Şam yönetiminin, İdlib’e yönelik kapsamlı harekat için ordu ve milis güçleriyle birlikte hazırlıklarını sürdürürken olası İdlib saldırısıyla birlikte yabancı militanların ne olacağıda yeniden gündeme geldi. Çok sayıda vatandaşı İdlib’deki radikal gruplar içinde bulunan bazı devletlerin Suriye’ye dolaylı olarak destek vereceği belirtiliyor. Özelliklede Çin Şamdaki Büyük Elçiliği aracıyla hem açıklamalar yaptı hemde Suriye devlet yetkililerine destek sözü verdiği  basınada kısmen yansıdı. Yine aynı şekilde Suriyeye İdlib operasyonu için tahaütlerde bulunan Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan devletlerininde İdlibde  bulunan radikal gruplar içindeki vatandaşlarının geri dömmemesi için Rusya ile de anlaştıklarını ve dolaylı olarak operasyona destek verecekleri belirtilmektedir. 

Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan’dan IŞİD’e ve diğer radikal gruplara katılanların sayısının 12 bin ile 14 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Bunların büyük bir çoğunluğunu Özbekistan vatandaşları ve Kırgızistan’daki Özbek azınlık oluşturuyor.

Bu konuda Uluslararası Kriz Grubu (ICG),uzun araştırmalar sonucu hazırladığı rapora göre, Orta Asya’dan IŞİD ve diğer radikal gruplara katılanların tek bir profili olduğunu söylemek mümkün olmadığını, bütün meslekler ve toplumsal kesimlerden bu radikal islamcı örgütlere katılım olduğunun tespit edildiğini belirtiliyor. Rapor uzun araştırmalar,basında çıkan çok sayıda haber ve Çin devlet yetkililerinin açıklamalarının toplandığı adeta bir belgesel niteliğinde, Yukarda ismini belirttiğim  ülkelerden radikal gruplara giden herkesin örgüte savaşmak için gittiği de söylemeyeceğinin, bir kısmı dinlerini daha rahat yaşayacakları bir hayat kurabilecekleri umuduyla Suriye ve Irak’a doğru yola çıktıklarını ve radikal grupların saflarına katılan ve ihtiyacı olan ailelere eğitim, çocuk yardımı ve diğer sosyal yardımları sağlaması, fakir ailelerin evlerini terk ederek bu grupların yönetimi altında olan topraklara gitmesinin önemli bir nedeni yapılan araştırmalarda ortaya çıktığını belirtiyor.

Uluslararası Kriz Grubu (ICG), Orta Asya’dan IŞİD ve diğer radikal gruplara katılımla ilgili hazırladığı raporda, radikal islamcı örgütlere katılanların ülkelerini terk etme sebeplerini şöyle sıralamış: Etnik ya da dini sebeplerle ayrımcılığa uğradıklarını ve dışlandıklarını hissetmeleri; sosyoekonomik yetersizlikler; kendi ülkelerdeki seküler hükümetlere karşı duyulan öfke; dinden başka dertlerini anlatabilecekleri bir siyasi ifade biçiminin mevcut olmaması.

ICG’nin raporu, Kırgızistan vatandaşı Özbeklerin radikal islamcı gruplara katılımını anlamak için, 2010 yılında Kırgızistan’ın güneyinde Kırgızlar ve Özbekler arasında yaşanan ve çoğunluğunu Özbeklerin oluşturduğu 400 kişinin ölümüyle sonuçlanan çatışmaların hatırlanması gerektiğinin altını çiziyor.

Radikal gruplara nasıl katılıyorlar?

Bu konuda çalışan araştırmacılara göre,  Orta Asya ülkelerinden radikal gruplara katılım süreci genellikle buralardaki camilerde ve küçük cemaat toplantılarında başlıyor. Ancak Suriye ve Irak’a gidenlerin bir kısmı, göçmen olarak çalıştıkları ülkelerde, bir başka kısmı ise dini eğitim için gittikleri Mısır, Suudi Arabistan ve Bangladeş gibi ülkelerde var olan ağlar üzerinden bu gruplara katılmış. Rusya’da düşük maaşlarla ve genellikle yasadışı çalışan birçok Orta Asyalı (çoğu Özbek) göçmen işçi, Çeçen örgütlerle ilişki kurduktan sonra IŞİD’e ve diğer islamcı radikal gruplara katılmaya karar vermiş.

