KOMŞULARI RAHATSIZ ETMEYELİM…

İnsan Güney Kürdistan yönetiminin içinde olduğu açmazları, çıkışsızlıkları anlıyor. Ki birçok garipliği de bu zorunlukları göz önüne alarak anlayışla karşılamaya çalışıyoruz.

Fakat bugün olduğu gibi sömürgecilerin saldırganlıklarını bile aklamak, savunmak, mazur göstermek düzeyine gelince “dur hele!” demek de gerekiyor.

Bağdat yönetimi TC’nin Güneye saldırarak sivilleri öldürmesini ve halka korku salmasını kınarken; KÜRDİSTAN bölgesel Yönetimi adına Neçirvan Barzani, “bombardımanın nedeni PKK’dir” diyerek TC’nin saldırılarında haklılık buluyor. Saldırıları kınamaya gerek görmüyor.

“Hayır! Sen hiç bir nedenle sivilleri bombalayamazsın, halka korku salamazsın” diyemiyor.

“Topraklarımızı kullanarak kimsenin komşularımıza saldırmasını kabul etmiyoruz” diyor. Sanki ölen, öldürülen Kürt çocukları, sivil halk değil de TC mağdur olmuş zannedersiniz!

Peki “topraklarınızda” TC’nin işgalci ordularının askeri üsler kurmasını nasıl kabul ediyorsunuz, demek gerekmez mi?

KBY’nin istese bile Türkiye’ye karşı herhangi bir yaptırım veya askeri karşı koyuş gücü ve imkanı olmadığını biliyoruz. Ama sömürgecilerin saldırganlıklarını mazur görmek zorunda da değiller!…

TC, Kürdistan’ı vurmak için her zaman bir bahane bulur, olmazsa icat eder. Geçmişte Kürdistan’daki bütün katliamlar için (Şeyh Said, Ağrı, Zilan, Dersim…) her birine bir bahane bulmuştur, uydurmuştur.

“Sömürgecilerin eline bahane vermeyelim” hikayesine başlarsanız, bir bakarsınız yarın kendinize “Kürt” demeniz de bahane olur. Tarih bunun ibret verici örnekleriyle doludur.

Bağımsızlık referandumu kararı alındığında TC’nin, Güney Kürdistan halkını nasıl AÇ BIRAKMAKLA tehdit ettiğini, nasıl TEHDİTLER savurduğunu unutmadık. Bunun nedeni herhalde PKK değildi.

Sömürgecilerin saldırganlıklarını meşru gören, sivil halka yapılan saldırıları protesto etmeye bile çekinen bu EZİK DURUŞ, bombalamalardan daha yaralayıcı olmuştur.