Nihayet siyasetçi erkeklerimizin dört gözle beklediği kadınlar haftasına top yekün paaat küüüt girdik. Seçim arifesinde olmamız sebebiyle öyle böyle girmedik tam bir şölen havasında bol reklamlı sıfır kârla girdik. 

 

EB96550F-8E05-42FF-AEAD-93B59667ED40

Kimler girmedi utanmadan arlanmadan 8 martta kimler kimler. Kadını parmaklayan polis, alkışlayan devletin en üstündekiler, hamile kadınları doğumuna birkaç gün varken içeri atan yargı, karısını öldüren katil kocaları aklayan hakimler, kuran kurslarında kız çocuklarına taciz eden hacı hocalar, sokakta mini etek giyen kızlara tekme sallayan saldırganı serbest bırakan adalet, Kürt kadın vekillere ağza alınmayacak sözler eden vekiller ağzı bozuk bakanlar, KHK, FETÖ vs…. bahanesiyle yüzlerce kadını işinden eden devletin hükumeti, aylardır haklarını arayan flormar işçisi kadınları duymazdan gelen patronlar, koltuğa oturmak için kadınları köleleri gibi kapı kapı dolaştıran erkek siyasetçiler, “üç çocuk doğurun” diye bas bas bağıran büyükbaş, hepsi bi güzel ezilen yok sayılan kadınlardan önce sırıtarak “bizim kadınlarımız” diyerek edebiyatı yaparak arsızca girdiler 8 Marta…
Öyle ki “9 Mart olsa da erkeklerin gövde gösterisinden kurtulsak” dediğimiz gün oldu 8 Mart. Sevgililer günü havası verip emekçi kadınların gününün katledildiği gün haline getirenler bal gibi de biliyor “Emekçi Kadınlar Günü” olduğunu. “Emekçi” sözcüğünden ürkmelerinden olsa gerek bir tek pencereden bakıp sadece kocasından şiddet gören kadınların anıldığı gün gibi algılanmasını sağlamaya çalışıyorlar, bilgiden yoksun bazıları da sıradan bir gün gibi kutlayıp geçiyor. Neleri es geçmemizi, nelerin görmezden gelinmesini istediklerini uzun uzadıya yazmaya kalksam sayfalar yetmez, birkaç başlıkla vermek gerekirse.  Kadınların yoluna taş dizen devlet erkanının kınandığı, kadının fikrine düşüncelerine gem vuranların lanetlendiği, erkek dayanışmasına kurban giden kadınların adının okunduğu, tacize tecavüze zulme şiddete haksızlığa uğrayan kadınların sesinin toplu halde çıktığı, her dilden her telden her inançtan her düşünceden kadının birleşip “erkek egemenliğine yeter” dediği gün olarak algılanmasından diyelim kısaca.
Beyni paslı makine gibi “gııırç gıırrç” çalışan, aklı kendine yar olmayan erkeklerle beyni “tıkır tıkır” çalışan aklı kendine yar kadınların savaşı elbette hiç bitmeyecek. Hele de kadını “yok” sayma savaşında erkeklerin kullandıkları silahları bıyıklı devlet yasal olarak veriyorsa bu savaş en şiddetli şekilde devam edecek. Bıyık şekilleri şeriatta doğru kaydıkça verilen silahların modeli de değişecek. Sadece öldürmeyen süründüren silahlar erkeklerin iki dudağının arasından arka arkaya sıkılacak. Dengesiz yaratıkların ağzından fırlatılan yasal olmayan sözcükler devletin desteğiyle her geçen gün çoğalarak devam ediyor.  İpini koparan badem bıyıklı çember sakallı hacı hocaların cehalet damlayan sözlerini ve kadınların yaşamını zindan etmek için seferber oluşlarını badem bıyıklı devlet ellerini ovuşturarak seyrediyor.
