31 Mart 2019’da yapılacak olan yerel seçim, yapısı gereği sistemde herhangi bir değişime yol açması beklenen bir seçim niteliği taşımıyor. Yapısal olarak böyle bir içerik taşısa bile nitelik olarak beklenenden çok ama çok farklı bir gelişmeye neden olacaktır. Öyle ki; Erdoğan’ın oluşturduğu diktatörlük bozuntusu yapının ya daha da pekişip, derinleşip, onlarca yıl daha devam edecek bir nitelik kazanması ya da bir daha toparlanamayacak ölçüde gübre yığını gibi dağılıp, başka bir söylemle saman alevi gibi parlayıp, bir daha yanamayacak düzlemde sonuna kadar sönecektir.

Erdoğan, 31 Mart seçiminden güçlenerek çıkarsa: diktatörlüğünü daha da azdırarak, onlarca yıl daha devam ettireceğine kuşku yoktur. Erdoğan, İstanbul, Ankara, Adana, Bursa, Antalya vb. gibi büyük şehirlerde eski egemenliğini devam ettirebilirse: “Türk tipi” dediği tek adam diktatörlük yönetimini katlayarak idame ettirmemesi için hiçbir neden yoktur. Yoktur çünkü sağ elinin baş parmağı sakat gibi sürekli içe katlı olarak, “tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet” diyerek, bu sloganlarına yerel seçim nedeni ile ilave etmiş olduğu “beka” kavramını da ekleyerek zaten yepyeni bir diktatörlük süreci portresi çiziyor.

Türkiye’nin 81 ilinin de başkan adayı kendisiymiş gibi yandaş basının seçim reklamlarında, bütün illerin belediye başkan adayının yerine Erdoğan’ın resimleri asılı. Erdoğan zaten yaratmış olduğu bu siyasi arena ile mevcut yerel yönetimler seçimini yerel yöneticiler arası bir seçim olmaktan çok, Erdoğan ile Erdoğan arası bir seçim haline getirdi. Yani söz konusu seçimi Erdoğan kazanırsa Erdoğan diktatörlüğü kalıcılaşacak, Erdoğan kaybederse Erdoğan diktatörlüğü ile birlikte gübre yığını gibi dağılacak, diğer bir anlatımla, saman alevi gibi sönümlenip gidecektir. Demek istenen: 31 Mart yerel seçiminin kazananı da kaybedeni de Erdoğan olacaktır. Kazanınca, halklar kaybedecek, Erdoğan diktatörlüğü kazanacaktır, kaybedince belki tümü ile halklar kazanamayacak, fakat Erdoğan kaybettiği için halklar kazanmış olacaktır. Peki Erdoğan kaybedince Erdoğan’ı ne gibi sürprizler bekliyor olacaktır?

Erdoğan yerel seçim nedeni ile bütün Türkiye illerine belediye başkan adaları yerine astırmış olduğu kendi resmi ile birlikte kaybederse: Erdoğan’ın “yeni parti” vb. gibi bekledikleri hariç hiç beklemediği sürprizler de kendisini bekliyor olacaktır. Erdoğan; Ankara, İstanbul, Adana, Bursa, Hatay vb. gibi büyük şehirleri kaybederse diktatörlüğü de bu boyutta güç ve enerji kaybeder. Erdoğan diktatörlüğü 31 Mart yerel seçiminde büyük şehirleri kaybederse sadece yenik düşmüş olmaz, diktatörlüğünü de kaybetmiş olur. Erdoğan’ın yürütmekte olduğu diktatörlük, Hitler ya da Mussolini gibi diktatörlerin sadece kendi ideolojik egemenliği üzerine inşa edilmiş hegemonyaya dayalı bir ideolojik diktatörlük değil. Topluma yönelik din bezirganlığı, dini siyasete alet etmek, yalana, dolana, sahtekarlığa, iftiraya dayalı, uyduruk, sahte bir ideolojiyi temel alan hav iplikle bağlı bir ideoloji, bu ideoloji ile yaratılmış olan liyakat dışı kadrolaşma, yarı şeriat, yarı modern, ama hiçbiri de olmayan, tek kişinin emri ile işleyen ucube bir hukuk sitemi, adaletin yerine konmuş bir zorbalık sistemi…

