Türkiye’de onlarca yıldır CHP sözüm ona “ana muhalefet” partisi olarak bilinir. Ama ülkenin dış ve iç politikada dönmekte olduğu keskin virajlarda süreci belirleme, ülkeye yeni bir yön verme vb. gibi hiçbir işlev üstlenmemiştir. Ne yaşanmış olan üç askeri cunta dönemlerinde, ne “rot-balans ayarı, e-muhtıra” gibi cunta girişimleri dönemeçlerinde bırakın yönlendirme girişimlerini herhangi bir varlık bile gösterememiştir. Göstermiş olduğu en ileri varlık, bütün cunta ve cunta girişimlerine destek vermek, gereken olanakları sağlamak olmuştur.

ABD’nin Truman Doktrini zorlaması ile CHP’nin tek partili sistemden çok partili sisteme geçişini bile askeri cuntalar önceleri TİP, TSİP gibi sol partileri kapatırken CHP cuntanın eline çivi ve çekici vererek çivilemesini sağlıyordu. 12 Eylül’de sıra düzen partilerine gelmişti, başta CHP olmak üzere bütün burjuva partileri de kapatıldı. CHP, “Cumhuriyet duruyor” dercesine her şeye razı oldu. Ne sokağa çıktı, ne itiraz etti, öylesine geçiştirdi. Cuntalar bu süreçte başbakan yokluğu çekmişlerse başbakan, bakan eksiklikleri olmuşsa bakan takviyesi vererek, üzerine düşeni yapmıştır. Hiçbir askeri cuntaya karşı durmamış, tersine ne eksiklikleri varsa tamamlamaya çalışmıştır.

Kendini ana muhalefet sanan CHP, askeri cuntalar döneminde onlara vermiş olduğu desteğin aynısını “Cumhuriyet’i yıkıyor, değiştiriyor” diye feryat ettiği Devri Erdoğan’da Erdoğan’a da yaptı. Erdoğan’ın dönmekte olduğu en sert virajlarda hep Erdoğan yönetimine yedek lastiklik işlevi gördü. Sınır ötesine asker çıkartmak, Suriye’nin topraklarının bir kısmını işgal etmek, Suriye iç savaşında taraf olarak yer almak, “Yenikapı Ruhu” yaratmak, parlamenterlerin dokunulmazlığını kaldırmak, HDP’yi kriminalize ederek siyaset dışına itmek vb. gibi bütün konularda: CHP istinasız, sadece destek değil, Erdoğan’ın hep yedek lastiği ya da koltuk değnekliğini yaptı. Özellikle 7 Haziran seçiminden sonraki süreçte Erdoğan’la anlaşarak açık açık siyasetin en adi, aşağılık numaralarına yatarak, siyasetin simsarı konumuna düştü. 24 Haziran genel seçimi sürecinde ve özellikle de sonrasında solucanlar gibi yerlerde süründü, utanç verici konuma düştü.

AKP-MHP “cumhur ittifakı” karşısında HDP’yi dışlayarak İYİ Parti ve Saadet Partisi ile “Millet” ittifakı kurdu. 31 Mart seçimi yaklaştıkça aynı ittifakı devam ettirmeye çalışıyor, ama Saadet Partisi söz konusu ittifakta yer almadı. İYİ Parti ile CHP ittifaklarını daha da büyüterek devam ettirdiler. Ama bir muhalif güç gibi değil, Erdoğan ve Devlet Bahçeli faşizminin yedek lastiği olarak büyütüp devam ettiriyorlar. Erdoğan ve Devlet Bahçeli CHP, İYİ Parti ittifakına “şer ittifakı” gibi, Erdoğan CHP’ye “çamur, çöp” vb. sıfatlar yakıştırdıkça CHP’nin ittifak ortağı İYİ Parti Iğdır ve benzeri yerlerde HDP kaybetsin diye aday koymayıp AKP, MHP adaylarını destekleyeceğini açıklıyor. CHP, İYİ Parti sözüm ona muhalefet adına bu siyasi simsarlıkları yaparken HDP, yedi büyük ilde belediye başkanı adayı çıkartmayacağını açıklayınca hem faşist ittifakı hem de şoven CHP, İYİ Parti ittifakı fena halde panikledi. “HDP acaba ne yapmak istiyor, ittifakı mı bozacak, AKP’yi mi destekleyecek” gibisinden panik havaları ortalığı kapladı. HDP, bir anda siyaset arenasını belirleyen bir konuma geldi. Söz konusu süreç bütün yönlendiriciliği ile gelişirken, İzmir HDP il Eş Başkanı bir haber merkezine CHP’nin İzmir adayını “kesin destekleyeceklerini” söylemesi üzerine siyasi arena bir anlığına da olsa birbirine girdi. Bunun üzerine Erdoğan çıkıp, CHP’nin nasıl çöp, ne kadar çamur olduğu üzerine nutuk çekerken CHP neredeyse: ”vallahi billahi biz bilmiyoruz, haberimiz yok” dercesine bir tutum takındı.