İnternet, bu ülkelerin vatandaşlarının bu gruplara gitmelerini kolaylaştıran önemli bir faktör. Bununla birlikte örgütlere katılımlarda en fazla öne çıkan etkenin, daha önce giden arkadaşlar ya da aile üyelerinin diğerlerini çağırması yoluyla olduğu belirtiliyor. Bu ülkelerin içindeki hücreler genellikle az sayıda kişiden oluşan yerel cemaatlerin küçük ve gizli uzantıları. Ancak bu, söz konusu cemaatlerin tüm üyelerinin örgütle ilişkili olduklarından haberdar oldukları anlamına gelmiyor. 2014 yılında IŞİD’e bağlılığını ilan eden Özbekistan İslami Hareketi de örgüte militan devşirilmesinde önemli bir rol oynuyor.

Suriye’cephesindeki Uygurlar

Suriye’de savaşan 6 binden fazla Çin vatandaşı Uygur militan olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu militanların büyük bir çoğunluğu IŞİD’de değil, El Nusra ve Ahrar el Şam örgütleri saflarında savaşıyor. Bu örgütlere katılan Uygurlar ağırlıklı olarak Doğu Türkistan’ın Çin’den bağımsızlığı için savaşan Türkistan İslam Partisi’nin militanları. Türkistan İslam Partisi, 1998’ten beri El Kaide ile yakın ilişkilere sahip, bu yüzden militanlarının bir kısmını El Kaide ile ilişkili El Nusra gibi örgütlerin saflarında çatışmaları için Suriye’ye gönderiyor.

Yapılan araştırmalar, El Kaide ile ilişkili örgütlere değil de IŞİD’e katılmak için Suriye’ye giden Uygurların sayısının 450 civarı olduğu belirtiliyor raporda. Çinli yetkililerin iddiasına göre, IŞİD’e katılan Uygurlar daha önce El Kaide saflarında savaşmış militanlar. Fakat yapılan araştırmalar, IŞİD’e katılan Uygurların çoğunun, daha önce herhangi bir cihatçı grupla organik ilişkisinin olmadığını ve IŞİD’in yönetimindeki topraklara dinlerini daha rahat yaşayabilecekleri bir hayat kurmak için gittiklerini gösteriyor. Bunlar da genellikle Sincan Özerk Bölgesi’nin muhafazakâr ve yoksul bölgelerinden geliyorlar. IŞİD’e katılanların büyük bir kısmı, Suriye’ye eşleri ve çocuklarıyla yerleşmek ya da ülkede uzun bir süre kalmak için gelmişler.

Uygurların üzerinde Türk kimlikleri çıkıyor

Raporda genişçe yer verilen en önemli konulardan biride Türkiye’nin Uygurlarla olan ilişkileri.Suriye ordusunun Rus hava kuvvetleri eşliğinde yaptığı operasyonlar da ele geçen Uygurlar üzerinde Türkiye’de düzenlenmiş kimliklerin çıkması sonrası, Çin ile Türkiye arasında diplomatik bir krizin yaşandığını buna örnek olarak Susluhan Korkmaz’ın içinde olduğu bazı fotoğrafların ele geçilmesinde Uygurların  komando tabur ve takımları düzeyinde örgütlendiğini gösterdiğini ve fotoğraflardakilerin çoğunun orta Asyalı ya da Doğu Türkistanlı. Korkmaz’a ait fotoğraflardan biri dağlık bir alanda çekilmiş. Tabur olarak namaz kılıyorlar. Bir diğer foto ile 3. Komando Tabur merkezinde çekilmiş. Susluhan Korkmaz’ın yanı sıra bu kişilerden adı ortaya çıkan bir diğer kişi ise İzettullah Özoglu’nun olduğu ve. Özoğlu’nunda Susluhan gibi gibi bir Özel Kuvvet elemanı olduğunun altı çiziliyor.

Susluhan ile adı aynı olan Cemil ve İbrahim Korkmaz adında iki kişi daha var. Susluhan ile akraba bağları olduğu belirtiliyor raporda.

KREDİ KARTLARI VE BELGELER

Raporda, Cemil Korkmaz’a ait Komando Uzman Erbaş aday başvuru formu ile birlikte başvuru için yapılan sağlık kontrolü belgesi de var.

Cemil Korkmaz’a ait belgede 54685371122 TC Kimlik numarası de yer alıyor. Cemil Korkmaz adına Uzman Erbaş adayı olarak düzenlenen bu belge, K. K. Per. İşlem Daire Başkanlığı’ndan verilmiş.

