Beser Sahin: “Stranlar yüreğimizin dili, başımızın sevda yeli, ruhumuzdaki yaralardır”…

Yavuz Özcan

Eserlerini dinlediğimde yaşanmışları ve yaşanacakları olağanüstü sesiyle adeta yüreğimde hissettiğim Beser Şahin, ‘‘MARA‘‘ isimli albümüyle dinleyicisiyle buluştu.

Beser Şahin‘le 30 yıllık arkadaşlığımız boyunca defalarca oturup konuşmuşluğumuz olmasına karşın, her yeni buluşmamızda adeta Beser‘i yeni tanıyormuşum duygusuna kapılıyorum. Çünkü her yeni buluşmamızda sesini yeterince duyuramayan halkın ve bireyin haykırışına aracı oluyor.

img_7577

Halkın dilini, ezilenlerin konumunu olağanüstü güzellikte kullanan ender ozanlardan biridir Beser Sahin. Şahin doğayı, renkleri ve insanları diyalektik bağlamda muazzam bir ses yumağı içinde şarkıya dökmektedir.

Yaşamı, mücadeleyi ve ölümü müzik çemberinin sesli ve sessiz dönüşümü içerisinde vermektedir. Her kılamın sozünü uzun uğraşılar sonucu yazdığını söyleyen Şahin, görüşmemizde, “Yazacağım sözleri önce kafamda kurarım; sonra kağıda dökerim; bir süre demlendirir dinlendirir, bu zaman sürecinde eklemeler yaparım, fazlalıkları çıkarırım,’ diyor. Beser Şahin’in kılamlarında ses ağırlıklı motif azken, direniş motifleri öne çıkmaktadır.

Ben sordum, Beser Sahin sorularıma cevap verdi. Gazetecilik yaşamım boyunca böylesine keyifli birkac söyleşi yapmıştım. Röportaji okuyunca sanırım siz de bu değerlendirmeye katılacaksınız.

Beser Şahin´i kısaca tanıtmak isteseydiniz neler söylerdiniz ?

‘‘25. 03.1969 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuşum. 12 yaşıma kadar Sivas’ın Zara ilçesinin Kuru Köprü köyünde yaşadım.

Zara, kendine has bir güzelliğe ve coğrafik bir zenginliğe sahip bir yerdir. 12 yaşımdayken hayat koşullarından dolayı ailem İstanbul’a göç etti.‘‘

Beser Şahin bana 16 yaşında amatör olarak müzikle ilgilenmeye başladığını ve ilk çalışmalarına Türkçe sözlü Alevi deyişleri söylemekle başladığını söylerken, ilk albümünü 1990‘da “Bêrîwanê” adıyla piyasaya çıkaran Beser Şahin, daha sonra Mezopotamya Kültür Merkezi‘nin oluşumunda rol alarak, bu çalışmaların içinde bulundu ve Koma Çiya ile çalışmaya başladı.

İkinci albüm çalışması Koma Çiya’nın çıkardığı “Rozerin” ile olmus. Yaşadığı baskılardan dolayı o da her “fani” devrimci ozan gibi müzik yaşantısına Avrupa’da devam etmek zorunda kalmış. 1993 yılında üçüncü çalışması olan “Nurhaq” adlı albümünü çıkarmış.

Avrupa’da bireysel çalışmaları yanısıra, Koma Berxwedan içinde de yer alan sanatçının grup içinde 4 albümde solo ve vokal olarak yer almış.

Beser Şahin, Kürtlerin bu dünyada verdiği, vereceği mücadeleyi özümsemiş, bilincine çıkarmış bir ozan, gelecek güzel günlere inanan, zaman zaman süreçler acılar ve zulümlerle engellense de; Kürtlerin geleceği için verilen kavganın bitmeyeceğini seslendiren, umudu öne çıkaran, özgür bir dünya, özgür bir ülke için verilen kavganın bir parçası olduğunu söylersek abartı olur mu?
‘‘Teşekkür ederek başlayım bu güzel sözlerin için cevabıma. Ben edebiyat ve felsefe bilgisinin dışında; tarih, coğrafya, mitoloji bilgisi ile kendimi donanmaya çalışan mutevazi bir ozanım. Kılamlarımda bu bilgi birikimimi, Kürtlerin bu topraklarda, Mezopotamya’da yarattığı değerleri dile getiren, bir parçası olduğum Kürtlerinde tarihini, değerlerini görerek ama başka halkları dıştalamayarak bunların yasadıkları acıların gün yüzüne çıkmasında bir payım olursa ne mutlu bana.
-“Bestelerinizi yaparken nelere dikkat ediyorsunuz, kistas olarak neyi esas aliyorsunuz?‘‘

‘‘Bestelediğim, bestelemek istediğim kılamları, kavgalara sözlenen sevda’dan başlayarak hep özgürlük mücadelesinin tavında dövülmüş, onun özsuyuyla çelikleşmesini ve bu şarkı serüveninin ilk eşiklerinden başlayarak hep daha ileriye taşımak, her defasında tazelenen, büyüyüp çoğalan tutarlı bir çizginin yürütücüsü olmak istedim hep. Kavganın kollektif gücünün paramparça edilmesi, bu kıyamet günlerinde sesimizi çığlığa dönüştürme ve başka çığlıklarla buluşma arayış ve özleminin ifadesi olarak hep kılamları albümlerime işledim.

