Türk devleti nereye koşuyor veya niye yerinde sayıyor? Çelişik bir durum değil mi? Bir taraftan başını sağa-sola çarparak yol almaya çalıştığı gözleniyor ama diğer yandan aslından Kemalist devletin kuruluş ilkelerinden direterek yerinden sayıyor. Bu da, Türk egemenlik sahiplerinin paradoksu. Niye içte barışık değil? Niye komşularıyla sürekli bir savaş halindedir? Niye dünya sistemi ile uyumlu değil? Sorgulanması gerekir. Doğru sorgulayabilirsek gelişmelerin yönünüde doğru kavrayabiliriz. 

Türk egemenlik sistemi, kimlik bunalımı yaşıyor. Hem içte halk ile ve hem de uluslarası sistem ile uyuşamıyor. Bunun ötesi bunlarla çatışıyor. Uyum sağlayabilmesi için demokratikleşmesi gerekiyor. İçte tekçiliği bırakması, dışta uluslararası sistemin Orta Doğu’ya vermek istediği yeni statüyü kabullenmesi gerekiyor. Mevcut sistem ve politikalarla bunu yapması mümkün görünmüyor. Çünkü tersi bir politika oluşturması beka sorununun tehlikeye gireceğine inanıyor. Bu nedenle Türkiye ekonomik krizin ötesinde derin bir siyasi kriz yaşıyor.

Kemalist cumhuriyetin kurulmasıyla uygulana gelen Kemalist düşünce topluma bir süre sonra dar geldi. Sistem sahipleri, yani buna ister derin devlet, ister çekirdek devlet veya devlet aklı deyin Kemalizmi tamamlayan yeni bir paradigma oluşturmaya ihtiyaç duydu. Kurtuluş islamda bulundu. Türk-İslam sentezi oluşturuldu. İslami düşüncenin gelişmesi yolunu açtı. Bunu özelikle 12 Eylül 1980 askeri darbe ile devletin resmi politikası haline getirdi. Fetullah Gülen sahaya sürüldü. Kendisine bir kurtarıcı olarak bakıldı. Fetullah Gülen Hareketi, her ne kadar “ılımlı islam“ olarak sunulsada esasta devletçi, Türkçü bir hareket özeliğini taşıyordu. Bu nedenle devlet aklı ve mevcut siyasal güçlerin desteğinin almasıda buradan gelmekteydi. Sistem sahipleri sahiplendiği gibi mevcut tüm partilerin desteğini aldı. Adam öyle şişirildi ki ellini öpmek için mevcut parti liderleri olmak üzere devletin temel kurumlarının başındaki şahsiyetler kuyruğa girdi. Bu Batı sistem sahiplerininde işine geliyordu. Radikal İslamist Hareketi ancak “ılımlı islamcı“ dedikleri bu çevrelerle sistemi kontrollerine alacaklarını sandılar. Ama yanıldılar. Çünkü Türk devlet aklı, bir müddet sonra bunu kendi bekaları için tehlike olarak gördü ve tasfiyesine karar verdi. 15 Temmuz 2016 kalkışmasıyla noktayı koydu. 

Nedeni belli. Türk devlet aklı, “ılımlı islamı“ sistem için tehlikeli gördü. Onu tasfiye edip yerine radikal cihatçı islamı monte etti. Bu da, Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin temsil ettiği ve ifadesini İhvanı Müslüm’de (Müslüman Kardeşler) bulmaktadır. Fakat bu da, kontrolludur. Buna ihtiyaç duyulmasının nedeni bu çizginin çok güçlü bir kitle desteğinin olduğudur. Devlet aklının sistemi devam ettirebilmesi için bu desteğe ihtiyaç duymaktadır. Yoksa bu çizgiyi çok sevdiğinden değildir. Çünkü esas dayanağı olan şu an Avrasyacılıkta ifadesini bulan Kemalist ekip kitle desteğinden yoksundur. Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin kitle desteğine ihtiyaç duyulduğunda onunla bir uzlaşmaya gitmek zorunda kalındı. Fakat bu iki çizgi arasında derin çelişkiler var. Her an bir iç savaşa tutuşabilirler. Bugün buna baş vurulmuyorsa esas neden Kürd/ Kürdistan sorunundan korktukları içindir. Bu sorun olmasa çoktan askeri olarak hesaplaşırlardı. Buna rağmen sistem sahipleri bu tehlikeye rağmen bu uzlaşmayı şimdilik gerekli görmektedir. 