Bir diğer fotoğrafta ise Cemil Korkmaz’a ait Yapı Kredi, Garanti Bankası ve Ziraat Bankası’na ait kredi kartlarının olduğu görülüyor.Bu görevlerde bulunanların çoğunluğunu uygur Türklerinin oluşturduğunun altı çiziliyor.

Çin ile Türkiye arasındaki “Uygur” gerilimi Çin’in İdlib operasyonuna Şam’daki büyükelçiliği aracılığıyla yaptığı açıklama sonrası daha da tırmandığı belirtiliyor

Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı’na bağlı Suç Araştırma Departmanı Şefi Tong Bişan, Güneydoğu Asya’daki Türk diplomatların, aslında Çin vatandaşı olan Uygurlara Türk kimliği verdiğini, Türkiye’nin daha sonra bu Uygurları IŞİD gibi örgütlere sattığını belirtiyor.

Bişan, Türk kimliği verme işleminin özellikle Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da yapıldığını söylüyor.

Türkiye’ye gelen Uygurların, işsizlik gibi nedenlerle Doğu Türkistan İslami Hareketi türü örgütlere katıldığını söyleyen Bişan, özellikle gençlerin “beyninin yıkandığını” ve savaşa götürüldüğünü belirtiyor.

Bişan, cihatçı grupların savaşçı başına 2 bin dolar verdiğini, bazılarının Irak’a bazılarının da Suriye’ye gönderildiğini söylüyor.

 Yine raporda,Türkiye’nin dünyadaki “cihatçı” şebekesine yaptığı katkılar, genellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile sınırlı sanılıyor. Oysa gözlerden kaçan ve çok önemli olan bir bölge daha var: Uzak Asya’daki Uygurlar olduğu belirtiliyor.

Uygurlu radikallerin sınırı illegal geçişlerine yardım ve yataklık eden en az 10 Türk şüphelinin Çinli otoriteler tarafından tutuklandığının iddia edildiği Çin kaynaklı haberler uluslararası medya tarafından pek de ilgi görmediğini, sonradan Uygur ‘radikallerin’ cihatçı kardeşleriyle birlikte savaşmak ve eğitim görmek amacıyla Suriye, Afganistan ve Pakistan’a geçmeyi planladıkları ortaya çıktığı belirtilmekte.

Raporda yakalanan Türklerin soruşturma detayları henüz tam olarak basına yansımadan, birkaç Türk’ün evrakta sahtecilik ve illegal bir şekilde sınırı geçme olayına müdahil olmasından sonra meselenin sanıldığından daha büyük olduğunu belirten Çin’li yetkililer, sorunun büyüklüğüne işaret ediyorlar. Aynı yetkililer Uygurları radikal gruplara satma hikayesinin Türk hükümeti ve istihbaratı tarafından destek sağlanan ve yönetilen organize olmuş uluslararası bir terör ve kaçakçı şebekesinin bir başka kanıtı olduğununa dikkat çekiyorlar. Türkiye, Suriye sınırında bu radikal grupların barındırılmasından Çin’deki radikallere kaynak desteği sağlanmasına varan geniş bir ağ oluşturulduğunu belirtiyor Çinli yetkililer.

TERÖRİST AKTARMA DURAĞI TÜRKİYE


Türkiye Dışişleri Bakanlığı, 17 Kasım 2014’te Şangay’da tutuklanan 10 Türk vatandaşının tutuklanma sebebini ‘’yasadışı bir şekilde sınırı geçme hususunda organize etmek’’ olarak açıkladı. Haklarındaki iddianame evrakta sahtecilikten yasadışı göçe yardım arasında gidip gelse de asıl kapsamlı mesele uluslararası terörizş olduğu belirtilmekte raporda.

Türkiye’nin söylediği gibi Uygur göçmenleri  başka bir ülkedeki akrabalarını görmeye gitmiyorlardı. Aksine, Uygurlu radikaller Ortadoğu’daki cihatçı savaşın bir parçası olma eğilimi ve arzusunda oldukları ve bunun daha önce de belgelendiğini, Suriye ordusunun Çin Büyükelçiliğine sunduğu belgelerle kanıtlandığı belirtilmekte.

Eylül 2014’te Reuters tarafından yayınlanan haberde Pekin’in Şincan’daki Uygur militanları eğitim almak için IŞİD kontrolündeki bölgeye gitmekle resmi olarak Türkiye’yi suçladığında bu belge ve bilgilere dayandığını, dahası bu suçlamaları destekler şekilde Endonezya’nın Jakarta Post gazetesi 4 tane Çin’li Uygur cihatçının Şincan’dan yola çıkıp Malezya üzerinden seyahat ettiklerini haber yapmıştı. Bu haberi takiben, Uygur kökenli İslamcıların Asya genelinde seyahat etmeleri ve IŞİD gibi cihatçı terör gruplarıyla irtibata geçmeleri ve işbirliği yapmaları için bir seferberlik yürütüldüğü tablosu çizen benzeri haberler geçtiğimiz yıllarda peşi sıra gün yüzüne çıktıgı belirtiliyor raporda.

