ABD ve AB, Türkiye yi İslam ülkeleri kategorisine sokarak, ABD’ nin Afgan savaşından beri yetiştirmiş olduğu “yeşil kuşak” ve onunla birlikte “yeşil sermayeyi” global bir düzemde geliştirerek İslam sermayesini emperyalist global sermayenin güdümüne sokmayı amaçladı. Erdoğan’ ın “yeşil kuşağın” bir üyesi olması, dolaysı ile Altıncı Filoyu kıblesi yaparak namaz kılarak nasıl bir ABD uşağı olduğunu ispatlaması, ABD ve AB’ nin Erdoğan’ ın üzerinde dikkatle durmasına neden oldu. Erdoğan emperyalizme uşaklığını kanıtladıkça, AB ve ABD emperyalistleri Erdoğan’ la ilgilenmeye özel bir önem verdiler. Erdoğan’ a atfetmiş oldukları önem nedeni ile Erdoğan’ ın siyasi hiçbir sıfatı olmamasına rağmen Erdoğan’ ı Washington’ a davet edip, bir de orada test etikten sonra önündeki bütün kapıları sonuna kadar açtılar. Tabi ki Erdoğan’ ı Washington’ a davet ederken Türkiye’ de ki Deniz Baykal gibi iş birlikçilerini de harekete geçirerek el birliği ile Erdoğan’ ın geleceğini hazırlamaya çalıştılar. Bir yanda Erdoğan’ a BOP projesinin eş başkanlığı payesini verirken, bir yanda da Deniz Baykal Erdoğan’ ın parlamentodaki yerini alması, devletin hiyerarşik yapı içindeki gücünü kazanması için harekete geçirildi.

Derken herkes üstüne düşeni yaparak, Erdoğan’ ı olması gereken yere taşıdılar. BOP eş başkanlığını kullanarak, Arap İslam tarihinde hiçbir liderin İslam’ a vurmadığı zararı vurarak, Globalizmin çıkartmış olduğu “Arap baharını” Arap İslam dünyasının korkunç bir felaketine dönüştürmede çok büyük bir rol oynadı. Libya’ yı bizzat kendi NATO uçakları ile gidip, bombaladı. Onunla da kalmayıp, Suriye’ de yaptığı gibi silah gönderme vb. gibi başka faaliyetlerde bulunma, tahribatı derinleştirmelerinde de bulunma girişimleri de olmuş ki; mevcut Libya yönetimi BM şikayette bulundu. Suriye’ yi desteklemiş olduğu cihatçı örgütlerle savaş alanına çevirdi, “taş üstünde taş” bırakmadı. Yüz binlerce insanın ölmesine, milyonlarcasının yerini yurdunu terk etmesine neden oldu. Mısır’ da Müslüman kardeşlerin lideri Muhammet Mursi’ nin iktidara gelmesine destek oldu. Devamında Mısır Ordusu darbe yaptı, Mısırla Türkiye’ nin ilişkisi kesildi. Almış olduğu BOP eş başkanlığı görevini yerine getirerek, Arap İslam dünyasını harabeye çevirdi.

Olup biten bütün bu gerçekleri gören AİB (Arap İslam Birliği)Erdoğan Türkiye’ sine tavır aldı, Erdoğan Türkiye’ sinin oluşturmayı planladığı “güvenlikli bölge” içinde yer almasına karşı çıktı. Arap İslam dünyası bütün tarihi boyunca Erdoğan’ dan yediği gibi bir darbe yememişti. Erdoğan, İslam dünyasına yapmış olduğu kötülükten sonra Türkiye’ yi İran İslam cumhuriyeti gibi bir despotik dini diktatörlüğe dönüştürme çabasına girişti. Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Türk tipi cumhuriyet vb. gibi ne idüğü belirsiz sıfatlandırmalarla bir İslam despotik diktatörlüğüne dönüştürme çabasına girdi. Ama olmadı, yapamadı. Yapamadı çünkü hem Emperyalizmin kendisine vermiş olduğu misyon o değildi, hem de sosyolojik, ideolojik, politik yapısal özelliği Türkiye’ nin İran despotik yapısına uydurulmasına müsait değildi. Türkiye toplumu iyi kötü seçim yaşamış, burjuva demokrasisini tam olarak olmasa bile belli yapıları ile içselleştirmiş, bir ülke olduğu için Erdoğan amacına ulaşamamıştır. Bu yapısal özelliğinden dolayı Türkiye İran değildi zaten de olmadı. Birçok insan Türkiye’ yi bu haliyle bile İran İslam Cumhuriyetine benzetmeden yanadır.

