Ben hep gazetecilik, sessizlerin sesi, mağdurların savunucusu, kamu yararının yılmaz bekçisi olsun; bağımsızlığından ödün vermesin; çıkar gruplarına aracılık etmesin; gerçekleri deforme etmeden aktaran, her konuya ve herkese eleştirel yaklaşan bir güç olsun istedim. Ben hep gazetecilik kazansın istedim.Ama görüyoruz ki böyle olmuyor.Son günlerde basınında insanında ses çıkaramadığı çıkarmak istemediği daha berak bir şekilde görüyoruz….

Türkiyede dillere destan bir İçişleri Bakanı var. Mübarek ağzını açtığı anda, Anayasa’dan ceza yasalarına, ahlakî-vicdanî-insanî değerlerden siyasal etiğe kadar, her şeyi ayakları altında çiğneyen bir zatı şahane. Kişi olarak hiç kayde değer biri olmadığı gibi,insan borsasından da her hangi bir kıymeti harbiyesi yok, sadece ruh sağlığından derin kuşkuya düşüp kendisine acıyabilinir veya başkalarınada bulaşmasın diye karantina altına alınabilir bir tedbir gerektiğine inanmalısınız o kadar. Ama bu zat öyle sıradan biri değil hazretlerinin İçişleri Bakanı, bu zat asayiş ağının başında bulunuyor, “devletin şiddet ölçeğinin vatandaşa tekabül etmesine” hükmediyor.

Emniyete, Jandarmaya, Sahil güvenlik, nüfus ve vatandaşlık işleri, pasaport, sürücü ehliyeti, kimlik kartı, hepsi ona bağlı. O her bireyin varlığı ve kaderiyle oynayabilecek güçte bir zat. Ve bu zat her o mübarek ağzını açışta suç işliyor Saray’dan mı, ağar derin devletten mi geldiğini bilemediğimiz bir güçle etrafa saldırıyor ve yakıp yıkıyor.

Vatandaşlarını ülkesinden kovan bir cumhurbaşkanının olduğu yerde böyle bir içişleri bakanının mübah olduğunu söylüyenler olabilir elbetteki.

Cumhurbaşkanı sıfatı da taşıyan reisi 20 milyonu aşkın kişiye“ Defolun, gidin!” diyor. Namusu ve şerefi üzerine ettiği yeminine rağmen, HDP’nin bütün üyelerini ve seçmenlerini terörist ve hain ilân edebiliyor.

Vatandaşlıktan çıkartmanın ve sınır dışı etmenin bile yasası, yargısı, prosedürü vardır. Kaldı ki, “defol, git” değil, “defol, gidin” denmiş, yani bir kişi değil bir halk tümden hedef alınmıştır.

Erdoğan’ın seçim meydanlarındaki hepsi birbirinden vahim söylemlerini kanıksamış olanlar, pişkinlikle, aldırmazlıkla kabul edenler duymazlıktan gelebilir, önemsemeyebilirler. Ancak, bu “defol, gidin” sözü insanlık suçudur da. Bugün HDP’liye, Kürde söyleniyorsa yarın Reis’in canını sıkan herkese söylenebilecektir bu söz bu böyle biline.