PEKİ NEDEN?


Türk vatandaşlarının terörist kaçakçılığına müdahil olduklarının ortaya çıktığı mevcut durumda terörist aktarma şebekesinin önemli bir parçasının basın ve diplomatik kaynaklar tarafından ifşa edildiği, fakat ağır ağır kaybolmaya yüz tutan bir soru hala geçerliliğini koruyor, peki neden sorusuyla.

Hazırlanan roparda görüşüne başvurulan diplomatik kaynaklar,Türkiye, Çin’i bu yolla istikrarsızlaştırmanın yollarını arıyor tartşmaları eşliğinde bir diğer karşı soru akıllara geliyor. Neden Türkiye Pekin’le kazançlı bir potansiyel ortaklığı Sincan’daki radikal islamcılara yardım ederek riske ediyor?

TÜRKİYE’NİN OSMANLI SEVDASI


Ankara’nın bölgesel anlaşmazlıkları kullanarak terörizmi kışkırtma politikası Türkiye’nin bugünkü ekonomik ve siyasi çıkarları ve Batılı olmayan ülkelerle olumlu ilişkilerin önemliliği göz önünde bulundurulduğunda genel kanının aksi gibi görünse de, bu politika Yeni-Osmanlıcılık perspektifinden bakıldığında tam karşılığını buluyor.Yapılan değerlendirmeler de çoğu kaynaklar ve devletler bu noktada basitçe, Yeni-Osmanlı teriminin tarifini ‘’Türkiye’nin mevcut hükümetinin İstanbul’dan Merkez Asya’ya ve Batı Çin’e varan bir coğrafya da Türki Cumhuriyetleri yeniden birleştirme arzusu’’ olarak kritik bir yer tutuyor. Hal böyle olunca, Erdoğan ve Davutoğlu Sincanlı Doğu Türkistan İslam Hareketi’nin cihatçılarını (ETIM, namı diğer ‘’Çin Talibanı’’) ve benzeri grupları Çinli teröristler olarak değil kendi topraklarında geçmişteki gibi yeniden birleştirilmeye ihtiyacı olan, Türkiye’nin kayıp çocukları olarak görüyorlar. Özellikle Erdoğan’ın göre muhafazakar tabanı tarafından destekleniyor bu durum.

Raporda önemli analizlerde yer veriliyor.Örneğin olayın nedenlerini ortaya koyarken şu değerlendirmelerin altı çiziliyor.’Türk rövanşizminin siyasi anlamda pazarlanabilirliği neden arkasından gidildiğini anlamak açısından kritik. Erdoğan AKP’si batı’nın liberalizmi ve Türk toplumu üzerinde hissedilen zararlı etkileri konusunda her zaman olduğundan daha şüpheci hale gelen nüfusun önemli bir kısmını harekete geçirdi. 

Türkiye, Türkmen ve Uygur cihatçıları Suriye’ye nasıl yerleştiriyor?

Türk İslamcılarını da birleştiren ve radikalleştiren Osmanlı İmparatorluğu mitini ve hayalini yeniden inşa etmek.

Çok yakın zamandaki bazı Suriyeli resmi kaynaklara göre, geçen Nisan ayında 5 binden fazla cihatçı Türkiye sınırından geçerek İdlib’e gitti. Bunların arasında tanımlanamayan – ama yine de kayda değer – sayıda Çin’in Sincan bölgesinden gelen Uygurlar da vardı. İddiaya göre bu yeni cihat için teknik ve operasyonel desteği, Türk istihbarat servisleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “Bordo Bereliler” denen özel birimleri sağlıyordu.

Bazı kaynaklar Sincan’dan 3500 cihatçı olduğunu söylerken diğerleri Çin’in bu bölgesinden en 5 bin cihatçı militanın geldiğini kaydediyor.

Bu operasyonun örgütsel ve eğitim desteği iddialara göre sadece Türk Silahlı Kuvvetler tarafından değil, aynı zamanda Kasım 2015’te Sukhoi Su-24M Rus savaş uçağının düşürülmesinde ve mürettebatının karada ele geçirilmesinde zaten etkin rol oynayan Türkmen gerillalar tarafından da sağlanıyordu.