Türkiye’ nin dini ideoloji ile yönetildiğini savunuyorlar. Hatta “şeriatla yönetildiğini” bile savunanlar var. Şimdi böyle bir durum zaten yok. Gelecekte de olacağını sanmıyorum. Evet Erdoğan toplumun yarısına yakınını İslam dini ideolojisine öyle ya da böyle inandırmış durumda, ama toplumun yarısından fazlası Erdoğan’ ın ideolojik öncülüğünü henüz benimsemiş değil. Benimsemediği gibi toplumun büyük bir çoğunluğu karşı duruş bile göstermiş durumda. Evet Erdoğan bir korku imparatorluğu kurdu, dine dayalı bir despotik diktatörlük oluşturdu, her ne kadar devlet dairelerinde M. Kemal’ in resimleri asılı olsa da Kemalist ideolojiyi devlet ideolojisi olmaktan çıkartıp, ideolojisiz bir devlet yapısı yarattı. Tıpkı yasama, yürütme, yargı gibi kuvvetler ayrımını varmış gibi gösterip, yargının olmadığı bir devlet yapısı yaratmış olduğu gibi. Evet bütün bunları yaptı, fakat İran’ da olduğu gibi yerine şeriat ideolojisini koyamadı. Bu nedenle kurmuş olduğu despotik diktatörlük ideolojiden yoksun olduğu gibi son gelişmelerden görüldüğü kadarı ile ekonomik alt yapıdan da yoksun. Uygulamış olduğu ekonomi- politika ile pazarı dağıttı, şimdide uyduruk yöntemlerle yeni pazarlar oluşturmaya çalışıyor. Dökme su ile değirmen döndürür gibi Pazar ve Pazar ilişkisi yaratmaya uğraşıyor.

Bilinebileceği gibi Pazar ilişkisi üç kilo patlıcan beş kilo biberden ibaret değildir. Pazar ilişkisi aynı zamanda toplumsal bir ilişkidir de. Pazarda insanlar sadece alış veriş yapmazlar, aynı zamanda aralarında son derece sağlıklı dostluk, ahbaplık ilişkileri de geliştirirler. Hatta akrabalık ilişkileri bile. Çünkü Pazar ilişkisi aynı zamanda da bir toplumsal ilişkiler yumağıdır. Erdoğan yönetimi Pazar ilişkisini sadece alış verişten ibaret olarak görüyor. O nedenle her canları sıkıldıkça Pazar iptal ediyor, yeni pazarlar kuruyorlar. Türkiye’ nin her yerini AVM’ lerle doldurdular. Erdoğan ve şürekâsı pazar ilişkisinin insani değerler yönünü bilmiyor. Oysa pazarlarda sadece mal ve meta satılmaz. İnsani değerlerin toplumsallaşan, toplumsal değere dönüşen bölümü de her pazardaki yerini alır. Pazarlarda mal ve meta çeşidi kadar da insan tipi vardır. Pazarda mal ve metanın alış verişi yapılırken, fazla ayırdında olmadan insan tiplerinin kendilerine has kişilikleri de birçok insan için örnek kişilikler olarak ilgi görmeye başlar. Örneğin Erdoğan : domates, sivri biber, patlıcan gibi sebze çeşitlerini sayarken onların yanına şimdiye kadar defalarca seçim kazanmış olduğu “mermiyi” de ekleyince, devamında “mermi kaç para” diye sorunca Erdoğan’ ın da şürekâsının da Pazar ilişkisinin insani boyutunu hiç bilmedikleri ortaya çıkmıştır.