Erkek devletin erkekleri kişisel çıkarları gereği  “cennet” “cehennem” korkusuyla sindirdikleri kadınların üzerinde her türlü oyunu oynuyorlar.  Maalesef din simsarlarının elline düşmüş milyonlarca kadının verdiği zarar sadece kendilerine değil, koca bir ulusun geleceği karanlığa gömülüyor. Badem bıyıklı devlet yanına aldığı göstermelik kadınları da vitrine koyarak sözde kadınlarla birlikte yol aldığını göstermeye çalışıyor fakat başaramıyor. Bu göstermelik vitrin süslerinden biri devletin eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, vakıflarda çocuklara tecavüz eden sapıklara alkış tutup, “Bi kereden bir şey olmaz” diyecek kadar kadınlıktan insanlıktan çıkabiliyor. Bu açıklamasıyla bizlerinde aklına ister istemez kendisi o iğrenç olayı yaşamış tecavüzcüsünü affetmiş diye de düşünmek kalıyor. Diğer bir vitrin süsü de  AKP’li Özlem Zengin, tacizci polisin ayıbını saklayıp, “Telaşın verdiği yanlış hareket” diyebiliyor. Hadi ona da yeri gelmişken soralım, “sizi telaşın verdiği yanlış hareketten dolayı kaç kişi ….parmakladı” Tövbe yarabbi dilim varmadı yazamadım,  benim kendisine yazmadığımı o hemcinsine yapılmasına reva görüyor. Sapıklara sahip çıkan onların avukatlığına soyunan keşke sadece bu iki kadın olsaydı ama değil, devletin vitrini süs dolu süslü dolu. Son yıllarda kırmızı karıncalar gibi çoğaldılar, önü alınmaz bir cehaletin içine çekildi bu kadınlar, ne acı artık bir çoğu diplomalı, aldıkları eğitimi eğitmenleri de sorgulamalı da kimi kime soralım. Kınarken kadını yok sayan erkeği ayrıca kınayalım cinsiyetinin hakkını vermeyen sürüyle böyle kadınları. Siyasete atılan tüm kadınlara sözümü olsun, allasen erkek gibi kadın olmayın, kadın gibi kadın olun kadın olun acık.
İnancım gereği camiye hiç gitmedim fakat işim gereği gözlemlemek için sık sık camiye de gittim, her gidişimde dehşete düştüm. Cehenneme gitmekten korkan kadınların nasıl paniklediğini, erkeklerin onların zaaflarını bildikleri için o kadınları nasıl emirlerinin altına alındığını kötü emellerine alet ettiklerini görüp başka bir gezegende olduğumu sanmıştım. Yaşadıkları dünya ile hiçbir bağları kalmamış diğer tarafa harıl harıl hazırlanan kadınlar, diğer dünyaya yaptıkları hazırlığı tiyatroya koymak isterim. Yaşadığı her saniye günah işleyeceğini düşünüp bir an evvel ölmek isteyen kadınlarla yaptığım sohbetlerden küçük bir bölüm sunmak isterim. Yaşı atmışların da bir teyzenin dilinden dökülenler, elbet birgün kitaplarımda oyunlarımda hayat bulacak gözlemlediğim o anlar onlarla geçen sohbetlerim dökülecek benden dışarı. Adı bende kalsın teyzelerden biri: “Kızım Allah biz kadınları sınıyor, erkekler kötü oldukları için bize eziyet etmiyor, Allah cennetine alacağı kullarına bu dünyada eziyet çektiriyor, erkekler Allah’ın emrini uyguluyor, o dünyaya sınavı kazananlar gidecek, erkekler bizi diğer tarafa hazırlıyor. Gençken cahildim kocam beni dövdüğünde küfür ettiğinde kızardım isyan ederdim, şimdi şimdi hata ettiğimi anladım iyi ki beni dövdü diye boşanmamışım bende ona vurmamışım yoksa günaha girer mişim”  demişti. Ne diyeceğimi bilmediğim anlardan bir andı o kadınları dinlediğim anlar.