Rus uçağının, Türk hava kuvvetleri tarafından hava sahası ihlali iddiası nedeniyle düşürüldüğünü hatırlamak gerekir.

Ayrıca şu anda Türkiye’de iktidarda ve muhalefette olan tüm siyasi partilerin Suriye bölgesinde “Türkmen” cihatçıların faaliyetlerini desteklediğini de hatırlamak gerekir.

TÜRKMENLERİN DURUMU


Suriye’de savaşın başlamasından önce, Türkmen cihatçılar Halep’in doğusundaki kırsal alanlarda ve Lazkiye yakınlarındaki Cebel el Türkmen denen sahil kesiminde yaşıyordu.

Şu anda Halep’te özellikle Liva el Mutasım Billah olarak bilinen “Türkmen” tugay faaliyet gösteriyor ancak grup çatışmaların başlamasından bu yana oradaydı. Bununla birlikte şimdiye kadar Türk nüfus, 2013 yılında Türk hükümeti tarafından, hatta tam olarak dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan “Suriye Türkmen Meclisi” ile temsil ediliyordu.

İşte bu, Türkiye’den hem Türkiye sınırındaki hem de Suriye içindeki Uygur ve Türkmen cihadına giden yardımların gerçek “döner kapısı”.

Çatışmaların başlamasından bu yana bu azınlığa yönelik, bariz bir şekilde gizli yapılan askeri yardımlar da dahil tüm destek, 31 Mayıs 2010’da Özgürlük Filosu ile Gazze’de Hamas’ın askeri eylemlerine destek için yaptığı operasyonlarıyla dünya kamuoyunun zaten yakından tanıdığı Türk sivil toplum kuruluşu İHH tarafından organize ediliyor.

10 Ocak 2016’da Rus jetleri Cebel el Türkmen’da İHH’ya ait depolarını vurduğunuda raporda belirtiliyor.

İHVAN-AKP İLİŞKİSİ


Neticede AKP’nin eski kökleri de, 1996 yılında Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş adı altında geleneksel parti adıyla seçimlere katılması Anayasa Mahkemesi tarafından engellenince Türk siyasetinin İslami sahnesini yeniden inşa eden Türk Müslüman Kardeşler hareketinin “gizli” kısmıyla bağlantılı.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rejimi ile İhvan ve tüm “Kardeşler” arasındaki bağlantılar hala çok sıkı.

En eski İslamcı grubun Mısır’daki resmi kaynakları “İslamcı olmayan” diye tanımlanan ancak kesinlikle “Müslüman” olan bir AKP’den bahsederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan sıklıkla Şemseddin Tebrizi ve Celaleddin Rumi’nin Sufi geleneğiyle bağlantılı bir Türk İslam’ına atıfla konuşuyor.

Ancak her olasılıkta bu, tecrübesiz Batılılar için metni makaslamaya yönelik bir medya operasyonu.

Zamanında da İskenderiye ve Selanik’te Türk ve Osmanlı askeri şebekelerindeki Sufileri kollayan ve daha sonra “Jön Türklerin darbesini” yapan Büyük Doğu adlı İtalyan Locası vardı.

Mısır’da Sisi iktidarı aldıktan hemen sonra Türk istihbarat servisinin üst düzey yetkililerinden İrşat Hoca tutuklanmıştı.

Dahası, yine Mısır’daki darbeden sonra, İstanbul’da tümü Müslüman Kardeşler üyesi olan önde gene 81 firariden oluşan bir Mısır Devrim Konseyi kurulmuştu.

Dolayısıyla Türkiye’deki siyasi ve askeri aktörlerce kullanılan İhvan kanalının Halep yakınlarında ve Suriye’nin dört bir yanında Türkmen – ve dolayısıyla Uygur – cihatçı gerillaları desteklemek için kullanıldığı belgelerle ortaya çıktığı belirtilmekte.

GÖRÜLMEYEN ‘STK’: İMKANDER


Bunun amacı kesinlikle Türk devletini Suriye’deki cihatla ilişkilendiren istihbarat ve askeri aygıtın en önemli noktasının “baltalanmasını” engellemek, ama bu tek amaç değil.

Ancak, İHH’dan daha cihat yanlısı ancak işe yarar bir şekilde daha az tanınan bir diğer Türk “insani yardım” kuruluşu var. Bu, 2009 yılında Kuzey Kafkaslar’dan gelen ve şu anda Türkiye’de yaşayan Türkmen ve cihatçı savaşçıların dul eşlerine ve yetimlerine yardım için kurulan İmkander olduğu belirtilmekte.

