İnsan özgür doğar; oysa her yerde zincire vurulmuştur. Falan kimse kendini başkalarının efendisi sanır ama böyle sanması onlardan daha da köle olmasına engel değildir.

 

Jean Jacques Rousseau

 

Türkiye’nin 30 kara, 7 demiryolu, 63 deniz ve 60 hava olmak üzere toplam 160 adet sınır kapısı vardır. 911 km uzunluğa sahip Türkiye-Suriye kara sınırında ise 3’ü demiryolu, 10’u kara olmak üzere toplam 13 sınır kapısı vardır. Türkiye-Suriye arasında, Şırnak hariç, tüm illerde sınır kapısı vardır. Sınır kapılarının 9’u daimi, 4’ü geçici olarak açılmış olup; bunlardan 10’u faal, 3’ü ise faal değildir.[2] Suriye’den Türkiye’ye iltica eden mülteci sayısı 3.642.738’dir. Bu sayının % 45,5’i, 0-18 yaş grubuna mensuptur. Bu sayının % 96’sı şehirlerde yaşamaktadır. Türkiye’nin kırsal alanında kalan Suriyeli oranı % 4’te kalmıştır. [3]

 

Küresel ölçekte 2000-2014 tarihleri arasında sınırları geçerken hayatını  kaybeden  insan sayısı 40.000’in üzerindedir. Ölenlerin büyük bölümü ya boğularak ya da donarak yaşamını yitirmiştir.

 

Ülkeler ve halklar arasında güvensizliği ve bölünmeyi artıran en önemli etken, üst düzey sınıfların güttüğü ve siyasal otoritenin uyguladığı meşruiyetten ve kendilerinin koyduğu hukuktan yoksun politikalardır. Bu politikalar, yoksul ile zengini birbirinden ayırdığı gibi, karşılıklı ülke halklarında belirgin bir güven erozyonunu yaratılmasına zemin hazırlamıştır.  Güvenlik duygusu zayıflarsa, dışa kapalılık ve saplantı durumu hastalık halini alır. Bu da küresel ekonomide çevre/merkez ülke ilişkilerinde çevre ülkenin aleyhine sonuçlar doğurur. Neoliberal yönetimlerde ulus devletin altını oymak için gelişmiş, kapitalist merkez ülkelerin yaptırımlarına meşruiyet kazandırır.  Neoliberal çağında globalizm, uluslararası tekelci sermayenin dünya çapında dolaşımında tüm engellerin kaldırılmasına yönelik bir ideolojidir. Bu ideoloji, yeni sömürge tipi ülkelerde ekonomiden tutun da siyaset ve askeri açıdan tam bir hegemonya kurmasına ve giderek ulus devlet kavramını kabile devletine dönüştürmesine neden olur.

 

Neoliberalizm bir yerde ulus devletin adeta altını oymaktadır.[4] Uluslararası sermaye şirket yöneticileri dışında hiçbir karar tanımayan, devleti şirket, yöneticileri patron olarak addeden bir sistem, elbette ulus devleti aşındıracaktır. 

 

Otorite Zafiyeti

 

Kapitalist sistem özünde birbiriyle bağlantılı birçok çelişkiyi içermektedir. Bunlar egemen ve ezilen ulus milletçiliği, özel mülkiyetin korunması, sınıflar arasında giderilmesi mümkün olmayan kaynak dağılımındaki adaletsizlik, emek-sermaye çelişkisi ve benzeri konular içermektedir.  Bu çelişkilerin belirginleştiği toplumlarda bu yetmiyormuş gibi halkları birbirinden ayıran beton, çelik dikenli ve jiletli duvarlardır.  Bu duvarlar, zayıflamış ve erozyona uğramış siyasal otoritenin dışa yansıması olarak kabul edilebilir.

 

