Bu seçimde Kürdeler istemeyerek de olsa Türkiye’nin bazı illerinde CHP adayına oy verme hali, akıllara “iki ucu boklu değnek” misalini getiriyor. HDP’nin Kürdlerin de yoğun olarak yaşadığı İstanbul, Ankara, İzmir gibi Türkiye’nin bir çok kısmında, büyük kentlerinde “demokratik güç birliği” espirisiyle aday göstermeyeceği yönünde karar almıştır. Bu yaklaşımın gereği olarak siyasetten doğru- yanlış HDP yoğun eleştiri ve tepkilere mahatap oluyor.

 

HDP’nin seçim stratejisi İlk bakışta kendi içinde çelişkili gibi görünse de, daha geniş ve genel gidişat içinde kapsamlı bakıldığında bu stratejisinin pek o kadar da ötelenecek ve garipsenecek bir tarafı yoktur. Özellikle Kürd halkının karşılaştığı zorluklar, parti olarak HDP’nin yaşadığı sıkıntılar ve bu sıkıntıların karmaşık hali her konuda daha hesaplı ve ölçülü olmayı gerekli kılmaktadır. Bu verili durum bütünlüğü içinde bakıldığında bu yerellerdeki kayyumluk boyutu kadar, diğer bir çok özellikler nedeniyle, dillendirilen fikirler kendi mantığı içinde bir tutarlılık taşımaktadır.

Normal süreçler dışında bu tür karmaşık durumlarda siyasetin iniş ve çıkışları içinde alışılmışın dışında olaylarla karşılaşmak her zaman mümkündür. Bu seçiminde kendine özgü bazı özel nedenlerden ötürü HDP’nin bazı hesaplar üzerinden taktik oluşturması anlaşılırdır.

Daha öce bu seçime ilişkin bir yazımda AKP ve Cumhur ittifakının geriletilmesi ve darbelenmesi temelinde bazik taktik hamleler geliştirilebilir hatta iktidarı ve partisini geriletmek adına CHP benzeri güçlerle seçim ittifakı da olabilir. Bu temelde düşüncelerimi yazılarımda paylaşmıştım. Bu taktik girişimler CHP’nin AKP’ den daha iyi olduğu için değil, birini diğerinin üzerinden zayıflatarak siyasi dengeleri değiştirmek, yeni denklemler içinde imkanlar açmak için yapılır. Hatta HDP kendisine karşı gelişen oyunları karşı hamlelerle bozarak oyun korucu bir parti olarak seçimi bir koza dönüştürebilir. HDP Altı milyon üzerinde oy gücüyle Türkiye muhalefetinde en önemli siyasal güçtür, taraftır ve aktördür.

HDP’ nin genel anlamda Türkiyedeki muhalefetinin ve demokrasi hareketinin en önemli bileşeni olduğu kadar, özel olarak da Kürd hareketinin meşru yasal, demokratik mücadelesinin en önemli bileşenidir. Dolaysıyla yüklendiği görevler ve ileriye dönük projeler kapsamında ele alındığında seçimlerde temsil ettiği kitlesiyle birlikte sosyal dinamiğin ve ilerlemenin en hareketli, en bilinçli kesimlerin temsilinden oluşturmaktadır.

Özellikle bu sosyal dinamiğin Kürd boyutu var ki, onun misyonunu sadece seçim meselesiyle sınırlı değildir. Dahası onun etki alanın her hangi bir boyutunda, diliminde oluşan hareketlenme doğrudan bütünü ve hatta bütün coğrafyayı etkilemesidir. Çoğu kez bu etkilerin beklenenin ötesinde gelişmelere yol açtığını biliyoruz. Onun için seçim konusu salt HDP’ nin başarısı ya da başarısızlığıyla sınırlı bir olay olarak göremeyiz, görmemeliyiz. Devletin bu seçimlere atfettiği durumdan da çıkarsamalar yapılabilir. Doğal olarak her iki açıdan olumlu olumsuz, getiriler benzer anlamda genel meselesinin gidişatına aynı oranda etkileri söz konusudur. Çok yoğun baskılarla boğuşarak varlık sürdürmeye çalışan HDP’nin bu seçimlerdeki performansı kadar, geleceğe katacaklarıyla birlikte yarınına ilişkin tasarımları merak konusudur.