Kuruluş şimdiye kadar Cebel Türkmen bölgesine (yani genellikle onlarla birlikte savaşan Uygurlara) 400 milyon Türk lirası (yaklaşık 150 milyon ABD doları) yardım yapmanın yanı sıra geçen 2013 yılının Aralık ile Ocak ayları arasında dört adet “insani” ve askeri konvoy olarak yardım gönderdi.

Şubat 2014’te İmkander başkanı Murat Özer, Rusya’nın Kafkas bölgesindeki İslami Savaş’ın bitmesinden sonra Suriye’de Nusra Cephesi ile ilişki kuran Çeçen cihat lideri Seyfullah el Şişani’nin (diğer adıyla Ruslan Maçalikaşvili’nin) cenazesine katıldı.

Kuruluş diğer Türk STK’larla birlikte, 1992’de ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından terör örgütü olarak kabul edilen bir yapı olan “İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi” (İBDA-C) olarak bilinen Türkmen-Uygur cephesini de destekliyor.

İBDA-C, Suriye’de faaliyete geçmeden ve “Türkmen” Uygurları desteklemeden önce Türk topraklarında ve özellikle Anadolu’da var olan bazı Alevi derneklere yönelik terör saldırıları düzenlemişti.

Türkiye yanlısı Uygur cihadının destekçileri arasında bugün, Türkmen-Uygur cihatçılara 35 yardım konvoyu gönderen, “Bozkurtlar” (Ülkü Ocakları) da yer alıyor. Gönderdikleri TIR filosu 2014’te  önce Suriye’nin kuzey bölgesine gittiği belgelerle ispanlanmıştır.

Hatta Bozkurtların lideri Selami Aynur, Mart 2014’te Halep’te Türkmen-Uygur taburuyla faaliyet gösterdiği sırada Esad’a bağlı güçler tarafından öldürüldü.

Sukhoi 24M jetinin Rus pilotunu ve pilotu almak için derhal bölgeye giden helikopter pilotlarını öldüren kişi de, yine Türkmen cihatçılarla birlikte hareket eden bir Türk milliyetçisi olan Alparslan Çelik olduğu belirtiliyor.

BİR ‘ARKA BAHÇE’ OLARAK BALKANLAR VE ALMANYA’DAKİ TÜRKLER


Ancak, Almanya’da da Türkmen-Uygur cihatçıların dış finansmanının güçlü bir ayağı hala bulunuyor.

Erdoğan, “Türkiye, Balkanlar’daki tüm Müslümanları korur” demişti.

Bu sözler, Türk liderin Almanya’daki Türk ve Türkmen topluluğa verdiği role açık bir atıftır. Anadolu’dan Çin sınırlarına uzanan Pan-turancı, Sünni ve milliyetçi Türk ilerlemesinin gerçek ekseni olan Suriye’deki savaş arasındaki stratejik bağlantı için para toplama, destek, saklama ve militan toplama üssü olarak kullanılması hedeflenmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zihninde, Balkanlar zaptedilemez bir arka hat olacak, Almanya’daki Türk-Uygur topluluğu birincil eksen olarak rol üstlenecek, bu sırada Suriye’de Sünni ve Türkmen-Uygur dünyalarını birleştirmek için tasarlanmış olan atılım operasyonları, hazırlanılan bu yeni savaşın “ağırlık merkezi” olacak.

Almanya’da 3 milyondan fazla Türk vatandaşı yaşıyor. Bunların 2,5 milyondan fazlası Alman vatandaşlığına sahip. Bu nüfusun yüzde 75’inden fazlası milliyetçi-İslamcı bir tutum benimsiyor.

Almanya’daki Türklerin yüzde 80’i sosyal yardımlarla geçimini sağlıyor ve sadece yüzde 20’sinin düzenli bir işi var.

Uygurların artık Alman vatandaşı olan tarihsel lideri Dolkun İsa sayesinde Almanya’da kaç Uygur’un yaşadığı bilinmiyor.Muhtemelen toplam sayıları bugün 25 binden fazla ve hepsi de siyasi olarak faal durumda.

DEMOGRAFİK YAPI DEĞİŞTİRİLİYOR


Suriye’nin kuzeyinde, özellikle Halep çevresindeki iki küçük kasaba olan Cisr eş-Şuğur ve Zanbak’ta Uygurlar, Batılıların “göçmen” dediği kişilerin terk ettiği köylere yerleşiyor.

