2B887F5F-17C5-421D-B405-9C3C63884355Kürd düşmanlığı tarihsel olarak tescillenmiş olan Türk devleti, Rojava Devrimi’nin ilk gününden itibaren Kürd’lerin hiçbir statü sahibi olmaması için Kürd’lere karşı savaşan tüm silahlı cihatçı grupları destekledi. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altında hareket eden cihatçı gruplar, Cebhet El Nusra ve DAİŞ gibi cihatçı grupları Kürd’lerin başına musallat eden Türk devleti, bu grupların hepsinin yenilgiye uğratılmasının ardından 20 Ocak 2018 tarihinde kendi ordusuyla Efrîn’e yönelik işgal harekatına başladı. Rojava’nın işgali için tüm bölgesel ve uluslararası güçlerle irtibata geçen Türk devleti, bunun için her türlü tavizi vermeye hazırdı. Efrîn’e yönelik işgal saldırıları öncesi ABD ve Rusya ile yoğun bir pazarlığa başlayan Türk devletinin politikasını Tayyip Erdoğan’ın Rusya ile anlaşırsak Efrîn’e, ABD ile anlaşırsak Minbic’e gireceğiz sözleri özetliyordu.

Efrînî işgal saldırılarından hemen önce Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, Kürtlerin mallarının, mülklerinin talanının helal olduğu yönünde bir fetva çıkardı ve bunu tüm camilerde okutulmasını zorunlu kıldı. Saldırıya geçen Türk ordusu ve emrindeki cihatçı grupların cihada çıktığı yönünde fetvalar verildi. Türkiye’deki tüm camilerde fetih suresi okundu. Bu doğrultuda Kürtlerin malları ve mülklerini ganimet olarak gören Türk ordusu ve beraberindeki gruplar Efrîn’de işgal ettiği her yeri talan etmeye başladılar. Bu yetmedi Türkiye gözünü Fıratın doğrusu dedikleri YPG kontrolündeki bütün Rojava’ya dikti. Rojavanın tamamını işgal edip elde edilmiş Kürd kazanımlarını bertaraf etmek için çalmadık kapı bırakmadılar. ABD’nin Suriye’de çekilme kararı almasıyla Kürd topraklarını işgal etme hevesleri adeta tavan yaptı. Sonra, ABD yetkilileri olayın vehametini anladılar ve Türk devletinin Kürdleri katletmesine müsaade etmeyiz edemeyiz şeklinde açıklamalar yaptılar.

Bu açıklamalar üzerine Türk Devletinin Kürd düşmanlığı ilk defa ABD gibi küresel güç olan bir ülke tarafından resmen deklare edildi. Türk tarafı büyük bir panikle bilindik nakaratlarını tekrar etmeye başladılar. İşte, “Kürd’lerin en büyük dostu Türk devletidir, ezelden beri Kürd’leri en çok Türk devleti korumuştur, YPG ile Kürd’leri birbirinden ayırt etmek gerekiyor, Kürd’lerle YPG ve PKK’yi yanyana koymamak gerekiyor, Türklerle Kürd’ler kardeştir, kürtlerle hiçbir sorunumuz yok, sorunumuz “terörist”lerledir” gibisinden açıklamalar yaptılar.

Bu açıklamaları Türk yetkililerinden dinlerken, aklıma babamın küçükken bize anlattığı Aslan ile Yılan kardeşliğinin hikayesi geldi.

Hikaye şöyle:

Aslan ile yılan kardeş olmuşlar. Derken bir gün bir derenin kenarına gelmişler karşıya geçecekler. Yılan dönüyor aslana diyor ki; “ya aslan kardeşim ben su da yüzmesini bilmiyorum boğulurum, beni sırtlayıp karşıya atabilir misin?” Aslan da olur kardeşim der ve eğilir yılan Aslan’ın boynuna sarılır aslan suya vurur. Aslan yılanı karşıya geçirirken 1-2 adım kala yılan iyice aslanın boğazını sıkmaya başlar. Aslan Önce, yılanın suya düşme korkusundan dolayı boğazını sıktığını sanır ve hızlıca karşıya ulaşmaya çalışır. Fakat adeta nefes alamaz duruma gelir ve o iki adımı da atar karşıya geçer. Ancak, nefesi tükenmiştir boğulmak üzeredir.

Aslan yılana der ki; “ya kardeşim yeter artık boğazımı sıktığın bak karşıya geçtik hadi in artık boğuluyorum” der. Yılan derki; “yok ben anca seni yakalamışım sende can olana kadar asla seni bırakmam” der.