Tabi ki; CHP’nin bu yapısı T.C.’nin kuruluşuna dayanıyor. T.C. Devleti objektif doku ve dengeler üzerine değil, tümü ile sübjektif doku ve dengeler üretilerek ulus devlet olarak, modernize üzerine inşa edildi. Türkiye toplumunun çok dinliliği, çok dilliliği, sınıflılığı sübjektivizm tarafından görmezden gelinerek monolitik bir üniter devlet yapısı oluşturuldu. Türkiye toplumunun doku ve dengelerine, eşyanın doğasına denk bir devlet yapısı oluşturulamadığı için T.C. Devleti kuruluşundan beri sorunlu bir devlet olarak yaşamını idame ettirmeye çalıştı. Ve hala aynı minval üzere devam etmeye, CHP de ismi hala “Cumhuriyet” diye söz konusu devleti takip etmeye devam ediyor. Peki bu keşmekeşlik ne zamana kadar devam eder? Devlet, cuntalar döneminden geçip, devri Erdoğan’ı da geride bırakıp, demokratik bir devlet biçimini alıncaya kadar bu keşmekeşlik durumu devam edecektir. Edecektir çünkü Türk toplumu bu topraklara yani Anadolu’ya “davetsiz misafir” olarak gelmemiştir. Kürt toplumunun daveti üzerine gelmiş, onunla birlikte yaşamış, Malazgirt’te beraber Bizans’ı yenilgiye uğratmış, oluşturulmuş olan Osmanlı Devleti’ne Kürtler de çeşitli sancak, beylik ve bayraktarlıklarla katkıda bulunmuş, devlete destek vermiş ve iyisi kötüsü ile Osmanlı’nın çöküşüne kadar olan bin yıla yakın bir süreci birlikte geçirmiş, tasayı da, kıvancı da birlikte paylaşmışlar.

Söz konusu sürecin başka bir dokusal özelliği olan Alevi-Bektaşiler de öyle. Alevi-Bektaşiler her ne kadar bin yüzlerden beri Osmanlı zulmüne uğramaya başlamış olsalar bile Yeni Çeriler Osmanlı’nın kılıcını çekmeye devam etmiştir. Osmanlı’dan önce de var olan Kürt, Alevi-Bektaşi gibi öğesel toplumsal doku ve dengeler, Osmanlı döneminde de devam etti. Ancak Cumhuriyet’e geçişte inkar edilip, yok sayılıyorlar. Ama sübjektif faktörün inkar edip yok saydığı hiçbir toplumsal doku ve ona denk dengeler diyalektik ve tarihsel materyalizm tarafından da inkar edilip yok sayılamaz.

Osmanlı döneminde varlıklarını devam ettirmiş olan söz konusu toplumsal doku ve dengeler nasıl ki Osmanlı döneminin çok sesli, çok dilli, çok inançlı, çok kültürlü çoğulculuğunu oluşturuyorlar ise Cumhuriyet’in de demokratik yönünü oluşturacaklardı. Ama Türk şovenizmi sübjektivizmin havasına kapılarak onları inkar ederek dışladı. O nedenle Cumhuriyet demokrasiden yoksun, ceberrut bir baskı aygıtı olarak oluştu ve ceberrut bir sistem olarak da devam ediyor.