Dolayısıyla, askeri olarak faaliyet yürütülemediği durumlarda nüfus yapısı değiştiriliyor.

Uygurlar Halep çevresinde her şeyden önce “Rus ajanları” öldürmek amaçlı “kirli işleri” yürütüyordu.

NUSRA CEPHESİ’NİN ETKİSİ


Geleneksel olarak geçmişte, Şincanlı Uygurlar Afganistan’da Taliban’ı desteklemek için otonom bir tugay olarak savaşmış, Pakistan’da da özellikle “Aşiret bölgelerinde” El Kaide ile birlikte çatışmalara katılmıştı.

Bununla birlikte, “açık kaynaklardan” elde edilen verilere göre, şu anda Suriye’de bulunan Uygur savaşçıların – “Türkmenler” ile Türkistan İslami Partisi’yle bağlantılı Nusra Cephesi arasında eşit biçimde bölünmüş olarak – sayısı yaklaşık 7 bin ve Suriye cephesinin diğer kesimleri Batı ve Güneydoğudan cihatçı girişine acımasızca kapatılırken bu sayı giderek artıyordu.

Coğrafi ve stratejik bakımdan bu, Suriye’deki vekalet savaşında yer alan aktörlerin farklı şekilde mevzilenmesinin bariz bir sonucucdu.

Diğer “açık” kaynaklar, Sincan’dan Suriye’ye giden “yüzlerce” ve hatta “birkaç bin” Uygur’dan bahsediyor ancak bu rakamlar hala teyide muhtaç.

TÜRK DİPLOMATİK MİSYONLARI MI KULLANILIYOR?


Raporda, Uygurların Pakistan’dan Afganistan’a, oradan da Suriye’ye uzanan ve izi bulunması en kolay geçiş olan rotayı kullanmamak için, Güneydoğu Asya’da Türkiye’ye ait diplomatik misyonları kullanarak Suriye cihadına katıldığına ilişkin kanıtlar oldukça fazla olduğu da vurgulanıyor.

Bariz bir şekilde İstanbul’da, en az 20 bin faal unsurdan oluşan ve Bozkurt milliyetçiliği ile AKP arasında duran büyük ve çoğu zengin bir Uygur diasporası var.

Uygurlara ait bir dizi dernek, fon toplayarak, Suriye’de hem Nusra Cephesi’ne bağlı olan hem de İdlib ve Halep çevresinde doğrudan Türkmen cihadı içinde faaliyet yürüten Çinli cihatçıları maddi olarak destekliyorlardı ve halen bu İdlib’de devam etmektedir.

Erdoğan, İstanbul belediye başkanı olduğu dönemde, 1930’larda Şincan’daki İslamcı direnişin eski lideri olan İsa Yusuf Alptekin adına bir anıt ve bir park inşa ettirmiştir.

Suriye’ye giden Uygurlar, Pakistan ve Afganistan arasındaki sınıra genellikle aileleriyle birlikte ulaşıyor.

ÇİN SURİYE’YE MÜDAHALE EDER Mİ?


Raporun bir başka çarpıcı bölümü ise radikal islamcı gruplara katılmak isteyenlerin taşınmasının ne kadar maliyetli olduğunu belirtmesidir. ‘Cihada giden yolculuğun maliyeti çok yüksek ve her bir ailenin “gönderilmesi” için yaklaşık 35 bin ABD dolarını geçiyor. Bu tutar, Türk STK ağları tarafından, kendi fonlarıyla, Almanya’daki Türklerden cami bağışları adı altında toplanan meblağlarla veya çeşitli Türk İslamcı grupların Afganistan, Pakistan ve özellikle Çeçenistan’daki temsilcilerine gönderdiği paralarla karşılanıyor.

Elbette kesin bir hesaplama yapmak zor ancak Çinli “zengin” cihatçıların karşıladığı küçük pay dışında bu fonların yılda 4,5milyon ABD dolarını bulduğu iddia ediliyor.

Ancak Suriye’ye giden Uygur cihadı için referans noktası, özellikle Suriye’deki savaşın mevcut aşamasında İdlib bölgesinde faaliyet yürüten Nusra Cephesi.

Türkmenler doğrudan Türkiye tarafından destekleniyor ve bu cihadın saflarına katılan Uygurlar o grubun operasyonel hattı içinde kaynaşıyor.

Elbette, çoğu zaman olduğu gibi bu, özellikle ağır kayıpların verildiği zamanlarda, cihatçıların bir gruptan ayrılıp diğer bir gruba katılmasını engellemiyor.