Bütün bunlarla birlikte emir komuta zinciri parçalanmış, emir komuta mekanizması pörsütülüp, gereksiz hale getirilerek sadece Erdoğan’la anlaşan Ergenekoncu, Balyozcu generallerin, Erdoğan diktatörlüğünün yandaşı haline getirmiş oldukları, ihtilaflı konseptle yönetilen, yönlendirilen bir ordu var. Erdoğan Suriye ile ilgili politikasında sadece kendi dış politikasını yıpratmadı, etkisiz hale getirip, paçavralaştırmadı, aynı zamanda Erdoğan’ın konsept denen ordu mekanizmasını da son derece pervasızca kullanarak, onu da içinden çıkamayacağı bir bataklığa sürükledi. O nedenle Erdoğan 31Mart seçiminden ne kadar yenik ve güç kaybederek çıkarsa bazı generallerin konsept adına Erdoğan’ın kuyruğuna takmış oldukları konsept de bozulacak ve dağılacaktır. Bunun Erdoğan için bir sürpriz olması mümkündür. Erdoğan yanına almış oldukları generalleri şimdiye kadar FETÖcülükle korkutarak, Kürtleri düşman olarak göstererek yanında tutmaya çalıştı. O nedenle hemen hemen her gün ordu içerisinde FETÖ operasyonları yapılarak, HDP’nin büroları basılarak kişiliksiz generallerin oluşturduğu konsept Erdoğan tarafından çekip çevriliyor.

Erdoğan konsepti böylesine Erdoğan tarafından hoyratça kullanılarak, varlığı ile yokluğu anlamsız hale getirilirken, ordu içerisinde yepyeni bir konseptin altyapısı, başını eski genel kurmay başkanı, İlker Başbuğ’un çektiği emekli belki bir kısmı da muvazzaf bir grup general tarafından yaratılmaya çalışılıyor. Çalışıldığı kesin ama yaratılmaya çalışılan yeni konseptin Erdoğan’la hiçbir ilişkisinin olmayacağı da kesin. Çünkü başını İlker Başbuğ’un çektiği konsept çalışmaları, geçmişi Mustafa Kemal’in bir mirası gibi kurgulanan, bir asırdan önceki projeye dayandırılıyor. Aslında söz konusu proje APO’nun yol haritasında da yer almıştı, ama üzerinde durulup, tartışılmadı. APO da söz konusu projeyi Kürtleri en azından üç parçada da olsa bir araya getirmeye yönelik olduğu için belli bir statünün tanınması bakımından olumlu buluyordu.

Ortadoğu’nun üç ülkesi, Suriye, Türkiye, Irak arasına İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin koymuş oldukları yapay sınırların bozulmuş olması esasında tarihi bir fırsat yaratmıştı. Bu tarihi fırsatı en iyi kollayacak olan ülke Türkiye idi. Yapamadı, Kürtlerle olan bin yıllık tarihi beraberliğini dostluğa dönüştürüp, Irak ve Suriye Kürtleri ile sağlıklı ilişkiler kurup geliştirmek yerine düşmanlık ilişkileri kurup, onu derinleştirdi. İlker Başbuğ’un Mustafa Kemal’in mirası olarak lanse etmekte olduğu Kürtlere yönelik politikanın ideolojik alt yapısını örerken hiç olmazsa şimdilik “misakı milli” sınırlarının Suriyeli Kürtler ve Musul, Kerkük arasına konarak üç parça arasında Kürleri birleştirecek konuma yönelik bir perspektife hizmet ediyor. Söz konusu perspektif henüz bir taslak halinde bile değil, fakat bir taslağa dönüştürme çabaları var ve çaba içinde olanlarda boş kişiler değil. Boş kişilikler olmadıkları gibi boş bir çaba içinde de değiller. Ama her şeye rağmen gerçekleşip, gerçekleşmeyeceği konusunda bir kesinlik yoktur. Buna rağmen, Erdoğan 31 Mart seçiminden kazanarak da çıksa kaybederek de çıksa böyle bir konseptin bir sürpriz olarak Erdoğan’ı beklemekte olduğunu belirtebilirim.

