Tarihi, ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasındaki kadın direnişine dayanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü 8 Mart 1857’den beri tüm dünyada kutlanıyor. Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg gibi devrimci kadınların katkısıyla “devrimci” bir içerik kazanan “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nün tarihçesi, sosyal dokusu, politik niteliği üzerine sayısız insanın yazdığı, konuştuğu herkesçe bilinmektedir.

8 Mart kutlamalarının esprisi; bilinen ve konuşulan şeylerin tekrarından çok “kutlama” yapıldığı dönemin devrimci görevlerine uygun kararlı tavırların takınılıp takınılmamasıyla ölçülür. Devrimci rotayla olan ilişki derecesine göre içerik kazanır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün kutlama geleneği bu anlayış temelinde günümüze ulaşmıştır. Bu nedenle diyoruz ki: Bölgede kadın hareketin başarı şansı Kürt kadınlarının reel durumunu kavramak, kazanılan eylemsellik durumunu anlamak, ideolojik yenilenmenin ve yapısal değişimin altını çizmekten geçmektedir.

Kuşkusuz kadın mücadelesiyle ilgili değerlendirmeyi en iyi kadınlar yapacaktır ve yine en isabetli sonuçları onlar ortaya çıkaracaktır. Bizim söylediklerimiz “çorbada tuzdur.” Tuzumuzun çorbaya bir “tat” katabilmesi için tekrar da olsa kısaca 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün doğuşu ve de onun kadar önemli olan Rosa Luxemburg ve Clara Zetkin’in bu güne yaptıkları devrimci katkının önemini kavramak gerekir.

8 Mart 1857’de New York’ta yer alan bir dokuma fabrikasında çalışan kadın işçiler 16 saatlik işgününün 10 saate indirilmesi ve ücretlerde artış yapılması talebiyle greve başlarlar… Kadınların örgütlediği eylemi kırmak isteyen polis işçilere saldırır. Bu sırada çıkan yangında içeride kilitli olan işçilerden 129’u yanarak yaşamını yitirir… 1910 yılında Kopenhag’da toplanan İkinci Enternasyonal’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda bu konu gündeme alınır. Almanya Sosyal Demokrat Partisi üyesi Clara Zetkin, bu konferansta yaptığı konuşmada 8 Mart’ın kadınlar için bir mücadele günü olmasını önerir ve öneri kabul edilir.

Fakat egemen güçler 8 Mart kutlamalarını yasaklar. Yasak bu topraklarda da uygulanır. Tıpkı 1 Mayıs, ve Newroz gibi 8 Mart’ın anılması da yasaklanır. Konuyu uzatmadan birkaç şey söylemek gerekirse: Türkiye’de istenilen düzeyde olmasa da ve her ulustan kadınları kapsamasa da kadın mücadelesine ilgisiz kalınmamıştır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında kutlanmıştır. Arkasından hemen yasaklar gelir. Bunca yasaklı yıllardan sonra 1975 yılında tekrar yaygın ve kitlesel olarak kutlandı ve aynı yıl Türkiye’de “Kadın Yılı Kongresi” de yapıldı. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinden sonra Kadın Dernekleri kapatıldı, emekçi ve demokrat kadınlar üzerindeki baskılar doruğa çıkarıldı.

Yıllarca yasal olarak herhangi bir kutlama yapılamadı. Ne yazık ki devrimci güçler de o yıllarda kadın sorununa dar açıdan ve pragmatik olarak baktılar. Kadın hareketine “dar sınıf bakış” açısı damgasını vurmuştu. “Kadın sorunu” da ağırlıklı olarak “ekonomik sorun” olarak ele alındı. Kadın emekçilerin en temel haklı talepleri olan “eşit işe eşit ücret” istemi bile sanki emekçi kadınların tek sorunu buymuş ve tüm kadınların talebiymiş gibi algılandı. Başta Kürt kadınlarının olmak üzere farklı uluslardan kadınların sorunları ve işsiz kadınların konumları kavranılmadı. İşte Kürt kadın mücadelesi tam da bu noktada devreye girdi ve atak yapmayı başardı. Kürt kadın mücadelesi hem kendi sorunlarının özgün yanlarını topluma tanıttı hem de Türkiye kadın hareketinin devrimci bir çizgide örgütlenmesine katkı yaptı.

Üzerindeki tutucu feodal geleneği ve hurafeye dayanan inançları daha da önemlisi “erkeğe hizmeti sevap” sayan köleci anlayışı yırtıp attı. “Kadının görevi evde kocasını beklemek ve çocuk büyütmektir” dayatmasını kırıp parçaladı ve çalışma hayatına katılarak ekonomik bağımsızlığını kazanarak, toplumsal dönüşüm içindeki yerini aldı. Evlatlarını her türlü gazaptan korumanın anaların görevi olduğu bilinci ivme kazandı.

“Cumartesi anaları” bu atağın klişe göstergesinden biri oldu. “Anaların nasıl çocuklarına sahip çıktığının” örnek davranışı faili meçhul cinayetlerin aydınlanmasında belirleyici rol oynadı. Özgürlük ve demokrasi paradigmasının kitlelerle buluşmasında Kürt kadınının pratik ve düşünsel katkısı belirleyici oldu. En önemlisi güncel somut görevlerin tespitinde ve bu görevin yaşamla buluşmasında fedakarca çalışmalar örgütlendi. Bunun en somut örneği de Leyla Güven ve sayısız Kürt kadınının canları pahasına yürüttükleri mücadeleyle hem her türlü oportünizm dağıtması hem de toplumun moral kazanmasında kaldıraç oluyor. Kadınlar 8 Mart’ı böyle karşılıyor. 8 Mart tüm kadınlara kutlu olsun.

5 Mart 2019 Ömer Ağın