Nedeni; Kürd/Kürdistan sorunu karşısındaki korkularıdır. Bunu kendi varlık, yokluk nedeni saymalarıdır. Bu nedenle her halükarda cumhuriyetin temel felsefesine uygun olarak Kürdler yok sayılacak ve tarihte yok edilmeye çalışılacak. Politika budur. Fakat bunu yüzyıldır uyguladılar. İki toplum arasında onarılmaz yaralar açmalarına rağmen başaramadılar. Bugünden sonrada başaramazlar. Kürdleri yok edemeyecekleri gibi yükselişlerinide engelleyemezler. Dahası insanlığın geldiği bu aşamada hiç kimse Türk-Kürd ilişkisinin mevcut konumuyla sürmesini kabullenmediğidir. Sorunun demokratik olarak çözümünü dayatmaktadırlar. Bunuda Türk devlet aklı kendi yok oluşuna yorumlamaktadır. Ve silahlı çözümde diretmektedir. Doğu Perinçek’in “Siyasi çözüm şansı yok,“ derken mevcut Türk devlet aklın düşüncesini dile getirmiş olmaktadır. Bu, Kürd-Türk savaşı dahada boyutlanacaktır demektir. Şu an süren savaş işin başlangıcıdır. Savaş sadece Kürd-Türklerle sınırlı. İran operasyonu sonrası devreye tıpkı Irak ve Suriye’de olduğu gibi başka aktörlerde katılacaktır. Bu da, savaşın Türkler aleyhine sonuçlanmasına yol açacaktır. Siyasi çözüm işte bu koşullarda gündeme gelecektir. 

Erdoğan ve ekibi ile Avrasyacı kesimlerin uzlaşmasının nedeni vurgu yaptığımız sadece Kürd/Kürdistan sorunu ve Fetullah Gülen şahsında ifadesini bulan “ılımlı islam“ çizgisiyle sınırlı değildir. Artı mevcut sistem açısından daha tehlikeli bir gelişme daha boy gösterdi. Bu da, ifadesini 15 Temmuz 2016 kalkışmasında kendini “liberal-demokrat hareket“e bulmaktadır. Ki cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye’de gelişen en ilerici hareket özeliğine sahip bir çizgi oluşuyla Anadolu toplumunun aydınlık yüzü olarakta görmek mümkündür. Ne yazık ki bu hareket mevcut koşullarda ismen bile kendini legale taşımayı göze alamadı. Çok zor şartlar altında çalışarak, tabulara boşa çıkarmaya çalışarak, altan toplumu değiştirme çabasını verdi. Çok önemli değişimlerede imza attı. Bazı kesimlerce çokça vurgu yapılan “Türkiye’de sosyalizmi inşa sorunu,“ doğmatik bir düşünce olarak kala dursun Türk toplumu mu dersiniz, Anadolu toplumu mu ne derseniz deyin bu toplumun sosyalizm öncesi demokrasi sorunu vardır. Bu sorun çözülmesi gereken acil sorundur. Liberal-demokratların çabası buna yönelikti ama ne yazık ki başarılı olamadı ve kesintiye uğradı. Sistemin “sahibi biziz,“ diyen Kemalist güçler, dahası Kemalist devlet aklı bunun tedbirini aldı ve 15 Temmuz 2016 kalkışmasıyla kendilerine yöneldi. Büyük darbeler vurdu. 

Buna rağmen sistem sahipleri bunlar yokmuş gibi bir politika izledi. Bugünde öyle davranmaktadır. Bunları hem iç kamuoyuna, hemde uluslararası kamuoyuna “Fetocu“ kimlikle sundu. Ki bu grup 15 Temmuz 2016 kalkışmasının ana gövdesini teşkil eden gruptu. Türk ordusunun %50-60, Hava Kuvvetlerin %70’ini, yargı sisteminin ve bürokraside önemli bir güç idiler. En büyük eksikleri halktan kitle desteğinin olmayışlarıydı. Zaten 15 Temmuz 2016 kalkışmasında yenilmelerinin bir nedeni Rusya’nın Avrasyacı ve Erdoğancı kesimi her alanda desteğinin yanı sıra güçlü bir kitle desteklerinin oluşuydu. Batılı güçlerde her ne kadar düşünsel olarak liberal-demokrat hareketi desteklesede kalkışmada başarılı olunamayacaklarını anlayınca fiili olarak destek sunmadılar. Fakat kendilerine daha evvel “üzerinize gelecekler, tedbirinizi alın,“ dediğide bilinmektedir. Üzerlerine geleceğini bilerek kendilerini koruma tedbirini aldılar. Fakat tüm iddialara rağmen darbe yapma diye bir plandan bahsetmek mümkün değildir. Böyle bir program, planları yoktu. Devlet aklı üzerlerine gidince kendilerini korumaya çalıştılar. Erdoğan ve Avrasyacıların saldırısı karşısında direndiler ama Rusya’nın karşı cephede fiili olarak yer alması ve destek vermesiyle yenildiler. Büyük bir darbe aldılar. Binlercesi işkenceli sorgulardan sonra tutuklandılar. Büyük bir kesimide yurtdışına çıkmak zorunda kaldılar. Şu an bile ordu dahil birçok kurumda büyük oranda destekleyicileri olsada başsız kalan bu hareket şimdilik büyük oranda bir yenilgi aldı. Buna rağmen tasfiye devam edilmektedir. Avrasyacılar ile Erdoğan’ın şu an uzlaşmasının bir nedenide bu ekibe karşı birlikte durmayı kendi gelecekleri açısından doğru görmelerindendir. 

