Erdoğan’ın bir toplumsal sistem olarak, geride bıraktığı, şimdiden bir enkaza dönmüş olan diktatörlük sisteminin herhangi bir seçenek oluşturmadığı toplumun en geniş kesimiyle yapılan anketlere yansımaktadır. İktisadın doğal yasalarının, onların oluşturmuş olduğu oligarşinin Erdoğan diktatörlüğü tarafından dağıtılarak yok edilmesi esasında bardağı taşıran son damla durumunu yarattı. Bu da Erdoğan diktatörlüğünün çöküşünün alt yapısını hazırlayan bir veri oldu. Bu durum kazanın kaynamasını durdurdu, duran kazan da Erdoğan diktatörlüğünü sonuna getirdi.

 

67CF7B5D-EBB1-4ECB-80FA-710E26FF2E32

Yazının başlığına olumlu yanıt verebilmek için önce Erdoğan’ın etrafında kümelenmiş olan iç ve dış güçlerin Erdoğan’dan beklentileri, beklentileri sona erince nasıl bir tavır takınabilecekleri üzerinde durmak gerekir. Erdoğan’ın “dostum” dediği Putin’den başlayalım. Putin Erdoğan’ı kendisi kadar güçlü, kendisi kadar olanaklı bir lider sanarak, NATO’ya, ABD’ye, AB’ye karşı kullanarak değerlendirmek için önem veriyor, Soçi’nin baş misafiri olarak ağırlıyordu. Erdoğan 31 Mart seçiminde %30’ların altına düşer de geleceği puslu görülmeye başlayınca kesinlikle Erdoğan’ı bırakacaktır, öyle “Fırat’ın Doğusu” falan gibi laflar etmesine de izin vermeyecektir. AB ve ABD Erdoğan’ın kendi eski bir projeleri olduğunu biliyor, ancak AB Suriyeli mülteciler nedeniyle “eli mahkum” duruma düştü. Erdoğan’ın bu seçimde güç kaybı ile çıkması halinde onu muhatap olarak bile görmeyeceklerdir. ABD zaten görmüyor. Erdoğan’ın güç kaybı henüz ayyuka çıkmamışken bile, ABD ile Rusya sözleşmiş gibi Erdoğan’ı Suriye’nin dışına ittiler. Erdoğan şu an Suriye’de bir hiç durumunda.

Erdoğan Suriye’de hiçleşince bölgede ve Türkiye’de şimdiye kadar afra tafra savurduğu güçler nezdinde de bir hiç konumuna inecektir. En başta bugüne kadar yapmadığını bırakmadığı Kürtler onu kâle almayacaklardır. Erdoğan Balyoz ve Ergenekon’dan oluşan bir konsept oluşturmayıncaya kadar, Kürt düşmanlığını bugün görülmekte olan düzleme tırmandıramamıştı. 31 Mart yerel seçimine kadar Erdoğan ve partisi AKP bir çok genel ve yerel seçim yaşadı. Hiçbir seçimde ne Erdoğan’ın karşısına eski yol arkadaşları siyasi birer yapı ile çıkmış, ne de mevcut konseptin karşısına yeni bir konseptin hazırlıkları çıkartılmıştı. Ama yenilgi ile çıkacağı belli olan 31 Mart seçimi arifesinde şimdi “ihanetle” suçladığı eski yol arkadaşları, karşısına yeni partilerle çıkıyor, eski bir Genelkurmay Başkanı karşısına yeni fakat Mustafa Kemal’den kalma, bir asırdan fazla zamandır var olan bir konsept planı ile çıkıyor. Bütün bunların bugüne kadarki seçimlerde görülmemiş, ama Erdoğan’ın yenik çıkacağı anlaşılan 31 Mart seçimi öncesinde ortaya çıkmış olması asla tesadüf değildir.

