Ömer Ağın Yazdı: ÜÇÜNCÜ SEÇENEK OLMAKTAN VAZGEÇİLEMEZ…

Rejim partileri ve “derin” yapıların Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı yeni bir saldırı başlattıklarını ve buna uygun kıvrak taktikler geliştirdiklerini görmek gerekir. Yaklaşık yüz senedir, özellikle son kırk yıldır, Kürt halkı bin bir fedakârlık ve emekle verdiği mücadele sonucu kitlesi içinde “kendisi olan” ve bunu kendi üslubuyla dile getiren bir kavram geliştirdi. Örneğin her seçim arifesinde sözü edilen Kürt kitlesine “kime oy veriyorsun” diye sorulduğunda “kendime oy veriyorum” diyen bir “Kürt özgürlük kitlesi” oluştuğunu bilmeyen yoktur.

Bu cevap sadece bir düşünceyi anlatmak değil, aynı zamanda bir mücadele yönteminin kavranıp “maddi bir güce” dönüştüğünün de göstergesidir. Kürtleri “Kürt yapan” ve de demokrasi güçlerini eşitlik ve özgürlük talebi etrafında birleştiren temel olgu budur. Tüm dünya, dost-düşman bunun böyle olduğunu bildiği için bu konu herkesin ilgi odağına oturmuş durumdadır. Tüm legal kazanımlar ve elde edilen demokratik mevziler bu kitlenin ardıcıl mücadelesi sayesinde yaratılmıştır. Kimi zaman bu kazanım geriletilse ve erozyona uğratılsa bile yok edilememiştir. Rejim partilerini ve sistemi korku ve kaygıya düşüren bu gerçek olmuştur. “Seçimleri kazansalar dahi yeniden kayyum atarız” anlayışını yaratan da, Akşener’in Iğdır’da “HDP kazanmasın diye aday çıkarmama kararı”nın bir nedeni de bu korkudur. Yenilmez bir “maddi psikolojik üstünlük” kazanan bu kitleye şimdi tüm olanaklarla saldırıya geçilmiştir. Kavranması gereken temel nokta budur.

Parlamentoyu “nitel olarak” Kürt halkına kapatmak, legal demokratik hareketi “etkisizleştirmek”, kazanımları ideolojik ve politik olarak sığlaştırmak, paradigmayı unutturmak her türlü imkan kullanılarak devam ederken “Kürt özgürlük kitlesini” dağıtmak için yeni taktikler devreye sokulmuştur. Şimdi de “ben kendime oy veriyorum” diyen, devrimci duruşu ve maddi güç haline gelmiş psikolojik var oluşu kırmak için atağa kalkılmıştır. Bu sıradan bir taktik değil, stratejik bir hamledir. Ne yazık ki kimi sol çevrelerin “şartlar gereği faşizmi geriletmek için başka partilere oy verilebilir ve ittifaklar kurulabilir” türünden içeriğinin ne olduğu belli olmayan laflar söylemeleri de bir talihsizlik olmuştur. İlke olarak ittifakları reddetmek bizden uzak olsun. Kuşkusuz, “kendisi için” yapılan ilkeli ittifaklar ile içi boş demagojik söylemler tamamen birbirinden farklıdır. İlkeli ittifakların da çeşitli biçimlerinin olduğu bilinir. Sıralarsak; 1)- Sadece dostlarını ve devrimci mücadeleyi güçlendirmek için yapılabilen ittifaklar. 2)- Politik ortamın ve devrimci kazanımların varolandan “daha geriye” gitmesini engellemek için yapılan ittifaklar. 3)- En önemlisi devrimi gerçekleştirmek ve onun kazanımlarını korumak için yapılması gereken ittifaklardır…

Sözü edilen şey ise bambaşkadır. Kürt özgürlük kitlesinde ideolojik bir ikircim yaratmak suretiyle bu kitle içinde “ikinci yol yaratma” uğraşı sezilmektedir. Deyim yerinde ise, “Kürt özgürlük kitlesinin” düşüncesini bulandırarak “başkalarına da oy verilebilir” seçeneğini meşrulaştırmak, “kendisi olan” kitlenin “kaynağını” kırmaktır. Karşı çıkılan budur. O nedenle bu yerel seçimler kendi cürmünü çoktan aşmıştır denilmektedir. Başta aday “belirleme” yöntemi ve seçime katılma alanları olmak üzere tüm seçim taktik ve stratejisinin bu koşullar dikkate alınarak saptanması bir zorunluluktur. Fırat’ın batısı da dahil olmak üzere “özgün kimlikle” seçim çalışmalarına katılmak, “kalıcı örgütsel” yapıları canlandırıp, yenilerini yaratacağı gibi, ideolojik konumları güçlendirip, “paradigmayı” temel devrimci şiar yapma yolunda olanak yaratır ve de “tecridin kalkması” için gerekli olan kamuoyununun yaratılmasına katkı sunar.

Önemlisi başta AKP olmak üzere diğer rejim partilerinin içine yuvalanmış Kürtlerden ve bu partilerden hoşnut olmayan sağduyu sahiplerinden küçümsenmeyecek derecede oy alabilir. Bilindiği gibi tecride karşı ulusal ve uluslararası duyarlılık artmıştır. Bu istem artık salt bir ajitasyon ve propaganda talebi olmaktan çoktan çıkmıştır. Bu konu için açlık grevine girmiş devrimcilerin sağlık sorunu uçuruma dayanmış durumdadır. Bölgedeki karmaşık durumu da katarsak bu seçimlerde izlenecek doğru bir politika çok kalıcı izler bırakacaktır.

Şimdi CHP ve AKP tahlili yapmak ve onların kurduğu ittifaklardan birine üstü kapalı da olsa destek sunma zamanı değildir. Çünkü üçüncü seçenek olmaktan “vazgeçmek” paradigmada ciddi bir ideolojik gedik açacaktır. Evet “Kendime oy veriyorum” diyen özgürlükçü kitlenin etrafında çok ciddi bir devrimci güç doğmuştur. Korunması gereken budur. İkincisi, “kendime oy veriyorum” diyen özgürlük kitlesinde devrimci alışkanlık özgün bir mücadele biçimi yaratmıştır. Kimselerin “bu kapıları aralamaya” hakkı yoktur. Bu kapılar bir kez aralandığı taktirde korkarım bir daha kapanmayabilir.

Ömer Ağın