu şaşkın söylemlerle şaşkın bir toplum kesimi yarattı. Ama artık bu şaşkınlıkla diktatörlük sistemini daha ileriye taşıyamayacağı bes belli. Aynı şey Kandil ve PKK’nin muhalefeti denetlediği savı için de geçerli. Daha önceleri de: “PKK’yi ezdik, yok ettik” diye palavralar atıyorlardı. Ama söz konusu palavralar mevcut İçişleri Bakanı tarafından daha sık tekrarlanmaya başladı. “Kandil’i başlarına yıktık, kaçacak delik arıyorlar” vb. gibi palavraları yandaş karşısında defalarca tekrarladılar. Ama şimdi çıkmış, muhalefetin dört partisinin (CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, HDP) Kandil tarafından yönetildiğini aynı yandaşa günde defalarca tekrarlıyorlar.

Erdoğan gerçekten de toplumu bu denli alıklaştırdığına inanıyor da kedinin fare ile oynadığı gibi toplumla oynuyor mu yoksa artık kendisi yalan dolan gibi yöntemlerle madaralaşıp, kendi kendisi ile mi oyun oynuyor? Bunlar son derece korkunç paradokslar. Aklı başında bir siyasetçi bu kadar derin paradoksları bir araya getirerek aynı anda siyasi arenaya sunamaz. Toplum önüne defalarca çıkıp, ”etkisiz” hale getirdiğini söylediği Kandil ve PKK’yi 31 Mart yerel seçimine birkaç gün kala, muhalefetin tümünü yani toplumun yarısını yönetecek, denetleyecek, hatta “emrine sokacak” kadar güçlü olduğunu söylemek akıl izan kârı değil… Önce toplumun karşısına çıkıp: kolunu kanadını budadık, etkisiz hale getirdik dedikleri PKK ve Kandil’e sonra da ana muhalefet partisi CHP dahil Türkiye’nin dört muhalefet partisini bir araya getirip, denetleyerek Erdoğan ve diktatörlüğü karşısında bir “beka” sorunu haline getirildiğini iddia edecek kadar büyük bir paradoksu yönetmeye kalkıyor. Bu kadar olanaksız bir yalan bir yana söz konusu muhalefet partileri arasında HDP hariç diğerlerinin tümü en az Erdoğan’ın partisi AKP kadar PKK ve Kandil düşmanıdırlar. Erdoğan’ın PKK ve Kandil: ”muhalefeti yönetiyor” diyerek yaratmış olduğu paradoksla bu kadar ayrıları aynılar gibi göstermeye çalışması bile Erdoğan’ın ruh halinin normal insanların ruh hali olmadığını net olarak göstermeye yetiyor.

Erdoğan 17 yıllık iktidarı döneminde hiç sistem içi muhalefet görmedi. Ana muhalefet adına Kılıçdaroğlu CHP’si sürekli Erdoğan’a yedek lastiklik yaptı. Erdoğan kulağından tutup “Yenikapı”ya götürdüğü Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a bir “Yenikapı ruhu” yarattı. Dokunulmazlıkları kaldırma gereksinimi duydu, “anayasaya aykırı ama evet diyeceğim” diyerek Erdoğan’a istediğini armağan etti. Yurt dışına asker çıkartma konusunu, El Bab, Cerablus, Afrin’in işgal teskerelerini Kılıçdaroğlu’na çıkarttırdı. Kılıçdaroğlu ana muhalefet adına Erdoğan neye gereksinim duyduysa hepsini yaptı. Ama 31 Mart yerel seçimlerine gelince birden bire karşısına CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi’nden oluşan, üstelik de öncülüğünü CHP’nin Kılıçdaroğlu’nun başını çektiği bir muhalefet partileri platformu çıktı.