Özelikle Türk devletinin konsepti Erdoğan önderliğine odaklanmıştır. Hatta bu konuda diğer bütün partilerle bir konsensüs sağlanmıştır. Rejimin iç ve dış ilişkilerde kürd karşıtlığına dayalı argümanlar üzerinden siyaset üreterek kendine destek kaynağı yaratma arayışı dur durak demeden sürüyor. Özellikle Suriye kriziyle birlikte bölge

denkleminde Kürtlerin, haklarına, kazanımlarına karşı düşmanlığını çok keskin bir biçimde göstererek sürekli canlı tutmaya çalışıyor. Bu kıyımcı, faşist niteliğinin iktidar, muhalefet ve diğer bütün güçlerininin el birliğiyle örneklerini Kuzey kürdistan ’da hem kayyumlu katliam, yok etme ve tutuklamalarla, hem ittifaklar yoluyla el birliğiyle nasıl icra ettiklerini hergün fiili olarak görüyoruz. Öyle ki, sözde iktidara muhalif olan Millet ittifakı içinde olan İYİ partisi lideri Meral Akşener’in; ‘Iğdır’ da HDP kazanmasın diye aday göstermeyeceğiz, Cumhur ittifakının adayını destekleyeceğiz’ açıklamaları Cumhur, Millet ittifakının Kürd karşıtlığı ve arasındaki ortak özellikleri, benzerlikleri görmek açısından önemlidir. Bu bakımdan HDP’yi bitirme stratejisinin işlevsiz kılınması, geriletilmesi, HDP bileşenleri açısından bu yerel seçimlerin en önemli özelliği olacaktır. Bu nedenle HDP’nin başarısı biraz da bu seçimde oynacağı rolüyle ilintilidir. Doğru alternatifler üreterek çok güçlü sonuçlar üzerinden yeni kazanımlara ulaşması mümkündür.

HDP’ nin seçim Perspektifi ve izlenecek yola ilişkin yapılan açıklamalar bakıldığında somutlaşan durum: ‘Kürdistan’da kazanma, Türkiye’de kaybettirme’ stratejisine dayandığını görüyoruz. Yani Kürdistan’ın il ve ilçelerindeki belediyelerin mümkün derecede hepsini kazanmak ve böylelikle devletin gaspçı, işgalci, çapulcu kayyumlarını söküp atmayı hedeflerken, Türkiye kısmında da Cumhur ittifakına kaybettirmektir.

Türkiye bölgesinde izlenen durumun, Kürdistan’dakinden daha farklı olması, buralarda genellikle büyük şehirlerde HDP’nin Cumhur ve Millet ittifakı karşısında kazanma şansının olmaması nedeniyledir. Bu anlamda iki farklı yaklaşım içinde birinde kazanma, diğerinde kaybettirme taktiğiyle her iki durumda başarılı bir sonuca ulaşmak istenecektir. Burada esas mesele İki taraflı ittifaklardan biri olan Cumhur ittifakınına dolaysıyla iktidar kanadına kaybettirmektir.

Burda bir de şöyle sonuç çıkacaktır, yani bir çok yerde iktidarın Cumhur ittifakına karşı, Millet ittifakı ve onun içinde yer alan CHP’ nin adaylarını destekleme gibi çelişkili bir durum gündeme gelecektir. Bu vesileyle Kürtler için aynı olan iki ittifaktan birine oy verilmesi söz konuşu olacaktır. Bu aynı zamanda HDP seçmenleri açısından iki ucu boklu bir değnek durumuyla yüz yüze kalmak anlamına geliyor. Yanı bu uçlardan birini tutmak, öbür ucu kendinden uzaklaştırmak gibi bir durumdur. Ama öyle de olsa, buradan yine de siyaseten doğrudan CHP desteklendiği çıkarsamı yapılamaz. Burada yapılan CHP üzerinden AKP’nin darbelenmesi gibi bir sonuç üretilmesidir. Bu da önemli olan hedef üzerinden sonuca yönelik bir başarı sağlamaktır.