15 Temmuz 2016 kalkışmasının sonuçları Batı sistemi içinde büyük bir darbe oldu. ABD’li General’in dediği gibi, “Türkiye’de birlikte iş yapacağımız bir muhatabımız kalmadı,“ durumuna gelindi. ABD veya Batı şu an Türkiye üstünde bir yaptırım gücüne sahip değildir ama elindeki kozlarla onu köşeye sıkıştırmak ve ona boyun eğdirmekle ancak onunla yürüyebilmektedir. 

Nedeni açıktır. 15 Temmuz 2016 kalkışmasıyla ordu, yargı ve bürokrasideki tüm Batı ile iyi ilişkiler içindeki güçler tasfiye edildi. Avrasyacı-Ergenekoncu Kemalist Doğu Perinçek’in iddiasına göre, “Türk ordusu içinde 30 bin NATO’cu subay atıldı.“ Diğer kurumlardaki atılanlarıda buna eklerseniz Batı yanlısı güçlerin devlet örgütlenmesinden tasfiye edildiği görülür. Batı sisteminin Türkiye ile yaşanan sıkıntının esas nedeni budur.

Doğu Perinçek, her ne kadar tasfiye edilenleri genel bir ifade ile “NATO’cu“ olarak tarif etsede işin gerçeği tam olarak öyle değildir. Tasfiye edilenlerin bütünü NATO’cu değiller ama batı değerlerini beğenmiş kesimler olduğu kesindir. İçlerinde NATO’cu olanların olduğu gibi değişik kanatlarda vardır. Dincisinden devletçisine, demokratından sağ ve sol liberaline kadar çok kanat mevcuttur. Hepsinin ortaklaştığı konu Türkiye’nin mevcut politikasıyla kendisini geleceğe taşıyamayacağıdır. Taşıyabilmesi için Batı değerlerini özümlemiş demokratik bir sistemin gerekliliğine inanmalarıdır. Bunun çabasını veren bu güçler, Türk devlet aklı tarafından korkunç bir şekilde tasfiye edildiler. 

Batı sistemi ve de bu sistemin lideri olan ABD bunu hazmeder mi? Buna karşılığı olmayacak mı? kuşkusuz olacaktır. Türk devlet aklı, 15 Temmuz 2016 operasyonu ile Batı yanlısı güçleri tasfiye etmesiyle ABD ve Batı’nın Orta Doğu politikasına direneceğini gösterdi. Direniyor ve elinden geleni yapıyorda. Fakat boş bir çaba. Karşılarında süper güçler var. Bunların politikasını boşa çıkarmak Türkiye’nin başarabileceği bir iş değildir. Kendisini dayatmasıyla ABD ve müttefiklerine geri adım attıracak güçte değildir. Ki yanı sıra ABD ve müttefikleri Türkiye’nin stratejik konumu ve bölge üzerindeki çıkarlarından asla vaz geçmez. 15 Temmuz 2016 tasfiyesinin hesabını çok ağır ödetir. Bu da, süreç meselesidir. 

ABD, Türk egemenlik sisteminin mevcut sahiplerinden bunun hesabını mutlaka soracaktır. Bunun planı yapılmış, dosyalanmış, şu an çekmecede beklemektedir. Ne zaman mı çıkarılır? İran operasyonu sonrası Türkiye’nin dosyasının açılacağı kesindir. Türk egemenlik sistem sahipleride bunu çok iyi biliyor. Bunun tedbirini almaya çalışıyorlar ama hiçbir tedbir Türkiye’nin parçalanmasının önünü almaya yetmeyecektir. Çünkü harita çoktan çizilmiştir. 

10 Şubat 2019