Aslan derki; “yahu hani kardeştik ben iyilik ettim seni sudan geçirdim” falan filan desede fayda etmez. Ve yılan boğazını daha da sıkar.

Aslan bakar ki ; Yılanın kardeşliği yalandan ibarettir ve fırsat eline geçmiş kendisini öldürecek. Döner yılana derki; “ya Allah belanı vermesin madem ki beni öldüreceksin, biliyorsun ben seni çok sevmiştim, seni kardeşim bilmiştim ve adeta sana aşıktım. Ama bakıyorumki sana doymadan beni öldüreceksin, o halde hele başını şöyle bir eğiver o kara gözlerinden son bir kere öpeyim ondan sonra beni öldür” der.

Yılan olur der ve başını aslanın ağzına doğru eğer, aslanın kara gözlerinden öpmesini beklerken aslan ani bir atakla kafasını ağzına alır ve kafasını koparır. Kafası kopulunca yılanın lifleri açılmış olur. Aslan, yılanı uzatır yere ve can veren yılan yerde düm düz durur. Aslan döner derki; “sevgili kardeşim yılan, kardeşlik gerek, böyle düz gerek, nedir o lifler, o dolambaçlar, o boğaz sıkmalar” der.

Şimdi bizim Kürd-Türk “kardeşliğimiz” de böyle işte. 1071’de anadoluya geldiklerinden beri sırtımızda taşıdık boğulmasınlar diye her türlü sudan geçirdik ama lifleri bir türlü açılmadığı gibi sürekli boğazımızı sıktılar sıkıyorlar. Öncelikle Türkiye’nin Kürd’lere, Kürd sorununa yaklaşımını iyi bilmemiz gerekiyor. Şu açıktır, Türkiye’nin Kürd’lerin hiçbir olumlu kazanımına sıcak bakması söz konusu olamaz. Türk devletinin ve bugünkü AKP iktidarının tek amacı, Kürd’lerin Üçüncü Dünya Savaşı koşullarında güçlenmesini ve kazanım elde etmesini engellemektir. Hiçbir yerde Kürd’lerin güçlenmesini, birlik olmasını, birlik olarak Üçüncü Dünya Savaşı’ndan güçlü çıkmasını, toprakları üzerinde yaşanan bu savaşı ve yeni dengelerin kurulacağı dönemde dengeler içinde etkili yer alıp statüler kazanmasını istemez. Türk devletinin ve bugünkü AKP iktidarının işi gücü, tek hedefi Kürd coğrafyasında yaşanan bu savaş koşullarında Kürd’lerin güçlenmesini engellemek ve Kürd’lerin bu savaşın sonucunda statü kazanmalarının önüne geçmektir. Tek derdi, tek hedefi böyle olan bir devlet, bir hükümet sadece Rojava Kurdîstan’nın da değil, tüm parçalarda Kürd’lerin olumlu adımlar atmasını ve kazanım elde etmesini ister mi? Kesinlikle istemez.

Türkiye’nin Kürd’lerin hak elde etmelerini isteyeceğini, böyle bir durum olduğunda destekleyeceğini düşünmek, kendini kandırmaktır. Bu açıdan Türkiye’nin Kürtd politikalarını bilmek lazım. Bu koşullarda Kürd’lerin birliğine, kazanımına, mücadelesine nasıl yaklaşıyor, bunu bilmek lazım.

Türk devletinin özel savaş gereği söylediği hiçbir sözün anlamı yoktur. Türk devletinin Kürd’lerle ilgili söyleyeceği bütün söylemler kesinlikle Kürd’ün aleyhinedir, Kürtd’ere karşı söylenmiş özel savaş gereği sözlerdir. Türk devleti Başurê Kurdîstan’la ilişkileri sürdürüyorsa, zaman zaman olumlu şeyler söylüyorsa bunların hiçbirinin amacı Kürd’ün iyiliği ve hayrı için değildir. Türk devletinin şu andaki en temel politikalarından biri, PKK’nin tasfiye edilmesidir. Bakurê Kurdîstan’daki özgürlük mücadelesinin tasfiye edilmesidir. Bunun için de Kürd Özgürlük Hareketi’ne karşı olacak ve karşısına çıkarılacak herkesi kullanmaya çalışmaktadır. Bu açıdan PKK ve lideri karşıtı bir güç varsa onu Öcalan ve PKK’nin karşısına çıkarmak Türk devletinin temel stratejisi, temel politikası, temel taktiği, temel söylemi, temel amacı ve temel duygusudur. Bu gerçekliğin herkes tarafından bilinmesi gerekiyor. Türk devletinin bütün söylemlerini yönlendiren Kürd karşıtlığı ve Kürd düşmanlığıdır. Ortadoğu politikasını da bu belirliyor, ABD ile ilişkilerini de bu belirliyor, Avrupa ile ilişkilerini de bu belirliyor, Rusya ile ilişkilerini de bu belirliyor, iç politikadaki durumu da bu belirliyor.