Bu gerçeği bilmedikleri için Pazar ilişkisini “yaz boz tahtasına” çevirmişlerdir. Pazar ilişkisini basit bir çadır ilişkisi gibi görüp, açınca açılan kapatınca kapanan bir ilişki gibi görüyorlar. Hal bu ki Pazar ilişkisinin tarihsel materyalist bir yanı vardır. İdealist kafa yapıları bu gerçeği göremezler. Pazarın materyalizmle ilgili yanı tarihsel olmasından kaynaklıdır. Her pazarın tarihsel ve toplumsal bir yanı vardır. Tarihsel ve toplumsal yanı olmayan pazarlar, Pazar olarak görülemezler. Pazarların onlarca hatta yüzlerce yılı bulan geçmişleri vardır. Zaten liberal kapitalizm de Pazar ilişkisi ile oluşup, gelişti. Bir sermayenin “ulus ötesi” olarak nitelenebilmesi için başka ülke ya da ülkelerin pazarlarına girmiş ve söz konusu pazarları etkisi altına almış olması gerekir. Bunu yapamamış yani uluslararası pazarlara girememiş, egemenlik kuramamış bir sermaye “ulus ötesi” olarak nitelenemez. Erdoğan şimdiye kadar göstermiş olduğu ve “bu kaç para” diye sorduğu mermi ile kazanmış seçimleri, şimdi dağıtmış olduğu Pazar ilişkisi ile kaybedecektir. Evet şimdiye kadar ki seçimleri fiyatını pazarcıya sorduğu mermilerle kazandı. Cerablus, EL BAB, Afrin gibi savaşla işgal etmiş olduğu her Suriye ve Kürt topraklarının her birinin bedeli de ayrıca seçimler oldu.

Mermilerle toprak işgal ederken söz konusu toprakların bedeli olarak ta seçim kazanıyordu. Esasında o zamanda seçimi savaşla değil pazarla kazanıyordu, ama Erdoğan metafizik kafa yapısına sahip olduğu için seçimi ne ile kazanıp, ne ile kaybettiğinin muhasebesini doğru yapamıyordu. O nedenle mermi Erdoğan için çift kazançlı, yani hem seçim hem de toprak kazanan bir mal, meta konumunda idi. Gelinen noktada Erdoğan’ ın ne söz konusu mermilerle işgal edebileceği bir Suriye toprağı kaldı, ne de kazanacağı seçim. Erdoğan neyi nasıl hesap ederse etsin artık kaybetmenin eşiğine gelip dayanmış durumda. Erdoğan’ a kaybettiren bir numaralı faktör dağıtmış ve dağıtmakta olduğu Pazar ilişkisi olacaktır. Erdoğan seçimi kazanmak için son derece basit ve uyduruk yöntemlere baş vurarak sözüm ona spekülatif Pazarlar yaratıp meta fiyatlarını düşürerek 31 Mart seçimini kazanmaya çalışıyor. Bu yapmış oldukları ile seçimi kazanmak değil, kaybedecektir. Çünkü seçim İngiliz lordunun dediği gibi “ekmek peynir meselesidir”. İngilizler merkantilizmden emperyalizme geçerken yoğun tartışmalar yaşadılar. Bir İngiliz lordu karşıtlarını ikna edebilmek için “politika ekmek peynir meselesidir ya sokaktakileri ekmek peynirle doyurursunuz ya da onlar seni yerler” demişti. Erdoğan “ekmek peynir” verirken her seçimi kazanıyordu.

Tabi ki dini ideolojinin seçim kazanmada rolü büyüktü, ama “ekmek peynir “ kadar değildi. “Ekmek peynirin” yanında katık olarak dini de versen “yerler” değilse, İngiliz lordunun dediği gibi seni yerler. Evet Erdoğan kendisine seçim kazandırdığını sandığı “merminin de” şimdiye kadar yandaşa yedirmiş olduğu “ekmek peynirinde” sonuna gelmiş bulunuyor.

Teslim TÖRE

12 Şubat 2019