Mazlum, Agit, Zekiye, Rahşan, Ronahi, Berivan, Sema, Yekta, Abdullah ve Eneslerden son direniş şehitlerimiz Zülküf, Uğur, Zehra ve Aten’e dek tüm Kahramanlık Haftası şehitlerini saygı ve minnetle anıyoruz. Büyük bedeller verilerek yürütülen bir mücadele sürecini yaşıyoruz ve her şey tamamen kahramanlık çizgisinde gelişiyor.

Kahramanlık, yiğitlik gibi kavramlar dünyanın belli bir kesimi için bir şey ifade etmeyebilir fakat baskı ve zulümle karşılaşanlar için bu kavramlar tarih boyunca motivasyon kaynağı olmuştur.

Kapitalist dünyada en büyük kahraman en çok para kazanandır. Kendini ve aileni ekonomik güvenceye aldın mı kahramansındır! Sadece kendini düşün yeter, başka türlü kahramanlıklara kalkışmak enayiliktir! İşte bu zihniyet sayesinde toplum-kırım geniş bir uygulama alanına kavuşmuştur. Fakat meydan tümden boş değildir. Hele ki Ortadoğu ve Kürdistan’da!

Üstelik eski ölçüleri yerle bir eden bir yiğitlik türü gelişmektedir. 21. Yy’a damgasını vuran yiğitlik ölçüleri bilinçlenen ve direnen kadın öncülüğünde şekil almıştır. Bu sayede artık yiğitlik meydanını maddi veya kaba güçle dolduran eril aklın yerini “özgür ruh” almaya başlamıştır.

Yiğitlerin büyük bilgesine göre “yiğit dediğin halkını zafere taşımayı bilendir!” Bu tanım, başarıdan başka her şeyi haram sayan bir tarz üzerinde yoğunlaşmayı gerektirir. 21-28 Mart Kahramanlık Haftası tam da bu anlayışın yani halkını zafere taşımayı bilen tarzın ifadesi olarak anlam kazanmıştır.

Bu tanım sadece başarıya kilitlenmiş olanlara değil yiğitlerin yolunda olup da çeşitli zorlanmaları yaşayanlara da seslenir. Destansı bir seslenişle şöyle denilebilir: Ey yiğitlerin yolundaki yolcu! Ağlama yiğitlerin arkasından layık olmadım diye. Düştüğün yerde kalkıp yürümesini bil yeter! Duracak zaman değil!

En zor anında bile durmak nedir bilmeyen bir akıştır yiğitlik. Tüm ömrünce sadece uluslararası korsanlık eyleminin gerçekleştiği gün olan 15 Şubat 1999’da sadece bir saat duran ama durmayı kabul etmeyip o en zorlu ana bile bilgece cevap veren akıştaki yiğitliğin tarihte bir eşi bulunmamaktadır. Bu anlamda Heval Ali Haydar Kaytan’ın bir şiirine “Akış Sevinci” adını vermesi ne kadar da anlamlıdır; akış halinde olmak sürekli bir arayıştır, yaşamın ve özgürlüğe yürüyüşün belirtisidir. Kaynağında bitimsiz bir umut ve inanç vardır. Bu nedenledir ki durmak nedir bilmeyen Önderliksel akış, en utanılası bir halk gerçekliğinden -işbirlikçi ve hainleri bol olmasına rağmen- yiğitçe direnen bir halk gerçekliğini yaratmıştır.

Şimdi şehitlerimizden ve onların direniş çizgisinde yürüyen açlık grevindeki tüm yiğitlerden aldığımız moralle bir kez daha yiğitlik felsefesine yönelirsek, umut ve inançla yaşayan herkesin yiğitliğinden bahsedebilir ve diyebiliriz ki yiğitlik en çok da ana cevap olabilmekle ilgilidir.

Ana cevap olanların yaşamlarıyla yazdıkları kahramanlık destanında hep yeni başlangıçlar olsa da bir son sayfa ve bir son cümle de hep vardır. Yeni destanlar o son sayfayla hatta o son cümleyle başlar. Her günü, her anı böyle karşılamak, yaşama ve ölüme her an hazır olmak anlamına gelir. Çünkü:

Yiğit dediğin her zaman savaşa hazır olur. Kapısına dayandığında onu karşılayacak gücü olur. Çıkıp giderken gözü arkada kalmaz. Kükreyen dalgaları sakinleştiren yüreğinden tereddüt esintileri geçmez.

Ejderha alevlerinde yıkanmış değil, kaplanların sırtına binip gelmiş değil, yiğitliği insan olmaktan, insanlıktan gelir, sadece insanlıktan!

Yiğit dediğin ne dağları omuzlayandır ne denizleri yarandır. Hayır! O kadar kolay değil, yiğit dediğin kendisini taşımayı bilendir!

Bir gün dağlardan yaylalara kanat açan kartalın gözüdür, bir gün küçücük dereden geçmeye çalışan karıncanın köprüsüdür. Nerede olması gerekiyorsa oraya cisminden önce vardığı halde namının gölgesine sığınmayandır.

Yiğit dediğin yaptıklarına değil yapacaklarına göz dikendir. Olmaz denileni olur kılan, olanı yok saymayandır. Ne kadar yiğit olursa olsun, toprağa düşenlerin yiğitliğini kuşanandır; kendini değil onları yiğit sayandır.

Ne yazık ki kuğular en güzel şarkılarını en güzel sesleriyle ölmeden hemen önce söylerler; papatyalar en güzel kokularını koparıldıktan sonra saçarlar ve kelebekler en güzel renklerini güvenli yuvalarından çıktıktan sonra alırlar. Yaşarken kıymetini bilmek de yiğitliktendir.

Yiğit yaşıyla değil yaptıklarıyla anılır. Yaptıklarını, anılmak için yapmaz, karşılık beklemez. Ne kadar yiğit olursa olsun büyüklenmez. Bir gün kahramanlık payesiyle gururlananların diğer gün ihanet halkasını boyunlarına geçirdiklerine tanık olmuştur. Yiğitliğini övenlere bile der ki: “Sonunda belli olur… Sonunda!”

26/03/2019

Nurettin Demirtaş