Bu geneli belirleyen kısa girişten sonra ekonomik-politik nedenlere geçebiliriz. 31 Mart her ne kadar bir yerel seçim gibi görülüp nitelense de pek öyle geçeceğe benzemiyor. Kuşkusuz, yerel seçimlerin yapısal özellikleri gereği genel bir seçim gibi iktidarı, dahası sitemi değiştirme yeteneği yoktur. Ama Anavatan Partisi iktidarı döneminde görüldüğü gibi iktidarı değiştiremiyor ama çökertebiliyor. Bu yerel seçim de yapısı itibarı ile Anavatan Partisi’ni çökerten yerel seçime çok benziyor. Benziyor, çünkü seçim: ekonomik-politik bir yıkım, “metal yorgunluğu” ile solucanlar gibi yerlerde sürünen bir diktatörlük, Kürtlere “sizi bu memlekette yaşatmam” diyecek kadar dengesini kaybetmiş bir liderlik, toplumu soğan, patlıcan kuyruğuna sokmuş, ona da “varlık kuyruğu” diyecek kadar alıklaşmış bir toplumsal sistemin seçimi yapılıyor. Böyle her tarafından pislik fışkıran, toplumun hiçbir sorununu çözememiş bir diktatörlüğün, böylesi bir sistemi toplumun seçimine sunması bile, kendi başına bir dengesizlik, dangalaklıktır. İyi de toplum bunun neresini, neye karşı seçsin? Neden seçemeyeceğini iktisadın doğal yasalarından tutun da, oligarşik oluşumlara, global dünyanın oligarşik yapısına, ona denk olmayan ekonomi-politikalara kadar ele alıp irdelemek gerekiyor.

Birileri din diyecektir, kurnazlık diyecektir, hilebazlık diyecektir, ama iktisadın doğal yasalarının bozulup, dağıtılması bir toplumsal sistemin yıkımı demektir. Dini kurallar da iktisadın doğal yasaları istikametinde hareket eder. Örneğin Şeriat yasası bile iktisadın doğal yasalarını uygulamaya çalışır. Hangi sistemde olursa olsun iktisadın doğal yasalarından sapan sistemler çökmeye mahkumdur. Her kapitalist toplumu ve global dünyayı oligarşiler yönetirler. Oligarşiler sınıflı toplumdan bu yana iktisadın doğal yasalarının yaratmış olduğu toplumsal gerçekliklerdir. Üretim, tüketim, üleşim iktisadın doğal yasalarıdır. Bu üç faktör olmadan iktisadın doğal yasası olmaz. Olmaz çünkü bu her üç yasa da insan toplumunun yaşamını düzenler. İnsanlar tüketmek için üretmek, bir arada yaşayabilmek için üleşmek zorundadır. Bu üç faktör sınıfsız toplum döneminde bile üretemeyenin tüketemediği, aç kaldığı, üleşemeyenin yalnız bırakıldığı gibi bir merkezi oligarşiye dönüşmüştü. O nedenle iktisadın doğal yasaları insanlık tarihinin her döneminde eşyanın tabiatı gereği toplumun ekonomik alt yapısını, bu vesile ile de oligarşik yönetimini oluşturmuştur. Erdoğan diktatörlüğü iktisadın doğal yasalarından birisi olan üretimi tümüyle devre dışı bırakmasa bile tümü ile işlemez felç bir hale getirdi. Üretimi felç hale getirince doğal olarak tüketim de yapılamaz konuma sokuldu. Soğan, patlıcan, biber vb. gibi gıda tüketim maddeleri “kuyruk” maddeleri olarak inkişaf etti.