‘‘Kürtlerin mücaleci yanının tarihi boyunca yaşadığı acılar, çektiği zulüm karşısında derin, içten bir iç çekiş vardır şarkılarımızda. Fakat bu iç çekiş tarihsel süreçle karşılaştırıldığında Âşık Kerem’in iç çekişinden çok, Pir Sultan’ın iç çekişinin günümüz potasında eritilmiş biçimidir.


İç çekişi başkaldırıyla birlikte yoğuruyorsunuz gibi…

‘‘Kavga, tarih, duygu ve bilinç diyelim buna kısaca… Sıtran, tarihin her şeye rağmen umut ve direngenlikle yoğrulan yüzünden beslenir. Tarihin derinliklerindeki direngenlikle bugün ve gelecek arasında koparılamaz bir ilişki kurar. Tarihle kurulan bu ilişki, doğanın kendi iç diyalektiğiyle birleştirerek imgelere eklemek gerekir. Mitoloji de, destanlar ve efsaneler de, zulüm ve başkaldırı hikayeleri doğadaki imleri ile buluşarak sıtranların dokusunu oluşturur. Bu dokuyu, gelecek umudunu müjdelemekle birleşik olarak örmek gerekir. Ve her şeyden önce de güçlü bir tarih ve gelecek bilincinden beslenir. Ben de yapabildiğim kadarıyla kılama bilinçle yaklaşan kılamı güçlü lirizmin kaynağıyla vermeye çalışan biriyim dersek doğru olur.

Stranlar yüreğimizin dili, başımızın sevda yeli, ruhumuzdaki yaralardır…

Ozan Beser Şahin, yeni albümü MARA ile coğrafyamızdaki acıları, sevdaları yürek yakan acılarıyla o güzel sesiyle yorumlayarak dinleyicileriyle bulustu.

özellikle anlatı sanatlarının işlevlerinden başlıca biri de, insanı insana tanıtmaktır. Romanıyla, şiiriyle, oyunuyla yazın bir sanatcınin önce kendisini ve kendi toplumunun insanlarını başka insanlara anlatarak tanıtması demektir.

Tanımak, sevmenin ilk adımıdır. Tanımayınca birbirimizi sevmenin olanağı yoktur. MARA albümü de sevgiyi, sevdayı bir bütünüyle çetin mücadeleyi baskalarına ulaştırmayı hedeflemiştir.

Beser Şahin, sanatçının işlevini anlatırken, sanatçı çağının bütün sorumluluğunu taşıyan kişi olduğuna göre savaşa karşı ve barıştan yana oluşunu, yapıtları dışındaki eylemleriyle de göstermeli, bu konuda da görevini yerine getirmelidir diyor.

Sıtranlarını tanımlarken de sıtranlar yüreğimizin dili mücadelenin anlatımı, başımızın sevda yelidir. Anadır, bacıdır, kardeştir, gurbete gidip dönmeyen oğul, hasret çeken yavukludur, yanımızda düşen yoldaşımızdır; Anadır, kısacası Mezopotam‘yadır.
”İnsanların kılamları kendilerinden güzel”diyor.

Doğrusu kılamlar umuttur, hasrettir, vefadır, dostluktur ve yüreğimizde kıvrım kıvrım dolanan ince bir yoldur, sılaya uzanan gurbet ellerde. Dermandır dermansız kalanlara… Yüreğin gurbetinde büyüyen, özlemleri kor kor, demet demet sunan iki damla hasret çiçeğidir sıtranlar… Yüreğimizdeki sevgi kıpırtılarıdır, sevgi pınarlarıdır gürül gürül hasrete akan…

Beser Şahin, MARA albümünde yaşama sevincinden tutun da ölüm acısına kadar, vefayı, vefasızlığı, hasreti, sevgiyi, inancı, direnci, aşkı sıtranlarla dile getirmiş, sıtranlarla seslenmiştir. İçimizi, acımızı, sevdamızı sıtranlara dökmüştür, sıtranlarla bölüşmüştür bizi!…