Ekonomik çöküş Erdoğan diktatörlüğüne büyük darbe vurdu. Erdoğan’ın yanlış dış politikası Erdoğan yönetimini Rusya ile ABD gibi iki süper güç arasında içinden çıkamayacağı bir girdaba soktu. Erdoğan’ın içine girmiş olduğu bu girdap, ABD’ye, Trump’ın deyimi ile Türkiye’nin ekonomisini “mahfetme” fırsatı verdi. ABD eline geçmiş olan bu fırsatı kullanırsa Türkiye ekonomisinin iyice dibe vuracağına kuşku yoktur. Böyle olsa da olmasa da mevcut konsept bu haliyle bile dibe vurmuş, devam etme olanağını kaybetmiş ya yok olma ya da değişmek durumuna gelmiştir. Değişme durumu söz konusu olunca devreye İlker Başbuğ’ un hazırlamakta olduğu konseptin gireceğine kuşku yok. Böylesi bir konsept oluşursa Erdoğan’a yandaş değil takoz oluşturacak bir nitelik kazanır. Kazanmasa bile Erdoğan’ın dilediği gibi kedinin fare ile oynadığı gibi oynayamayacağı bir konsept haline gelir.

Peki Erdoğan seçimi kaybederse başka ne gibi sürprizlerle karşılaşır? Karşılaşacağı ilk ve en önemli sürpriz Putin sürprizi olacaktır. Çünkü Putin Erdoğan’ın diktatörlüğüne çok güvenmiş kalıcılığına inanmıştı. Beklenmedik bir şekilde çökünce Putin en hızlı bir şekilde çark etmeye başlayacaktır.Çünkü Erdoğan kaybedince S-400 anlaşması, atom santralleri sözleşmeleri vb. gibi Erdoğan’la yapmış olduğu bütün anlaşmalar tehlikeye düşecektir. El Bab, Cerablus, Afrin gibi Erdoğan’a peşkeş çekmiş olduğu Suriye topraklarını derhal terk etmesi için Erdoğan’a baskı yapacaktır. ABD’nin eline ise Erdoğan’ın aleyhine kullanacağı çok önemli sürpriz kozlar geçecektir. AB zaten şimdiden Erdoğan Türkiye’sini yanına itmek için hem İngiltere’ye hem de Erdoğan Türkiye’sine ayar vermeye başladı bile. İçeride ise bir yenilgi haline Erdoğan’ı bekleyen en önemlis sürpriz erken seçim olacaktır. Seçim yenilgisi Erdoğan’ın mevcut durumunu temelden sarsar, geleceğe yönelik bütün planlarını suya düşürür. Bu durumda Erdoğan ya: seçim meçim yok evli evine köylü köyüne der açık diktatörlük ilan eder ya da okkanın altına girmeyi yeğler. Birincisini yapmaya ne iç dinamik ne de dış dinamik bakımından olanak yok, o nedenle birinci şansını kaybediyor. Geriye okkanın altına girmek kalıyor. Zorunlu olarak onu yeğleyecek. Erken seçime belki kurulma ihtimali olan “yeni parti” ile belki de mevcut partilerle gidilebilir. Nasıl girilirse girilsin, Türkiye’nin geleceğini bir federasyonun beklediği aşikar gibi.

Emperyalizmin “ılımlı İslam” teorisi iflas ettiğine göre bundan böyle ne İslam Dünyasına Türkiye’den bir lider aramaları ne de söz konusu lider eliyle “yeşil sermayeyi” globalizme entegre etmeyi düşünmeleri gerekmiyor. O nedenle gelecekte koalisyonlu bir Türkiye emperyalizm tarafından da olumlu karşılanacaktır. Türkiye’de halk iktidarı olmadan gerçek demokrasi olmaz, ancak belki bu pusuda bekleyen nedenlerle burjuva demokrasisinin kırıntılarının olabileceği bir ortam da doğabilir.

Teslim TÖRE

16 Mart 2019