Üleşimi ise: yandaşa ayırarak Türkiye’yi dünyanın en adaletsiz ülkesi durumuna soktu. Bu bağlamda ki; adaletsizlik toplumu gerçek anlamı ile böldü ve bir arada yaşayamaz hale getirdi. Üleşimin bu düzlemde bozulması toplumun bir arada yaşamasını olanaksız hale getirdi. Tümü ile adil olmasa bile, yandaşa da olsa üleşim toplumun hileli bir şekilde yapıldığına inandığı zaman İnanç, din, iman, kurnazlık, fellizlik vb. hiçbir tarz bir arada yaşamayı samimi hale getiremez. Erdoğan yandaş, candaş falan derken iktisadın doğal yasalarını tümü ile alt üst etti. Bu alt üstlük ekonominin oligarşik yönetimi yerine de Erdoğan’ın hort zortçu diktatörlüğünü getirdi. Erdoğan ülkede iktisadın doğal yasalarını böylesine hoyratça bozup, dağıtınca işler Türkiye ile sınırlı olarak da kalmadı. Global oligarşinin tahribatına kadar vardı. Erdoğan’ın Türkiye’de bozmuş olduğu iktisadın doğal yasaları dünyanın ekonomik oligarşisi konumuna gelmiş olan: Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, IMF gibi dünya global ekonomisini yöneten oligarşiyi de dışlar konuma geldi. Türkiye ekonomisi global dünyanın yapısına göre şekillendi.

Liberal kapitalizm doğrusu, yanlışı, iyisi kötüsü ile bir dünya sistemi olarak inkişaf etti, gelişti, dünya global düzeye büyüdü. Bu sistem içerisinde yer alıp, almamak her ülkenin kendi ekonomik durumu ve politik eğilimine bağlı. Liberal kapitalizmin önemli bir etki gücünün olmasına rağmen yine de her ülkenin kendi iç dinamizmi belirleyicidir. Ama bir ülke gerekçesi ne olursa olsun global kapitalizm sistemi içinde yer almışsa, ona uygun bir davranış içine girmesi gerekir. Aksi halde dünya sistemine ters düşer, sistemle çelişki yaşamak zorunda kalır. Unutmamak lazım, bir ülke içinde bulunduğu dünya toplumsal sistemi ile ters düşer ve çelişki yaşamak durumunda kalırsa kaçınılmaz olarak iflas eder. Eder çünkü küresel kapitalizm kendi başına bir dünya sistemidir, o nedenle de onu yöneten bir de oligarşik yapı vardır. Global ya da küresel dünya kapitalizminin oligarşik yapısı önce de vurguladığım gibi: Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü’dür. Global dünyanın bu oligarşik yapısına ters düşen bir ülke kapitalizmini iyi günlerin beklemeyeceğini belirtmek gerekir.

Erdoğan uygulamış olduğu diktatörlük yöntemi ile Türkiye’nin kendi, iktisadının doğal yasalarını bozduğu, onun oligarşik yapısını alt üst ettiği gibi, Türkiye’nin içinde yer aldığı dünya global sistemin oligarşik yapısına da dokundu. Eceli gelmiş kedinin padişahın köşküne işediği gibi Erdoğan diktatörlüğü de Türkiye’nin doğal iktisadi yasalarını tahrip etmekle kalmadı, global dünyanın oligarşik yapısına da ters bir konuma düştü. Buraya kadar belirtmiş olduğum iç ve dış gelişmeler, hiçbir seçim döneminde görülmemiş olan 31 Mart öncesi yeni konsept yaratma çabaları, eski yol arkadaşları şimdinin ortaya çıkan “hainleri”, Suriye’den dışlanma olgusu, dış politikada yaşanmakta olan toptan çöküş, Erdoğan diktatörlüğünün hızlı bir şekilde yıkıma doğru gittiğini net olarak göstermektedir.

Erdoğan’ın bir toplumsal sistem olarak, geride bıraktığı, şimdiden bir enkaza dönmüş olan diktatörlük sisteminin herhangi bir seçenek oluşturmadığı toplumun en geniş kesimiyle yapılan anketlere yansımaktadır. İktisadın doğal yasalarının, onların oluşturmuş olduğu oligarşinin Erdoğan diktatörlüğü tarafından dağıtılarak yok edilmesi esasında bardağı taşıran son damla durumunu yarattı. Bu da Erdoğan diktatörlüğünün çöküşünün alt yapısını hazırlayan bir veri oldu. Bu durum kazanın kaynamasını durdurdu, duran kazan da Erdoğan diktatörlüğünü sonuna getirdi.

Teslim TÖRE
5 Mart 2019