Ceberrut Cumhuriyet sistemi üç temel doku ve dengesini inkar ederek oluştu. Birisi: Kürt dinamizmi, ikincisi: Alevi-Bektaşilik, üçüncüsü ise: “sınıfsız sömürüsüz” diyerek insan toplumunun olmazsa olmazı olan sınıfı inkar etmiş olmalarıdır. “Sınıfsız, sömürüsüz, imtiyazsız” toplum diyerek başta işçi sınıfı olmak üzere bütün sınıfları yok saymışlardı. Tarihsel materyalizmin diyalektik yapısı olan toplumsal doku ve dengelerin böylesine hoyratça inkar edilerek kurulmuş olan T. Cumhuriyeti kurulduğu günden beri sorunlu yaşadı ve öyle yaşamaya da devam ediyor. Doğanın boşluk tanımadığı, doğa kadar kesin bir gerçeklik olduğu toplumlar tarihinde defalarca somut olarak görülmüştür. Bunun bir örneğini de Türkiye’de yaşayarak görmeye davam ediyoruz. Cumhuriyet’in kurulurken kâle almadığı ya da inkar ettiği: Alevilik-Bektaşilik, Kürt Halkı’nın varlığı ve işçi sınıfı onlarca yıldır emekle sermaye sistemdeki yerlerini almak için amansız bir mücadele veriyor. Aleviler nerede ise: “kalu beladan beri” amansız bir mücadele yürütüyor. Kürtler: Şeyh Said, Dersim, Koçgiri isyanlarından beri sitemi “ulusların kendi kaderini tayin” edebileceği demokratik ulus kıvamına getirmeye çalışıyor.

Bu her üç toplumsal doku ve yaratmış olduğu denge, sistemi sürekli bir şekilde sallıyor, silkeliyor, Erdoğan’ın deyimi ile sistemde “metal yorgunluğu” yaratıyor. Belirmek gerekir ki; söz konusu toplumsal dokular sistemi ne kadar inatla yorup, silkeleyip, sallıyor, pörsütüyorsa sistem de onlarca yıldır aynı inatla karşı koyuyor, direniyor her geçen gün diktatörlük dozunu daha da artırarak, kendini idame ettirmeye çalışıyor. Siyasi gericilikten askeri faşist diktatörlüklere, askeri diktatörlükten Erdoğan’ın uyduruk “Türk tipi başkanlığa” geçerek gerici, şoven, faşist niteliklerini korumaya canla başla çalışıyor. Sistemin bütün bu çabaları içinde de her zaman CHP bulunmaya devam etmiştir ve devam ediyor.

Bu üç dinamiğin içerisinde en aktif olanı Kürt dinamizmi. Kuşkusuz her üç dinamizm de birleşse, birlikte devam etse amaca daha çabuk varılır. Özelikle son dönemlerde dünyada ve Türkiye’de gelişmekte olan kadın hareketi mücadeleye çok büyük ivme katıyor. Bu dörtlü biraz daha gelişirse sistemi değişime zorlar. Ama henüz o noktaya gelinmedi. Bu nedenle, Kürt dinamizmi mevcut haliyle Apo’nun deyimi ile “Cumhuriyet’i Türkler kurdu, Kürtler de demokratikleştirecek” dediği noktaya doğru hızlı bir gelişme seyri yaşanıyor. Özgürlük Hareketi mücadeleye güçlü bir dinamizm katarken HDP, sistemi fiilen değişime zorluyor. HDP’nin bu zorlaması sadece sistemi değil, CHP’yi de değişime zorlamaktadır. Onlarca yılın mücadelesi CHP değişmeden sistemin değişmeyeceğini somut olarak göstermiştir.

Özgürlük Hareketi mevcut gidişata çok önemli katkılarda bulunuyor, ama HDP, faşist Cumhur ittifakı ile birlikte onun karşıtı gibi gözüken, ama esasta destekçisi olan gerici partilerle birlikte sistemi topyekün bir şekilde panikletebiliyor. Demokrasi amaçlı 31 Mart yerel seçimleri ile ilgili siyaseti başta Cumhur ittifakı olmak üzere bir bütün olarak sistemi sarsmaya, sallamaya başladı. Bu başlangıç seçim sonuçlarının yüksek rihter ölçekli bir depreme dönüştüreceğine işaret ediyor.

Teslim TÖRE

4 Şubat 2019