Devlet egemenliğinin tartışmaya konu süreçte duvarlar inşa edilmeye başlanmıştır. Yasal açıdan özgür, meşru ve laik görünen toplumlarda saldırı bahanesiyle yapılan bu duvarlar, bir yandan yerel hukuk ile uluslararası hukuku askıya alınarak inşa edilmiştir. Erozyona uğramış otoritenin inşa edilmesindeki başarısızlık yetmiyormuş gibi bir yandan kendi egemenliği altındaki halklara yönelik kin ve nefretin doğmasına yönelik uygulamalar ile  yaratılan  yabancı düşmanlığı algısını körüklemekten öteye gidememektedir. Bu duvarlar yetmezmiş gibi başka ulus devlet topraklarının içindegüvenli bölgede ısrar edilmesinin en önemli nedeni zayıflayan otoritenin itirafıdır. Duvarların yükselmesi, egemenlik zafiyetinin yarattığı güvenlik kaygısının yansımasıdır. Diğer bir ifadeyle güvenlik kaygısını bir yaşam tarzı haline getirdikten sonra güvenlik sağlanabilir. Hiçbir siyasi otorite ülkesi içinde ve sınır ötesinde yaşayan etnik gruplara şiddet  uygulamadan duvar inşa etmemiştir. Bu söylem Türkiye tipi çevre ülkeler için geçerlidir.  Hatay’dan  Kilis’e, Kilis’ten Antep’e,  Antep’ten Urfa’ya, Urfa’dan  Mardin’e, Mardin’den Irak sınırına varınca kadar örülen ve yüksekliği 3ile 5 metre arasında yükselen bu beton yapılar, Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında emperyalist ülkeler tarafından çizilen suni sınırlarla zaten halklar ve akrabalar birbirinden tamamen koparılmıştı.  Sınırlar önceki hükümetler tarafından iki ülke arasında binlerce kişinin ölümüne sebebiyet veren  600.000 mayınla  döşenmişti. Bugünkü otorite de bu bölünmeyi tamamen perçinlemiştir. Bir yandan İttihat ve Terakki zihniyetinin getirdiği korku, bölünme ve fetih ideolojisinin korkulu rüyası olan küçülme endişesiyle ırkçı, ayırımcı ve tahakküm politikaları yaşadığımız 21. yüzyıla rağmen egemen sınıfların ilkel ve zulüm  politikası durmaksızın devam etmektedir. Mülteci geçişlerini engellemek için yükseltilenutanç duvarlar farklı bir konu olması itibariyle daha sonraki bir yazı dizininde irdelenebilir.

 

Türkiye’nin ördüğü duvarlar, güvenlik zafiyeti dışında ayrıca başka problemleri de beraberinde getirmiştir. Günümüzde milyarlarca lira harcanarak Suriye sınırına örülen 911kilometre uzunluğundaki duvar, ekonomik, sosyal, politik ve diplomatik çıkmazları da beraberinde getirmiştir. Duvar bir bakıma “tecrit”tir. Hem ülke halklarını ve hem de devletin kendisini komşuları ile olan tüm ilişkileri ve bağları koparmak için hazırlanan bir zemindir.  Komşuları ile sıfır sorun vadeden siyasi otorite bugün sıfır komşu yaratmıştır.Türkiye, ördüğü duvarların içine hapsolmuştur.Türkiye’nin komşuları ve uluslararası toplumla olan ilişkileri bozulmaya başladığı zaman duvar örme sorunu  gündeme gelmiştir. Öte yandan aynı siyasi otorite Suriye’de emperyalizmin başlattığı kargaşa ve müdahale ile oluşan mülteci sorununu  koz olarak kullanmaya başlamıştır. Türkiye mülteci sorununu yerel anlamda iyi niyet, insan hakları, hümanizm gibi yaklaşımlarla her zaman AB’den bununla ilgili maddi yardım almış ve pazarlık masasından düşürülmemiştir. Bunca mülteci sorunu ister istemez Avrupa ülkelerinde yabancılara karşı olan korkuların tetiklenmesine neden olmuştur. Öte yandan bu kozun kullanılması gerek ülke içinde ve gerekse AB ülkelerinde, ırkçılık, radikal milliyetçilik ve diğer unsurların tetikleyicisi olmuştur. Bu nedenle geçişleri engellemek için de AB ülkeleri, kendi komşuları ile ve Türkiye sınırındaki Yunanistan ve Bulgaristan’ı da harekete geçirerek dikenli ve jiletli çelik duvarlar örmeye başlamıştır. 

 

Ahmet Davutoğlu,  Dışişleri  Bakanlığı döneminde  “komşularla sıfır sorun” politikası ilkesinden hareketle Suriye sınırını kaldıracağını vadetmişti. 13 Ekim 2009 tarihinde yandaş basın “Suriye ile aramızda bariyerler kaldırıldı” manşetini çarşaf çarşaf seriyordu.  Bu gazetelerden biri “Türkiye-Suriye arasında vizeden sonra hava sınırı da kalkıyor. Karar, yıl sonunda uygulanmaya başlayacak. Türkiye ile Suriye arasındaki uçuşlar iç hatlar gibi olacak” müjdesini vermişti. Sonra ne oldu. Sıfır sorun, nitelik değiştirerek sıfır komşu ilkesine evrildi. Ülkede muhalefet olmadığından bu siyasi maskaralığa ses çıkartılmadı. Mevcut basın ve yayın kuruluşları ile muhalif medya ve radyolar, peş peşe kapatılınca bu gerçek halktan tamamen gizlendi. Türkiye’nin bu politikası aklımıza İsrail’in Filistin halkını tecrit etmeye yönelik 700 kilometrelik beton duvarı getiriyor. Eğer duvarın inşa nedeni terör örgütü olarak gösteriliyorsa, terörün, duvarı engel olarak göremeyeceğini siyasi otorite çok iyi biliyor. Türkiye tarafına atılacak herhangi bir rokete, duvarın engel olamayacağı aşikardır. 