Yani Kürd sorunuyla ilgili olmayan konularda bile Türk devleti ilişkinin Kürd’leri güçlendirip güçlendirmeyeceği, Kürdlerin zararına olup olmayacağı çerçevesinde yaklaşıyor. Katar’la ilişkisi de böyledir, Avrupa ile ilişkisi de böyledir. ABD ve Avrupa’yla kavgası da böyledir, herhangi bir güçle kavgası da böyledir. Bu açıdan Kimi çevreler tarafından sanıldığının aksine, Türk devletinin Başurê Kurdîstan’da da kesinlikle Kürd’lerin güçlenmesini isteyecek, Kürd’lerin özgür ve demokratik yaşamını güçlendirecek hiçbir gelişmeye destek vermesi mümkün değildir.

Rojava’daki tutumundan Türkiye’nin Kürd’lere yaklaşımı belli değil midir? Rojava’da Kürd’ün kazanımlarını ezmek için her yol ve yöntemi denemiyor mu? Rojava konusunda iki üç yıl önce ne söylediler? “Kuzey Irak’ta yaptığımız hatayı orada yapmayacağız” dediler. Bunun anlamı şudur; orada hata yaptık, Kürdler kazanımlar elde ettiler; oradaki durum, Türkiye açısından olumsuz oldu, bu açıdan Rojava’da buna izin vermeyeceğiz dediler. Bunu derken sadece PYD’yi kastetmediler; şu partiyi, bu partiyi kastetmediler. “Kürd’lerin kazanım elde etmesini” kastettiler. Bu kazanımı elde eden PYD olmazdı da başka bir parti olurdu. PYD orada muhalif grup olurdu, başka bir parti ya da siyasi grup en önde olurdu; bu durumda da Türkiye’nin tutumu hiçbir biçimde değişmezdi. Oradaki Kürd’lerin elde ettiği kazanımları boğmak için her türlü yol ve yöntemi denerdi. Rojava’daki tutumu, Başur’daki referandum dönemindeki tutumu, Türk devleti ve AKP’nin genel olarak tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bunları görmeden AKP Kürd’ler için iyi şeyler yapabilir gibi sözler söylemek, gerçeklere gözleri kapamak, AKP uşaklığı ve işbirlikçiliği yapmaktır. Bakurê Kurdîstan’da hala bazı Kürd’ler AKP’nin KDP ile kurduğu taktik ilişkiler, AKP’nin KDP ile PKK karşıtlığı üzerine kurduğu ilişkilere dayanarak AKP’ye olumlu yaklaşıyorlar, AKP’den bir şeyler beklemeye çalışıyorlar. Bu, Kürd karşıtlığıdır, gaflettir, ihanettir. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

Türk devletinin, AKP iktidarının sadece Kürd sorununa değil, Kürd sorunuyla bağlantılı bağlantısız bütün sorunlara yaklaşımı kesinlikle Kürd’leri soykırıma uğratmayla ilgilidir; Kürtlerin uyanışını ezmeyle ilgilidir. Bakurê Kurdîstan ve Rojava başta olmak üzere Kürd’lerin bütün parçalarda hak kazanmasını elde etmenin önüne geçmekle ilgilidir. Tabii bu çerçevede de Kürd’lerin güçlenip Ortadoğu’da gelişmesinin, Ortadoğu’da etkili halk haline gelmesinin önüne geçmekle ilgilidir.

Bu açıdan Türkiye’nin kürd’lerin hamisiyiz, tarihten beri en çok Kürdleri biz koruyup kollamışız sözlerine yönelik değerlendirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz denildiğinde, bu soruya verilmesi gereken cevap, Türk devleti genel olarak Kürd’lerin kazanımlarına nasıl yaklaşıyor, bu çerçevede olmalıdır. Yani Türkiye’nin ve AKP iktidarının Kürd’lere yönelik politikasını değerlendirmek gerekiyor. Kürd’lere yönelik politikası değerlendirildiğinde, Türk-Kürd “kardeşliğine” yönelik söylemlerinin, politikalarının, ya da bu söylemin içinin nasıl doldurulduğu konusu da açık ve net ortaya çıkacaktır.

Eskiden, en iyi Kürd ölü Kürd’tür diyorlardı, ama şimdi onlar için en iyi Kürd mezarı bile olmayan Kürd’tür!.