Erdoğan hala global ve liberal kapitalizmi kuran ve koruyan bir dünya oligarşisinin olduğunu ya bilmiyor ya da bilmek istemiyor. O nedenle ekonomik bunalımın da, oluşmuş olan muhalefetin de nedenini çözemiyor. Sistem içi muhalefeti olsa olsa Kandil ve PKK’nin oluşturduğunu düşünüyor. Ekonomik çöküşü ise “hesap sorarım” diyerek alakasız, gerçekten de hesap sorabileceği birileri yaptı sanıyor.

Kervandan kopan bir deve hiç deve görmemiş bir köyün merasına geçiyor. Köylüler bakıyor, hiçbir şeye benzetemiyorlar. O sıra köyde bir Bektaşi gezgin varmış, gidip onu getirip deveyi göstererek sormuşlar: Bektaşi bakıyor, o da hiç deve görmemiş. “İsmini duyup da görmediğim iki şey var: birisi Cami, diğeri hamam, olsa olsa bunlardan birisidir” demiş. Erdoğan da 17 yıldır hiç sistem içi muhalefet görmedi, şimdi birden görünce Bektaşi gibi “olsa olsa ikisinden biridir diyerek Kandil ya da PKK’dir diyerek tahmin yürütüyor. “Önemli bir neden yokken külotuma neden kirpi sokayım” esprisinde olduğu gibi Erdoğan önemli hiçbir neden yokken külotuna bir değil birçok kirpi soktu. Globalizmin, NATO’nun, AB’nin, ABD’nin, hatta Rusya’nın, S-400’lerin kirpilerini külotuna soktu. Şimdi tümü birden depreşince Erdoğan neyin nereden geldiğini şaşırmış vaziyette. “Olsa olsa ya Kandil ya PKK’dir” diyerek, akıl yürütüyor.

Türkiye borsasının sermayesinin %70’i AB ve ABD’nin olmasına rağmen AB ve ABD ile borsa kumarına oturuyor. Bu kumarı kazanma şansı var mı? Kazanma şansı hiç olamamasına rağmen oynamaya devam ediyor. Sıkışınca da “ben size gösteririm” diyerek kime olduğu belli olmayan, havaya içi boş tehditler savuruyor. Erdoğan nereden nasıl bir tokatın indiğinin fazlaca ayırdına varmadan, sistem içi muhalefetin Kandil ve PKK denetiminde borsa kumarındaki kayıpların “ben size gösteririm” dediği basit kesimlerden geldiğini sanarak büyük bir şaşkınlık içinde seçim kazanmaya çalışıyor.

Globalizm bir dünya sistemidir, bu yapısal özelliğinden dolayı da bu sistemin dünya çapında kurucu ve koruyucu oligarşik gücü vardır. Söz konusu güç Erdoğan’ın böylesine boş tehditler savurup, bertaraf edebileceği güç niteliğinde değildir. “Bu da nereden çıktı” dediği ve olsa olsa PKK ve Kandil oluşturmuştur dediği sistem içi muhalefet, girmiş olduğu borsa kumarı, NATO, S-400’ler vb. gibi bütün sorunlar Erdoğan’ın kendi eliyle külotuna sokmuş olduğu kirpilerdir. Sistem içi muhalefete ne dediğini, ne diyeceğini şaşırmış, ekonomik çöküş karşısında “size gösteririm” demekten başka çaresi kalmamış, AB ve ABD’nin tavırları karşısında şaşkına dönmüş konumunun hepsi külotuna sokmuş olduğu kirpilerin yaratmış olduğu şaşkınlıklardır. Bunların hepsini tekrardan külotundan sağ salim çıkartabilir mi? Belli değil. Belli olan bir şey var o da Erdoğan diktatörlüğünün yolun sonuna gelmiş olduğunu gösteren somut verilerdir. Bu verilerin en somut olanı: toplumun yarısından fazlasını oluşturan muhalefetin Kandil ve PKK tarafından yönetildiğini ağzına pelesenk ederek, her gittiği yerde tekrarlamasıdır.

Teslim TÖRE
27 Mart 2019