Bir metre uzağını göremeyen bu kadınların oy verdiği zart-ı muhterem, “Ey CHP istesen de istemesen de biz uzaya çıkacağız” diyor hava boşluğuna hava atıyor olsada, sonunda ne mi olacak, “uzaya götüreceğim” diye kandırdığı bu kadınları öte dünyaya götürecek kendisi de onlar sayesinde sürdüğü sefa ile gidecek yanlarına. Cehaletin içinde yok olmaya mahkûm kadınların yetiştirdiği çocukları düşünün. Bu dünya da açlığı zulmü yok sayılmayı kendisine verilmiş ödül sayan annenin yetiştirdiği çocuklar ülkenin yönetiminde söz sahibi olacak, yavaş yavaş olmaya da başladı. Sosyalim demokratım partiler ellerinde karanfil sokaklarda önlerine çıkan bu kadınlara karanfil verip sağır biri ile konuşur gibi uzaydan inmiş edasıyla yanlarına yaklaşıp birkaç saniye sonra yanından geçip giderken, göremezken arka sokaklarda ki kuytu mahallelerde ki bu kadınları, onlara ulaşmanın yolunu aramazken birbirleri ile didişirken, “Cin Recep” bu kadınları bulup içlerine girdi ve esir aldı onları. Anlayacağınız bu kadınların içine üç harfli kaçtı, bu kadınlarımızın içinden üç harfli “RTE” cini nasıl çıkar bilmem, bir uzmana sormak lazım.
Mart ayında her yeri mosmor görünse de, 8 marttan 8 marta hatırlansa da, 12 ay her yerdeydi oysa kadınlar.  Gerek yerlerde yarı çıplak, gerek kıyafetiyle, gerek başörtülü, gerek başı açık, kimi uzun etekle kimi kot pantolonuyla sürüldü yerlerde. Kimi cezaevi aracında çekti doğum sancısını, kimi tarlalarda, kimi çöp konteynerin da aradı akşam ekmeğini, kimi dağılan pazarda yerlere atılan sebzeleri çöpçüden önce topladı. Kimi adliye koridorların da saatlerce bekledi olmayan adaleti, kimi adaleti parti rozeti takınca buldu. Kimi kadın çift diplomalı evladına iş bulamadı bunalıma girdi. Kimimizin “Kim bu kadın” dediği Merve Kavakçı diplomalı diplomasız yedi sülalesini devletin işine yerleştirdi. Kimi kadın işinden atıldı kimi kadınların en fırlaması AKP li Fatma Betül Sayan işten atılanların yerine aile fertlerini atadı.

Orkestralar eşliğinde çalınan müziğin havasına kendimizi kaptırıp şakkada şukada oynayarak kutlasak da 8 Martı, ne ülkemizde ne dünyada unutmamak lazım asıl emekçi kadınlarımızın gerçeklerini. Unutmamak lazım Gülten Kışanak gibi faşizme boyun eğmemiş gerek zindanlarda gerek dışarıda başı dik onurlu kadınları. Unutmamak lazım bir yılda öldürülen sahip çıkılmamış 440 kadını. Unutmamak lazım patronundan parasını almaya giden ve patronu tarafından tecavüze uğrayıp yirminci kattan atılan Şule Çet’i ve emeğinin karşılığını alamayan tüm emekçi kadınları. Unutmamak lazım evde dışarıda hayatın tüm dallarında onca zorluğa engellemelere rağmen var olma savaşı veren tüm kadınları. Unutmamak lazım kızına tecavüz eden babayı iyi halden tahliye eden hakimi. Unutmamak lazım emekçi kadınların bu günün temelini attığı 1857 yılını. Ve unutmamak lazım ABD de  dokuma fabrikasında  çalışan, emeklerinin karşılığını alamadıkları için greve giden ve daha sonra  polisin saldırısıyla fabrikaya kilitlenip  çıkan yangında 129 kadının yandığını.  Koklayalım 8 Martın üzerine sinmiş dumanın kokusunu.