 

Suriye ile aramızda örülen bu duvar, dünyanın en uzun üçüncü duvarı unvanını da elinde bulunduruyor.

 

Türkiye ile Suriye arasında örülen duvar, dünyada örülen diğer duvarlarla ortak özelliği vardır. Bu da korkudur.  Bu korku çağımızda birer utanç duvarı olmaktan öteye gidememektedir. 1999 yılında yıkılan 46 km. uzunluğundaki Berlin Duvarına “utanç duvarı” diyen ülkeler, bugün kendileri utanç duvarı inşa etmektedir. Günümüzdeki duvarların utanç duvarı diye anılmasının en büyük nedeni de hiç şüphesiz ki korku temeline dayalı inşa edilmesi,  insanları, halkları ve akrabaları birbirinden ayırması, tecrit ve ötekileştirmesinden dolayıdır.  Bu duvarda göze çarpan önemli özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

 

 15 metre yüksekliğinde, 5 katlı 22 adet kulekol birlikte inşa edilmiştir.
 Kulekollar, roket saldırılarına dayanıklı malzemeden ve 5 parçadan oluşmaktadır.
 Kulekolların döşeme yapısal çelik sistemiyle tasarlanmıştır.
 Sınır boyunda 59 adet sınır kapısı inşa edilmiştir. 
 Sınır boyu 3,5 metre yüksekliğinde ve 2 metre genişliğinde 7 tonluk seyyar bloklarla örülmüştür.
 Duvarların üzeri dikenli ve jiletli çelik tellerle örülmüştür.
 Belirli aralıklarla balistik kapılar yapılmıştır. Bu kapılar roket saldırılarına dayanıklıdır.
 Duvarların bitişiğinde araç yolu yapılmıştır.
 200 kilometresi valilikler, geriye kalanlar TOKİ tarafından yapılmıştır.
 1 yılda 300.000 adet taşınabilir blok inşa edilmiştir. [5]
 911 kilometre boyunca inşa edilen bu duvarların maliyeti hakkında her ne kadar mantıklı bir açıklama yapılmadıysa milyarlarca liraya mal olan duvarın bedeli dar gelirli, işçi, memur, esnaf ve köylünün omuzlarına bindirilmiştir.

 

Son olarak, Elif Görgülü’nün  dediği gibi, İşgallerin, savaşların, siyasi operasyonların, baskının utancından payına düşeni almakta hiç geri kalmayan AKP Hükümeti duvar utancını es geçecek değildi elbet. 


‘Nedense’ Kürtlerin yaşadığı sınıra düştü ‘bizim’ duvarın temeli. Utancı sadece hükümette sanılmasın. Duvara karşı kendini en çok siper eden sadece Kürtler olduğu sürece o utanç, ne sınır ne duvar tanıyan güneş tarafından her sabah doğudaki duvarın gölgesinden alınacak ve her akşam batının vicdanına bırakacaktır…  Güneş vicdanlarda batmaya devam edecektir. [6]

 

Kapitalist sistemin neoliberalist uygulamasında terör, sığınmacılık, kaçakçılık, yoksulluk,  etnisite, dinsel gruplar, hırsızlık vb. gibi bahanelerle dünyanın  küresel ölçekte duvarlarla örülmesi, bir insanlık utancıdır. Birkaç küresel tekelci çapulcu uğruna insanları halkları, akrabalarıbirbirinden ayırmak, sefalete sürüklemek, tecrit etmek bir insanlık utancıdır. Bu utanca çevre ülke yöneticilerinin de aynı ayıba bilerek ya da bilmeyerek ortak olmasının meşru gösterilebilecek bir durumu olmasa gerekir. Mağdur ülke halklarının ve ezilen işçilerin birleşerek bu utancı durdurmasının yolu anti-emperyalist ve sınıfsal mücadeleden geçmektedir.

 

Selam ve sevgiyle…

 

——————————-

[2] http://ggm.gtb.gov.tr/gumruk-idareleri/hudut-kapilari

[3] Türkiye’deki Suriyeli Sayısı Mart 2019, Mülteciler Derneği (18 Mart 2019)

[4] Yükselen duvarlar, parçalanan egemenlikler, Mezopatamya24 haber.com (15 Şubat 2017)

[5] Suriye sınırına 564 km’lik duvar örüldü, Boomberg.com. haberler (9 Haziran 2018)

[6] Utancın sınırları, Elif Görgülü, Evrensel.net (20 Ekim 2013)