En yalın haliyle özetlersek pek tabi olarak HDP seçmeninin ve özellikle Kürd seçmenin kendilerine, kendi parti adaylarından başka kimseye verecek oyları yoktur. Ama basitin ötesine karmaşık politik dengelerin derinliğine girildiğinde sorunun daha farklı boyutları vardır. Mesele salt oy kullanmak değildir, kazanma ya da kaybetme noktasına doğru gidildiğinde açılar değişiyor. Eğer bir strateji üzerinden sorunu geliştirmek istiyorsanız taktik hamlelerinizi ona göre belirlemek zorundasınız. Böylesi hallerde önemli olan oyların kime gittiğinden çok, nasıl bir sonuç ürettiğidir.

Örneğin İstanbul’ u düşünelim. Kürd seçmeninin en çok bulunduğu bir alandır. Ancak burada HDP’ nin iktidarı darbelemesi, geriletmesi, kaybettirmesi, ancak CHP adayının kazanmasını sağlamasıyla mümkün kılabilir. İstanbul gibi örnekleri çoğalmak mümkündür. Buna benzer yerlerde HDP kendi seçim planı olan kaybettirme formülünü her bölgenin seçmenleriyle birlikte adayların durumunu da göz önünde tutarak karar geliştirmesi ve sonuç alma şansı yüksektir.

Önemli olan devletin rejimin hile ve ayak uygunlarına fırsat vermemek ve organize olmaktır. Bu anlamda halkın gücünü iyi değerlendirmektir. Bu seçimin en önemli tartışmalarından biri de hiç kuşkusuz Dersim belediye başkanlığına aday olan komünist lakaplı Mehmet Fatih Maçoğlu’dur. Dersim önemlidir. Ve Dersim belediyesini HDP’nin

belirlediği ismin kazanması anlamlıdır. Macoğlu’nun kazanması aynı anlamı taşmıyor. Evet Maçoğlu Hozat belediyesinde yaptığı hizmetler nedeniyle popülaritesi olan biri Özellikle Nohut, Fasulye vb gibi ürünlerle marka olmuş bir isim. Elbette onun bu çalışmaları değerlidir. Ayrıca kişi olarak iyi ve güzel insan olabilir. Bu konuda kişiliğine bir diyeceğim yoktur. Ama onun siyasetten Kürdistan meselesinin içinden geçtiģi süreç ve HDP’nin devlet tarafından kıskaca alınarak yok edilmek istendiği bir dönemde Dersim’de HDP’ye karşı aday olması anlaşılmazdır. Olabilir bu onun hakkı ancak dönem itibarıyla yanlıştır, doğru değildir. O ve partisi dönemin hassasiyetini etik olarak dikkate alması gerekirdi. Kürd davasının ağrılığı nohut ve fasulye üzerine kurulu hikayenin ötesinde bir şeydir. Bir halkın varlık, yokluk meselesidir. Bu kadar baskı ve kuyumlara bir de o eklenmemeliydi. HDP zaten bir ittifak bloğudur. Bu ittifak içinde onunda bir yeri olabilirdi.

Maçoğlu Kendisi komünist inançlı olabilir. Onun niyeti ona, ancak kendisi ve partisinin ezilen ve sömürülen argümanlara sığınarak, Kürd mücadelesini ve haklı davasını milliyetçi, ayrımcı söylemler altından ötelemesi, basitleştirmesi yenilir, yutulur cinsten değildir. İş o tarafa çekildiğinde cillalar söküldüğünde kimin nasıl bir milliyetçi devrimci, yurtsever, kimin nasıl bir inkarcı, şoven, ırkçı milliyetçi olduğu anlaşılır. Maçoğlu ve TKP’ hareketinin komünist işçi söylemi; Kürd halkının ezilmişliği karşısında yine onun meselesinin sunduğu kurtuluş imkanı, özgürlük, eşitlik kavramlarıyla olan ilinti, ilişki ve bağı kapsamında maddi, manevi bütün kutsiyetiyle birlikte devede kulak kalır.Atık bilinmelidir ki, kendilerine bile hayırı olmayan ve geçmişte denenmiş boş ve modası geçmiş söylemler ve dayatmalar üzerinden Kürdlere kazandırılacak bir şey kalmamıştır.