Hal böyleyken kabul edilebilir sınırın ötesine geçen bu durum, Çin’in – “Esad’ın talep etmesi durumunda” Eylül 2015’te ve 2018 de açıklandığı üzere Suriye’de yaşanmakta olan büyük küresel vekalet savaşına doğrudan kendi askerleriyle değil dolaylı olarak desteklemesinin en önemli nedeni.

AKP, IŞİD’i Çin’e de soktu

Çin’in Sincan bölgesindeki Uygur Türkleri arasında, cihatçıların varlığı artıyor. Bölgedeki Türkler, Suriye’de askeri eğitim alıp Çin’e dönüyorlar. Tam bu sıralarda, ABD de Çin’e “IŞİD karşıtı koalisyon” teklifi götürdü.

 

Raporda dikkat çekilen başka bir noktanında Çin’in Sincan Özerk Bölgesi’nde bombalı eylemler artarken, Türkiye’de bulunan Uygur Türkleri’ne ait örgütlerin, gençleri Suriye’de silahlı eğitime gönderdikleri belirtiliyor.

Çin’den yayın yapan Global Times gazetesi, İstanbul’da öğrencilik yaparken Halep’te silahlı eğitim alan ve oradan da Sincan’a eylem yapmak için geri dönen 23 yaşındaki Mehmet Ali ile görüştü. Polis tarafından yakalanan Mehmet Ali, Sincan’da bir İslam devleti kurmak isteyen Doğu Türkistan İslami Hareketi (DTİH) ve İstanbul’da sürgünde bulunan Doğu Türkistan Eğitim ve Dayanışma Birliği (DTEDB) tarafından bölgeye gönderildiği ortaya çıktı.

Basına konuşan Çinli bir yetkili, Mehmet Ali gibi binlerce kişinin Suriye’ye giderek eğitim aldığını söyledi.

DTEDB ve DTİH’in rolü


2011 yılında Sincan’ın başkenti Urumki’deki üniversiteden mezun olduktan sonra birçok Uygur Türkü gibi İstanbul’a gelen Mehmet Ali, DTEDB ve DTİH mensubu kişilerin kendisine “yardım” teklif ettiğini anlattı.

Bir yıl sonra ise, örgütlerin eğitimlerine katılan Mehmet Ali, Suriye’ye gönderilmek üzere seçildiği haberini aldı. Mehmet Ali, Halep’e gönderildi. Suriye’ye gitmeden önce hayatında eline silah almadığını söyleyen Mehmet Ali, Suriye ordusunun bombardımanı nedeniyle günde 4 kez yer değiştirmek zorunda kaldıklarını ve bu yüzden pek bir şey öğrenemediklerini aktardı. Mehmet Ali, yedi gün boyunca Halep’in su ve elektrik olmayan mahallelerinde kaldıklarını söyledi.

Mehmet Ali, bu eğitimden sonra Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) katıldıklarını söyledi.

Çin’deki durum


Cephede savaşmayan ve gece devriyeliği yapan Mehmet Ali, 2 ay sonra İstanbul’a geri gönderildi. DTEBD, internet sitesinde yaptığı açıklamada, hiçbir terör örgütü ile bağlarının olmadığını ve kimseyi Suriye’ye göndermediklerini iddia etti.

Çin’deki Suriye Büyükelçisi İmad Mustafa ise, 30 Uygur’un Pakistan üzerinden Türkiye’ye geldiklerini, bunların da Halep’te savaşa katıldığını tespit ettiklerini söyledi.

AKP’nin Doğu Türkistan sevdası: Türkiye cihadı Çin’e nasıl taşıdı? 

Türkiye’nin, sınır komşusu Suriye’ye ve Kuzey Afrika’da Libya’ya yönelik cihatçı otoyolunun merkezinde durduğu artık herkesin bildiği bir sır. Ancak Türkiye’nin cihatçı transferindeki az bilinen rolü de su yüzüne çıkmaya başladı: Uygurlar ve Çin.

 

Tüm dünyadan Irak ve Suriye’ye “cihat” için gitmek isteyen yabancı militanların, Türkiye üzerinden bu ülkelere geçtikleri neredeyse bütün hatlarıyla artık biliniyor. AKP hükümeti, Suriye’de Beşar Esad, Irak’ta da Nuri Maliki yönetimini devirmek için “sınırların ortadan kalkmasına” müsade etti; Türkiye’nin dört bir yanında Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve Nusra Cephesi hücreleri kuruldu, bu hücreler Irak ve Suriye’ye binlerce “cihatçı” gönderildiği belirtilmekte.